TÜRKİYE’NİN MAKROEKONOMİK GÖRÜNÜMÜ

14 Eylül 2021 00:01
A
a
Ercan Kardeşler Kuyumculuk
Türkiye ekonomisinin nasıl büyük bir çöküş yaşadığının hepimiz farkındayız. Pazarda ve markette bu ekonomik çöküşü derinden hissediyoruz. Bu yazımda Türkiye’nin ekonomik görünümünü makro göstergeler vasıtasıyla açıklamaya çalışacak ve aynı zamanda yaklaşık 20 yıllık AKP döneminin ekonomik öyküsünü sizlere aktaracağım.
 
GSYİH (Gayri Safi Yurtiçi Hasıla)
 GSYH bir ülkede belli bir zaman içerisinde üretilen tüm mal ve hizmetlerin toplam ekonomik değeridir. Bir ülkenin zenginliğinin en önemli göstergelerinden birisi olarak kabul edilir. Türkiye 2013 yılında GSYİH ölçümünde kendi zirvesini görerek 957 milyar dolara ulaşmıştır. Bunu bir başarı olarak kabul edebiliriz. Ancak 2014 yılında Sayın Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olarak otoriterleşme sinyalleri vermesiyle bir düşüş başlamıştır. Bu düşüş Başkanlık Sistemi’nin hayata geçirilmesiyle hızlanmıştır. Türkiye’nin 2020 yılında 717 milyar dolara gerilemiştir ve 2013 yılından bugüne kıyasla %25 azalmıştır. Başka bir ifadeyle Türkiye’deki mal ve hizmet üretimi dörtte bir oranında azalmıştır. Bu da demek oluyor ki ülke olarak 2013 yılından bugüne %25 fakirleştik.
 Bu başlığı kapatmadan önce bazı ülkeler ile kıyaslamalara bakmakta fayda var. ABD 20 trilyon dolarlık GSYİH ile dünyada en çok ekonomik değer üreten ülke. Bu miktar Türkiye’nin tam 30 katına karşılık geliyor. 2006-2016 yılları arasındaki 10 yıllık süre boyunca Türkiye dünyanın en büyük 17. Ekonomisi konumunu korudu. Ancak 2016 yılından günümüze kadar sert bir düşül yaşayarak 20.’liğe geriledi. AKP 2023 hedefleri kapsamında topluma vadettiği dünyanın en büyük 10 ekonomisi hedefine bırakın yaklaşmayı tam aksine Türkiye ekonomisini 20. Sıraya düşürdü. Bu şekilde devam edersek 20.’likten de aşağı düşerek G-20 ülkeleri arasından çıkacağız.
 
 
Türk Lirası ve Enflasyon
 Yukarıda belirttiğimiz gibi ekonomisi en güçlü olan ülke şu an için ABD. Bu da doları dünyadaki en güçlü para birimi yapıyor. Dünya ekonomisinin dolara endeksli halde olmasının da sebebi bu. Dolar paritesi yani bir ülkenin para biriminin dolar karşısındaki değeri çok önemli bir ekonomik göstergedir. Para biriminin sahip olduğu değeri, yani alım gücünü ölçerken ilk olarak genellikle dolar paritesine bakılır. Türk Lirası/Dolar paritesinin 20 yıllık yolculuğuna göz attığımızda karşımıza feci bir tablo çıkıyor. Son 20 yılda TL’nin dolar karşısındaki değerini gösteren grafiği dikkatinize sunuyorum:


 AKP’nin iktidara geldiği Kasım 2002’de 1.67 olan dolar kuru şu anda 8.50 seviyelerinde seyrediyor. Grafikte özellikle 2014 ve 2016 yıllarına dikkatinizi çekmek isterim. 2014 Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından otoriter yönetim sinyalleri verdiği yıl. 2016 ise başkanlık sistemine geçtiğimiz sene. Bu senelerde yaşanan kırılma anlarından sonra TL inanılmaz şekilde değer kaybetti. Hala da kaybetmeye devam ediyor. Son yıllarda 21. Yüzyıl gereklerine uymayan otoriter yönetim anlayışıyla beraber ülkeden kaçan yabancı ve yerli sermayeye ilave olarak yapılan büyük mali ve finansal hatalar TL’nin değer kaybetmesine, yani enflasyona sebep oluyor. Türkiye otoriter yönetimden vazgeçip tekrar kuvvetler ayrılığına dayalı modern cumhuriyet yönetimine dönene kadar TL değer kaybetmeye devam edecektir. 
 
Borç Durumu
 Ülkede üretilen toplam ekonomik değer ve para biriminin sahip olduğu değer kadar borç yükü de çok önemli bir göstergedir. Türkiye’nin borcu her geçen yıl hızla artmaktadır. 2020 yılı itibariyle Türkiye’nin dış borcu 450 milyar dolar civarındadır.  Türkiye’nin borç yükünü incelerken büyük bir ekonomik krizin yaşandığı 2001 yılını referans almak isabetli olacaktır. 2001 yılında Türkiye’nin dış borcunun milli gelire oranı %56.1’di. Yani basit bir ifadeyle Türkiye’nin milli gelirinin yarısından fazlası kadar borcu vardı. Şimdi ise bu oran %62.8 seviyesinde. Yani 2001 krizinden bile daha kötü durumdayız. Aşağıdaki grafikte Türkiye’nin yıllara göre dış borç durumunu görebilirsiniz. Grafiğe şöyle bir baktığınızda AKP dönemi boyunca nasıl bir borç batağına girdiğimizi net olarak göreceksiniz.


 
 
Alım Gücü
 Vatandaşın alım gücündeki değişimi çeşitli şekillerde ölçmek mümkün. Alım gücümüzün son yıllarda ne kadar düştüğünü uzun uzun anlatmak yerine bir tane çarpıcı örnek vermekle yetineceğim. AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında asgari bir asgari ücret ile 7 adet çeyrek altın alınabiliyordu. Bugün geldiğimiz noktada ise bir asgari ücret ile 3.5 çeyrek altın alınabilmektedir. Buradan hareketle alım gücündeki düşüşün ne kadar büyük olduğunu anlayabiliriz. Şu anda ev ve araba fiyatlarına baktığımızda karşımıza çıkan tablo da bize çok şey anlatıyor. Bırakın asgari ücreti, ortalamanın üzerinde maaşla çalışan herhangi bir kişi ne ev alabilir ne de araba. Şu anda mevcut haciz dosyaları sayısının 30 milyona yaklaştığını göz önünde bulundurursak zaten insanlar ev, araba hayalini bile kuramıyor. Herkes borçlarını ödemek ve temel ihtiyaçlarını alabilmek adına mesai harcıyor.
 
 Türkiye ekonomisinin karanlık görünümünü temel makroekonomik göstergeler ile anlatmaya çalıştım. Gerçekten hangi açıdan bakarsanız bakın Türkiye ekonomisi çok büyük bir batağın içinde. Bu batağa bakınca içinden çıkılmaz gibi görünüyor. Geleceğe dair umutlar azalıyor. Ancak doğru politikalar izleyerek bu batağın içerisinden kolayca çıkmak mümkün. Türkiye ekonomisi daha önce karşılaştığı krizlerden çok hızlı çıkmış bir ekonomidir. Bu potansiyele sahibiz. Gelecek hafta ciddi bir hadise yaşanmazsa (pek sanmıyorum ama) Türkiye’nin bu bataklıktan nasıl kurtulabileceğini, yapılması gereken siyasal ve ekonomik reformları bilgim dahilinde anlatmaya çalışacağım.
 
Kitap Tavsiyesi: Hükümdar (Machiavelli)
Haftanın Sözü: Bir fikri kabul etmeksizin o fikir üzerine kafa yorabilmek, eğitimli bir aklın göstergesidir.
 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

alinti yazarlar ALINTI YAZARLAR
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

e-gazete E-GAZETE
sayfalar SAYFALAR
arşiv HABER ARŞİVİ
linkler LİNKLER
duyurular DUYURULAR
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat