ATASÖZLERİMİZDE KIRK KAVRAMI

3 Eylül 2021 00:46
A
a
Ercan Kardeşler Kuyumculuk



Üç, beş, yedi, dokuz ve kırk sayılarını günlük hayatımızda yoğun bir şekilde kullanırız.
Sayılar, inançlarımızdan, sosyal ve coğrafi çevremizden, etkileştiğimiz kültürlerden, tarihimizden, gelenek göreneklerimizden iz taşır.
Bu sayılardan “kırk” sayısının atasözlerimizde kullanılışı tespit edebildiğimiz kadarıyla şöyle:
Akşama kadar kırk mezhebe girer; akşam da mezhepsiz yatar.
Değişik işlere girip çıkar. Düzen ve hile yaparak iş becerir. Bunu da hiç fark ettirmez.
Âlemin ağzına kırk arşın bez yetişmez.
Dedikoduya elverişli bir durum ortaya çıkmayagörsün halk, bunu çeşitli yorumlarla genişletir.
Altı aylık ferik, kırk yıllık tavuğu güder. (ferik: Piliç)
Genç, zeki, pratik olan; kendinden büyüklere de yol gösterir.
Analık ak giysi üstünde kara yamalık; kırk yılda bir çorba pişirir onun da suyu bulanık.
Çocuklar için analık (üvey anne), beyaz elbiseye yamanmış bir kara leke gibi kötülük simgesidir.
Ardından kırk köpek havlamayan kurda kurt, denmez.
Önemli kişileri çekemeyip onlara dil uzatanlar, çok olur
Askerden gelen, kırk gün havaya kırk gün tavaya çatar.
Alışılmış çevreden başka çevreye geçiş, zor olur.
Ayının kırk masalı /türküsü varmış; kırkı da ahlat üstüne.
Bazıları, kafasına taktığı bir şeyi her zaman ve her yerde gerekli gereksiz tekrarlayıp durur.
Baba kırk oğul beslemiş, kırk oğul bir babayı beslememiş.
Çocuklar, anne babaların iyiliklerine bazen karşılık veremeyebilir.
Bir adama kırk gün ne derseno olur.
İnsana sürekli aynı telkinde bulunulursa onun bilinçaltında birtakım inanç ve duygular yerleşebilir.
Bir at, kırk yıl koşmaz. / Bir maymun, bir kapıda kırk yıl oynamaz.
Her şeyin bir sonu, vardır
Bir çocuğun kırk ebesi olursa ya kör olur ya topal.
Bir kişinin yapabileceği işe birden fazla insan müdahale ederse o iş olması gerektiği gibi olmaz.
Bir fena kırk iyiyi bozar; kırk iyi, bir fenayı düzeltemez.
Bir kötü çok iyi bozar ama çok iyi bir kötüyü düzeltemez.
Bir fincankahvenin kırk yıl hatırı var.
Başkalarından görülen iyilikler, küçük de olsa asla unutulmamalıdır; bu, dostluğun gereğidir.
Bir günün misafiri, kırk yılın tellalıdır.
Misafire verilen kıymet, ona yapılan ikram yıllar geçse de unutulmaz.
Bir yalanı kırk doğruyla saklarlar.
Gerçeği gizlemek adına söylenen yalanlar, birbiri ile bağlantılı olur.
Biz kırk kişiyiz birbirimizi biliriz.
Çoktan beridir birbirimizi tanıyoruz, kimse üstünlük taslamasın.
Boğaz kırk boğumdur boğa boğa söyler.
Ağıza her gelen söylenmemeli, iyice ölçüp öyle konuşulmalıdır.
Boy devede de var ama kırkı bir eşeğin ardından gider.
Küçük ama akıllı olan, görünüş bakımından büyük çok kişiyi yönetecek, peşinden sürükleyecek güçtedir.
Çiftçinin karnını yarmışlar; kırk tane gelecek yıl çıkmış.
Doğal afetlerden etkilenen çiftçi, umudunu hep gelecek yıla bağlar.
Delinin biri kuyuya taş atmış, kırk akıllı çıkartamamış.
1. Kimi insanın yaptığı mantıksız ve kuralsız işi, pek çok akıllı düzeltemez. 2. Aklî dengesini yitirmiş kimi kişinin yaptığı öyle işler vardır ki bunu akıllılar bir araya gelse ne yorumlayabilir ne de çözebilir.
Deve kırk yılda intikam almış; ‘Amma da çabuk oldu.’ demiş.
Kin tutmak doğru bir davranış olmasa da bazen kendine zalimce davranmış kişilerden intikam almak gerekir. Ancak bunun için acele etmemeli, doğru zaman beklenmelidir.
Ekinci kırk yılda biter, bezirgân kırk günde.
Toprakla uğraşanın hayatı bir şekilde devam ederken ticaretle uğraşan, kısa sürede ekonomik felakete uğrayabilir.
Gömleksizin gönlünden kırk arşın bez geçer.
Hayale ölçü yok. Bir nesneden mahrum olanın gönlünden hep o şeyi bol bol edinmek geçer.
Güzelliğe /güzele kırk günde doyulur iyi huyluya kırk yılda doyulmaz.
Yüz ve vücut güzelliği geçici, huy güzelliği kalıcıdır.
İnsan kırkına kadar boğazından büyür, kırkından sonra boğazından ölür.
Yiyip içmenin de bir zamanı, bir yaşı vardır, dikkatli olunmalıdır.
İş buyursan kaykılır, bir iplik çeksen kırk yaması birden dökülür.
Fakirliğine yanmaz, bir de iş beğenmez.
İtin kuyruğunu kırk yıl kalıba koymuşlar, düzelmemiş.
Başıboş, karaktersiz ve serserilere ne kadar doğru yol gösterilse de işe yaramaz.
İyi türkü, kırk gün söylenir.
Her hadisenin unutulacağı bir zaman vardır.
Kadının kırk çırası /çerağı var, biri sönse biri yanar.
Kadın, hep aydınlatıcıdır.
Katma akıl, kırk adım gider.
Kendinde olmayınca başka kişiye, kişilere bir şey yaptıramazsın.
Kırk bacanak bir yorgana girmişler, demişler daha yok mu.
Bacanaklar arasında geçim sıkıntı solmaz.
Kırk ebe bir araya gelse, yine doğuran çeker.
Dert kimin başındaysa, çeken odur.
Kırk gün tavuk gibi yaşamaktansa bir gün horoz gibi yaşamak, daha hayırlıdır.
Gücünü kullanmayıp gücün gereğini yapamadıktan sonra yaşamın ne anlamı var ki.
Kırk kargaya bir sapan taşı yeter.
Az bir şey ile birçok kimse memnun edilebildiği gibi az bir şeyle birçok kimsenin huzuru da bozulabilir.
Kırk yalan, bir gerçeğin yerini tutmaz.
Yalan ve doğrunun kulvarı farklıdır; bir yerde kesişmezler.
Kırk yaşındaki eşek, iki yaşındaki ata arpa taşır.
Sosyal hayatta her şey, iş bölümüne göredir. Bu işlerde bazen ters gelenler varsa da ondan ibret almak gerekir.
Kırk yıl kıran olmuş, eceli gelen ölmüş.
Vakti gelip vadesi yeten, hasta olmasa da ölür.
Kırk yıl yağmur yağsa da mermere su işlemez.
Bazı şeyin bazı şeye tesiri ne kadar zorlansa da olmaz.
Kırk yılda bir çıracı oldu, ay akşam doğdu.
Talihsizlik fakiri her yerde bulur.
Kırk yıllık kâni, olur mu Yani. (kâni: Kanaat eden. Kendinde olan helale razı olup başkasının hiçbir şeyine göz dikmeyen; kanmış, inanmış, tatmin olmuş) / Kırk yıllık çingeneye, maşa yapması öğretilmez.
Yaşlanmasına kadar iyi ve doğru olan kimse, o yaştan sonra kötü bir kişi olamaz.
Kırkına kadar kuzu ye; kırkından sonra kuzu ne yiyorsa onu ye.
Belli yaştan sonra yiyip içme çeşitliliğinin pek anlamı olmaz.
Kırkından sonra azanı, teneşir paklar.
Yaşlandığı zaman kötü ahlâk üzere bulunan, bir türlü doğru yola getirilemez; ölümüne kadar öyle gider.
Kırkından sonra saza başlayan, kıyamette çalar. / Kırkından sonra öğrenip sekseninde saz çalacak.
Yaşlandıktan sonra bir şeyler öğrenmeye kalkışanın bunu başarmaya ömrü yetmez.
Kudurmuş köpeğin ömrü, kırk gündür.
Her hiddetin yaratılışa göre bir sonu vardır.
Kurt, eşek yediği dereyi kırk gün yoklarmış.
1. Kurt, doyduğu yerden aralaşmaz. 2. Nasiplenilen yer, kişi vb. unutulmaz.
Lohusanın mezarı, kırk gün açık durur.
Kırkı çıkıncaya kadar lohusaya iyi bakılmalıdır.
Ölüsü olan kırkgün ağlar, delisi olan her gün ağlar.
Delisi olmak, ölüsü olmaktan daha büyük bir felakettir.
Sarımsağı gelin etmişler, kırk gün kokusu çıkmamış.
1. Bir yere yeni gelen, ilk günlerde çevresinden kusurlarını gizler. 2. Bir kimse hakkında hemen hüküm verilmemelidir.
Tabancanın dolusu bir kişiyi korkutur, boşu kırk kişiyi.
Dolu sanılıp kime karşı kullanılacağı belli olmayan boş tabancadan da herkes korkar.
Tembel ayağa kalkınca kırk kişi, susarmış.
Tembel, diğer tembellerin kurbanı olur, ayağa kalktığına pişman olur.
Verdik kırkı, gitti korku.
Sıkıntımızı fedakârlığımızla şu an itibarıyla bitirdik.
Yemekten sonra ya kırk adım atmalı, ya sırt üstü yatmalı.
Yemeği midenin hazmetmesi için gereğini yerine getirmek gerekir.
Yılan hikâyesi kırka sürer.
Bu konu; uzun sürer, uzayıp gider ve bir türlü bir sonuca bağlanamaz.
Yörüğün evini bir katır taşısa da keyfini kırk katır taşıyamaz.
Yörük, keyfinin üstünde bir şeyi zor tanır. Yörük, her hâl ve şartta sefa sürmeyi bilir.
Zengin fakir düşse de kırk yıl zenginlik kokusu çıkmaz.
Zenginliğin izi kaybolmaz.
 
1000
icon
Fakı Başar 3 Eylül 2021 18:56

Ellerine sağlık sayın Özcan Türkmen öğretmenim. Çok güzel bir anlatım.

0 0 Cevap Yaz
alinti yazarlar ALINTI YAZARLAR
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

e-gazete E-GAZETE
sayfalar SAYFALAR
arşiv HABER ARŞİVİ
linkler LİNKLER
duyurular DUYURULAR
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat