BİTMEYEN FELAKETLER

17 Ağustos 2021 00:00
A
a
Ercan Kardeşler Kuyumculuk
Felaketler Zinciri
Türkiye yapısı itibariyle hem doğal afetlere hem de insan eliyle gelebilecek afetlere son derece müsait bir ülke. Yıllardır başımız dertten hiç kurtulmaz. Ancak son zamanlarda büyük felaketler o kadar üst üste geldi ki, milletçe korkuya ve karamsarlığa kapıldık. Psikolojimiz bozuldu desem herhalde abartmış olmam. Geçtiğimiz günlerde ülkemiz tarihindeki en büyük yangın felaketini yaşadık. Günlerce yangınlar söndürülemedi. Çünkü insan eliyle söndürülemeyecek kadar büyüktü yangınlar. Yangın söndürme uçağımız da olmayınca hiçbir şey yapamadan izlemek zorunda kaldık memleketin en güzel yerlerinin yanışını. Bu çaresiz izleyiş hepimizde çok kötü bir etki yarattı. Tam yangınlar söndü darken bu kez Karadeniz’den kara haber geldi. Kastamonu ve Sinop’u vuran sel 50’den fazla can aldı. Bölgeden gelen görüntüler ise korku filmlerini aratmayacak cinstendi.  Sel sularının her şeyi yutması ve yutamadığını da alıp götürmesi, insanların çaresizce çatılarda yardım beklemesi… Daha yangınların etkisinden çıkamamışken bir de bu manzaraları görmek bir kat daha etkiledi bizi. Ülkenin batısı yangınlara, kuzeyi sele teslim. Doğusu da mülteci akınına teslim adeta. Mülteci akını öyle bir boyutta ki buna artık mülteci akını değil, işgal demek sanırım daha doğru olacak. Yani bu da bir diğer felaket. Ciddi bir milli güvenlik meselesi. Tüm bunlara bir de ekonomik felaketi ekleyelim. Markete her gittiğimizde artan fiyatlar, ev ve araba fiyatlarının alınamayacak noktalara ulaşması, işsizlik, yoksulluk derken neresinden bakarsanız bakın ekonomi de felaket durumda.
 Yazının başında da söylediğim gibi. Türkiye her açıdan olası sıkıntılara ve türlü felaketlere son derece açık bir ülke. Hal böyleyken azami derecede dikkatli olmak, tedbiri asla elden bırakmamak ise ülkeyi yönetenlerin en önemli görevi. Ama ilk görevi ormanları korumak olan Orman Bakanlığı’nın yangın söndürme uçağı yoksa, dere yataklarına imar izni verilmiş ve yerleşime açılmışsa, bizden her ay kazancımızın %60’ını vergi olarak alan hükümet kara günler için kenara para koymayıp her felakette yine vatandaştan para istiyorsa, sınırlarımız yol geçen hanına dönmüş akın akın mülteciler geliyorsa hükümet görevini iyi yapmıyor demektir. Görevini iyi yapmayan bir hükümet de felaketler zincirine işte böyle davetiye çıkarır. Bu felaketlere kader deyip geçemeyiz. Bunlar bu coğrafyada her zaman olması muhtemel durumlar. Aynı zamanda önüne geçmesi imkansız şeyler de değil. Ama bir boş vermişlik almış başını gidiyor. Türkiye bir an önce bu felaketler sarmalından kurtulmalı ve kısa vadede acil çözümler üretilmelidir. Ülkeyi yönetenlerin sorumluluğunun bir an önce farkına varması, silkinip kendine gelmesi gerekmektedir. Uzun vadede ise ilk işimiz hükümeti demokratik yollar ile değiştirmek olmalıdır. Açık ve net şekilde görülüyor ki Türkiye’nin kan değişimine, yeni ve dinamik bir yönetime ihtiyacı var.
 
Afganistan
Geçtiğimiz Pazar günü Taliban Afganistan’ın başkenti Kabil’i ele geçirdi ve Afganistan’daki yasal hükümet resmen düştü. Devrik Cumhurbaşkanı Eşref Ghani ülkeyi terk etti. Böylelikle ABD ve Taliban arasında 20 yıllık savaş son buldu. ABD hükümeti Afganistan’da yürüttüğü savaşın bir sonuca ulaşmayacağını görmüş olacak ki 20 yıl sonra bu çekilme kararını aldı ve ülkeyi resmen radikal İslamcı terör örgütü Taliban’ın yönetimine terk etti. ABD bu cadı kazanını terk edip çıkarken biz neden Afganistan’da Türk askerlerini tutmak için ısrar ediyoruz? Kapalı kapılar ardında yapılan anlaşma nedir? ABD Dışişleri Bakanlığı geçen hafta özellikle Kabil havalimanını koruyacak olmasından dolayı memnunuz dedi. Her an askerimizin saldırıya uğraması muhtemel olan bu havalimanını neden biz koruyoruz? Türkiye’nin Afganistan’da Mehmetçiğin hayatından daha değerli olan çıkarı nedir? Taliban yönetimi tamamen ele geçirdikten sonra neler olacak? Bu soruların hiçbirinin cevabını bilmiyoruz maalesef. Bu sorulara çok önemli bir soru daha ilave edelim. Her gün sınırlarımızdan içeri dalan 25-35 yaş arası binlerce Afgan’ı neden ülkeye alıyoruz? Bu Afganlar da ABD ile yapılan anlaşmanın bir parçası mı? Bu cevapsız sorular bizleri derin bir endişeye sevk ediyor gerçekten. Umarım Afganistan’da gereksiz bir maceraya girmeyiz…
 
Kırsal Kesim İzlenimleri
Geçtiğimiz haftasonu CHP Odunpazarı İlçe Başkanlığı olarak Odunpazarı bölgesindeki köyleri gezmeye ve buralarda vatandaşla sohbet edip, sıkıntılarını dinlemeye başladık. Bölge sakinleriyle yerel konuların yanı sıra genel siyaset ve Türkiye’nin durumu üzerine de bolca sohbet ettik. Bu sohbetler esnasında en sık duyduğumuz ifadelerden birisi şu oldu: ‘’Son seçimde AKP’ye oy verdim ama bir daha oy vermeyeceğim.’’ Vatandaşın bu ifadeyi kullanmasının birden fazla haklı sebebi var. Çiftçilik yapanlar için artan mazot fiyatları, yeterli destek verilmemesi ve sürekli olarak ithalat yapılarak yerli üreticinin belinin bükülmesi başlıca şikayet sebebi. Hayvancılık yapanlar için de maliyetler son derece artmış durumda. Ekonomideki kötü gidişat tıpkı şehirde yaşayanlar gibi köylünün de belini büküyor. Tabii ki sadece ekonomi konuşmadık. Konuştuğumuz köy sakinleri adaletsizliğin ve liyakatsizliğin de ziyadesiyle farkında. Herkes ülkenin gidişatından endişeli. Kırsal kesimdeki vatandaşlarla sohbetlerimizin ardından ilk seçimle beraber her şeyin değişeceğine ve düzeleceğine olan inancım bir kat daha arttı. Gerçekten büyük bir çoğunluk içine düşmekte olduğumuz çıkmazın farkında.
 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

alinti yazarlar ALINTI YAZARLAR
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

e-gazete E-GAZETE
sayfalar SAYFALAR
arşiv HABER ARŞİVİ
linkler LİNKLER
duyurular DUYURULAR
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat