Hüseyin Güven

KUMRU SEVGİLİSİNE ‘SENİ SARAYLARDA YAŞATACAĞIM’ DEMİŞ…  

3 Aralık 2021 00:41
A
a
Ercan Kardeşler Kuyumculuk

Topkapı Sarayı Müdürlüğü yaptığı sırada bir gün makamında otururken açık pencereden bir Kumru kuşunun girip bir avizeye konduğunu görür… Hiç kıpırdamadı ve öylece bekledi… Kuş biraz etrafa bakındıktan birkaç dakika sonra yanında başka bir kuş ile birlikte gelip yine avizeye kondular… O yine oturduğu yerde hiç kıpırdamadı ve 2-3 gün içinde kuşlar ağızlarında getirdikleri dal parçaları ile yuvalarını yapmıştı bile…
 
Kumrular onu görüyor, ürkmüyor, fakat odaya dışarıdan biri gelince pencereden uçup gidiyorlardı… Bu durumu fark etti ve hemen makam odasını karşısındaki daha küçük bir odaya yerleşti…
 
Günler sonra ziyaretine gelen gazeteci Savaş Ay bu durumu haber yapınca Ankara’dan telefonlar yağdı…
 
Her gelen telefonda ‘Kuşları kovun, pencereyi kapatın odayı da temizletin’ emirleri geliyordu…
 
‘En azından yumurtalar çatlasın, sonra alıp bir yere koyarız’ dediyse de dinletemedi… 
 
En sonunda ‘Ben yuvayı almam, siz beni görevden alın’ dedi… Bu lafından 1 gün sonra kuşlar hisseder gibi kendiliğinden odayı terk etmişti… O ise bu hareketiyle hem devletten hemde halktan alkış almıştı… O kişi trafik kazasında hayatını kaybeden Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Türk Tarih Profesörü, Prof. Dr. Ahmet Haluk Dursun Bey’di…
 
…/…
BOĞAZİÇİ’NDE KIRK YILIM…
 
‘Boğaziçi’nde Kırk Yılım’ isimli anı kitabında şunu da eklemiş Sayın Dursun: ‘Bana yuva yık, odana geç’ diyenlerin hiçbiri makamında kalamadı ama ben Ankara’da bakan yardımcısı ve Müsteşar olarak gittim… Biz bu makamlarda kalıcı değiliz, kuşlar ise hep uçmaya ve yuvalar kurmaya devam edecek…’
 
…/…
 
Hiç şüphe yok ki Boğaziçi dünyadaki en güzel manzaralı yerlerden birisi…
 
Yüzyıllardır hemen her şeye rağmen ayakta kalarak doğal güzelliğini bizlere sunmaya devam ediyor…
 
Merhum Haluk Dursun, Boğaziçi’nde Kırk Yılım kitabında, daha küçük bir çocukken Naima Sultan Yalısı’nda geçirdiği bir geceden bahsediyor… Hayatı boyunca süren Boğaziçi sevgisini samimi ve dahi zarif bir üslupla dile getiriyor…
 
Ezcümle, Boğaziçi medeniyetine dair bilgi birikimini yaşamından kesitlerle birleştirip bizleri de bu güzelliğe ortak ediyor… Yaşamadan yaşatıyor adeta, belki çok daha fazlası…
 
Çok daha fazlasını okumak istiyorsanız ‘Boğaziçi’nde Kırk Yılım’ kitabını şiddetle tavsiye ediyorum…
…/…
Diğer kitapları:
İstanbul'da Yaşama Sanatı; Nil'den Tuna'ya Osmanlı Yazıları; Tuna Güzellemesi; Osmanlı Coğrafyası'na Yolculuk; Ayasofya Müzesi Kültür Envanteri; Şehir ve Kültür: İstanbul; İncir Çekirdeği: Hereke’den Çıktım Yola; Medeniyet Köprüsü Beş Şehirli
 
…/…
 
‘DİCLE'NİN, KARASU'NUN, ARAS'IN KUZULARINI ÇAKALLARA KAPTIRMAYACAĞIZ.’
 
Prof. Dr. Ahmet Haluk Dursun, vefatından bir kaç sene önce Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesinde konuşma yaparken, bir anısını şöyle anlatıyor…
 
  • ‘Genç bir kız öğrenci söz istedi ama muhalefet dozu yüksek heyecanlı bir şekilde, ‘Sizin burada ne işiniz var? Ben sizin yaptığınız çalışmalara baktım, siz Tuna tarihçisisiniz, sizin hayatınız Tuna’yla geçmiş. İkinci kitabınız da Nil. Nil’le ilgili de çalışmışsınız. Sizin hayatınızda Dicle yok. Siz Dicle’siz bir tarihçisiniz, o yüzden sizin burada bulunmaya hakkınız yok, konuşmaya hiç hakkınız yok’ diyor… Bütün akademik unvanlar bir tarafa gidiyor tabii.
 
  • ‘Tamam, bir dakika haklısın ama biraz dinle. Konuşmayı nerede yapıyoruz? Dicle Üniversitesinde yapıyoruz. Kampüsün içerisinden Dicle geçer. Ben buraya nereden geldim? Cizre'den geldim, Cizre tam bir şehirdir ve tam bir Dicle şehridir. Bir gün önce de Hasankeyf'te idim. Batman, oradan da yine Dicle gelir. Demek ki gözümüz Dicle'de ama gönlümüz de Tuna'da. Bunda da bir zarar yok günah yok ama haklısın bu bir gecikme, bu bir tehir. Zaten her işin, her vazifenin rehine bırakılmış bir vakti vardır. ‘Vakti şerif’ denir zaten ona. İşte o vakti şerif gelmiş ben Dicle'de sizle bugün beraberim.’ dedim. Sonra gösterdim, gençlerin hepsi zaten aynı frekans gençler. ‘Siz Dicle’nin kuzularısınız ve siz Dicle’nin kuzuları bize emanetsiniz. Haklısınız geç kaldık bu emanete sahip olmakta ama bundan sonra sizinle hep beraber olacağız ve bu bölgede Dicle’nin, Murat’ın, Karasu’nun, ZapSuyu’nun, Aras’ın kuzularını çakallara kaptırmayacağız.’ dedim.
 
Çakallara kaptırmamak için onlarla hemhal olmak, hemdert olmak ve beraber olmak lazım…
 
…/…
HANGINIZ PADİŞAH! (GÜZERGÂHIN ÇAYIR OLSUN)
 
Yörük bir gün Topkapı Sarayına gelir… İlk dönemde Divanı Hümayuna gelir, ilk dönemlerde Divanı Hümayuna girmek serbest biliyorsunuz… Yörük bunu öğrenir, sen niçin geldin derler, şiir okuyana Atiye veriliyormuş (ödül manasında) bende şiir okumaya geldim der…  Bakarlar haline tavrına pek şair havası yok ama madem buraya kadar geldin sende oku bakalım derler…  Yörük içiri divana girer, kalabalık arasına girer ve yörüksahafiyetiyle
 
  • ‘Hangınız Padişah?’ diye sorar…
 
‘Hangınız Padişah’ diye sormak Devlet teşrifatına uygun bir şey değil ama oradaki çavuş başı gösterirler protokol, gösterirler işte Padişahımız derler…
 
Ona söyleyeceğim şiiri der…
 
Sizi padişah yerine koyuyorum, ben yörük, (diyerek güzel bir espri ile)
 
  • ‘Sevgili hünkârum, sabahı şerifler hayr olsun, yediğin bal ile kaymak, güzergâhın çayır olsun’
 
Ben bundan gül şiir, bundan güzel temenni, bundan saf bir yörük duası duymadım…
 
Yörüğün gözünde yiyeceklerin en alası, en şahı bal ile kaymak… İnşallah yediğiniz bal ve kaymak saf, gerek bal ve kaymak olur, yörüğün o zaman da yediği gibi… Zamane ballarında ve kaymaklarında böyle bir sıkıntı zaman zaman oluyor, Allah cc affetsin… Ama son kısım duanın bana göre en hoş kısmı ve en çok ihtiyacımız olan kısmı…
 
  • ‘Güzergahın çayır olsun’
 
Yani hayatın, gezdiğin, seyri sefer ettiğin, gözünün gördüğü yerde o yeşillik doğal tabii çayır senin gözünü ve gönlünü açsın…
 
Şimdi padişah zaten Topkapı Sarayında bir tarafı Gülhane, diğer tarafı has bahçe… Gülhane’de Has Bahçe’de sınırlı bir yer… 700 dönümdür, etrafı çevrilidir…
 
‘Güzergahın çayır olsun’ demek, senin çayırdaki özgürlüğün kısıtlanmasın demek… İstediğin çayıra, istediğin bozkıra, istediğin yaylaya gönlünce çıkabilesin, dolaşabilesin, hayatında bir tahdit, sınır olmasın demek…
 
Not: Merhum Prof. Dr. Ahmet Halûk Dursun Hoca, Eskişehir Türk Ocağı Akademisinin 2018 Açılış Konuşmasında ders niteliğinde selâmlama yaparken ki konuşmasında alıntılardır…
 
…/…
GEÇ KALMIŞ BİR YAZI!
 
(Malumunuz Prof. Dr. Ahmet Halûk Dursun Hoca Malazgirt Zaferi'nin 948. yıl dönümü dolayısıyla (Ağustos 2018) Ahlat'a gitmiş, Erciş ilçesinde trafik kazası sonucu vefat etmişti.)
 
Geç kalmış bir yazıydı /evet, ‘Boğaziçi'nde Kırk Yılım’ kitabı vesile oldu belki, iyi ki de olmuş… Daha iyi tanıdık, haddi aşmadan tanıtalım istedik…
 
Akademisyen, tarihçi ve bürokrat kimliğiyle kültür ve medeniyet tarihimize değerli katkılar sunan, vatan, millet ve dahi memleket sevdalısı bir şahsiyetti Merhum Prof. Dr. Ahmet Halûk Dursun Hoca…
‘Kültürel kalkınma için topyekûnharekât’ ideali için hem akademisyen hem de bürokrat olarak mesai harcadı /bildiğimiz kadarıyla şahidiz…
Allah cc şahit olsun ki, nefesimiz yettiğince çalışacağız, dilimiz döndüğünce anlatacağız inandığımız ülkümüzü /davamızı…
 
Merhum Ahmet Halûk Dursun hocamızın ifadesiyle, Dicle’nin, Murat’ın, Karasu’nun, ZapSuyu’nun, Aras’ın kuzularını çakallara kaptırmayacağız…
 
‘Bir kumru arkadaşın sevgilisine, ben seni saraylarda yaşatacağım sözünü yere düşürmeyeceğiz…’
 
‘Ömrünüz hayr, yediğiniz bal ile kaymak, güzergâhınız çayır olsun’
Ves’selam
 
 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

alinti yazarlar ALINTI YAZARLAR
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

e-gazete E-GAZETE
sayfalar SAYFALAR
arşiv HABER ARŞİVİ
linkler LİNKLER
duyurular DUYURULAR
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat

Göksel Tantuni Eskişehir