Ragıp Ferda Aydınalp

Üretim Devrimi

29 Temmuz 2021 00:12
A
a
Ercan Kardeşler Kuyumculuk

İktidar ve muhalefet ülke gündemini gerçek manası ile okuyamıyor. Ülkenin gerçek sorunlarına odaklanmak yerine birbirlerine odaklanıyorlar; birbiri ile yaptıkları mücadele de karşılıklı suçlamakla sınırlı. Olaylar üzerine siyaset yapıyorlar; oysa siyaset fikirler ve uygulamaları üzerine yapılmalıdır. Ülke sorunları fikri değerlendirmeler neticesinde aşılabilir…
Fikri yelpazede ülkemizin sorunlarını doğru bir şekilde okumak ve ona göre rasyonel çözümler üretmek zorundayız. Siyasiler de çözümlerle karşımıza çıkmalıdırlar; kısır siyasi çekişmelerle değil…
Bu hafta ülkemizin sorunlarından bir kesitini ‘okuyacağız’, çözüm önerilerimizi kendimizce, aktaracağız…
Durumu ‘okuma’ya başlayalım…
Ülkemiz ABD tarafından bir üs kuşatması altındadır. Yunanistan, Bulgaristan, Romanya, Ukrayna  ABD üsleri ile donatılmıştır. Ortadoğu Enerji Kaynakları’na ve siyasetine hakim olmak isteyen ABD Türkiye, Rusya ve İran’ı Avrasya oluşumunda  büyük bir tehlike olarak değerlendirirken, stratejik  sahalara askeri yığınak yapıyor. Bu jeopolitik gerçeği çok iyi okumak zorundayız. ABD’nin bu askeri stratejisine ilave olarak ABD’nin dini ve etnik işbirlikçileri de  ülkemizin siyasi sahasında sinsice yer almaya çalışıyor; FETÖ, PKK ve Tarikat şemsiyeleri altında binlerce emperyal işbirlikçi ülkemizin milli bütünlüğü ve ekonomik kalkınmasına muhalif olarak çalışıyor…
Ülke sorunlarımızın diğer önemli başlıklarından biri ise ‘Borçlanma Ekonomisi ve Yansımaları’dır…  Özellikle sağ tandanslı hükümet ve iş çevreleri tarafından, 40 yıldır teşvik edilen, beslenen borçlanma ekonomisi ülkemizi Cumhuriyet tarihinin en sıkıntılı dönemlerinden birine sokmuştur Türk lirası tarihin en büyük değer kaybını yaşarken, mili gelir her geçen gün azalmakta, dış borçlanma 550 Milyar dolara kapısına dayanmış, sanayi ve tarımsal üretimde ülkemiz dışarıya bağımlı hale getirilmiştir. Yol, köprü vb. hizmetlerin  hazine garantisi taahhüdü ile yapılması ise milli ekonomi için büyük kayıplara neden olmaktadır.  
Okuyacağımız üçüncü durum ‘Siyasetin liyakatın önüne geçtiği’ gerçeğidir.  İktidarda kalmak ya da iktidar olmak pahasına liyakat rafa kaldırılmış, ehil olmayan kişiler yönetim süreçlerinde çıkar merkezlerinin esturmanları olarak kullanılmaktadır.  Bu çarpık yapıda da sorunların çözümü imkansız hale gelmektedir.
Eğitim dünyasındaki halimizi de iyi okumak zorundayız. Ülkemizde milli bir eğitim sistemi, birliği ve politikası yoktur. Son 20 yılda 20’ye yakın, birbirinden farklı eğitim programı ile sistem değişikliğine gidilmiştir. Milli Eğitim Bakanlığı yönetiminde olan çok sayıda kitabın eğitim be bilim kriterlerinden uzak olduğu haberleri örnekleri ile medyada yer almaktadır; öğrencilerimizin Matematik ve Türkçe’deki yetersizlikleri ise ne yazık ki haber bültenlerinde ara ara manşet olmaktadır. Eksiklikler/sorunlar kesitinin yelpazesi genişletilebilir… Gençlerimiz milli ve evrensel eğitim değerlerinden uzak, ezbere dayalı bir sisteminde özgür düşünce ve sorgulamadan uzak yetiştirilmektedir. Bu hal ülkemizin kanayan yaralarından biridir. Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyet’i emanet ettiği gençlik ne yazık ki bu eğitim sistemi ile Cumhuriyeti ilelebet muhafaza edemeyecektir…
‘Köylü milletin efendisidir.’ düsturu da bilinçli bir şekilde milli üretim hayatının dışına alınmış, Türkiye tarımda ithalatçı bir ülke konumuna evrilmiştir.  Ülkemizde yetişmesi oldukça kolay olan pamuk, tütün, şekerpancarı, fındık, çay yanlış tarımsal politikalar nedeniyle ne üreticisine ne ülke ekonomisine kazandırmaktadır. Türk tütününe kota uygulanırken tütün ürünleri piyasası küresel firmalara peşkeş çekilmiş; şeker pancarına uygulanan kota nedeniyle de yurttaşlarımız kanserojen niteliğe sahip ithal nişasta ve mısır şurubu tüketmeye mahkum edilmiştir. Dünya fındık rekoltesinin %70’ine sahip olan Türkiye fındık borsasında da söz sahibi değildir. Çay üreticisinin kaderi ise  özel çay fabrikalarının insiyatifine bırakılmıştır. Ülke tarımının gerçekleri kuraklık riski ile  ele alınıp çok rasyonel bir şekilde okunamadığından gıda da dışa bağımlılık da ülke gündemindedir.
Ülkemizin kritik sorunlarından biri de emperyal merkezlerin yerli işbirlikçileri ve ülkemiz adına yaptıkları zararlı girişimlerdir. Dini ve etnik ayrımcılıktan beslenen bu yapılar ülke bütünlüğümüzü bozmak için tehlikeli jeopolitik silahlar sınıfında kullanılmaktadır. FETÖ, PKK, Tarikatlar bu silahların önde gelenlerindendir. Bu ilahlarınların jeopolitik gerçeğini de iyi ‘okumak’ zorundayız…
Peki ne yapacağız? Çözüm nerededir?
İlk olarak siyasi gözlüklerimizi çıkarmamız gerekiyor;  siyasi reflekslerden kendimizi kurtarmak boynumuzun borcudur;  gerek oy verdiğimiz gerek muhalif olduğumuz partilerin artı ve eksilerini rasyonel bir şekilde değerlendirip, ülke gerçeklerini jeopolitik ölçekte okumak zorundayız. Ülke gerçekleri ve menfaati siyasi önyargı ve kimliklerimizin çok daha ötesindedir.
 Akabinde gelecek olan Milli Üretim Devrimi’dir. Türk milleti olarak tam bağımsız ve müreffeh içinde bir ülke olmamız için bu devrim kaçınılmazdır. Milli sanayici, çiftçi, esnaf, üretici, zanaatkar, işçi, bilim insanı, sanatçı, gençlik, kadınlarımız, öğretmenlerimiz, sivil toplum örgütlerimiz ve güçlü ordumuzla  topyekün Milli Üretim Devrimi’ni gerçekleştirmek zorundayız. Tüm yurttaşlar aktif üretim hayatının içinde yer almadıkça, milli kalkınma hedefine odaklanmadıkça toplumsal refaha ve tam bağımsızlığa ulaşmamız imkansızdır. İstanbul Kanalı değildir mesele; mesele kaynak Anadolu tarımsal alanlarının suya kavuşturulması, çiftçinin üretim girdilerinin azaltılması, önündeki üretim engellerinin tek tek kaldırılmasıdır; mesele İstanbul, İzmir, Ankara, Bursa, İzmit, Konya, Adana ve benzeri illerdeki fabrika sayısı ile övünmek değil; mesele Bitlis, Bingöl, Kırşehir, Hakkari vb. illerde fabrikası sayısını artırmak, sanayi tesislerini Anadolu’ya yaymak, ulaşım ve taşıma maliyetlerini düşürmek için de demiryolu taşımacılığına önem vermektir. Mesele üniversite sayısını artırmak değil; mesele tüm ülkede tek bir eğitim sistemi ile tüm öğrencileri kendi dil, tarih ve coğrafyaları  ile barıştırmak, öğrencilerimizin sayılarla da düşünmelerini sağlamak, milli hedefler doğrultusunda onları mesleklerine yönlendirmek, uluslar arası bilimsel makale sayısını artırmaktır. Mesele FETÖ; PKK; Tarikatlar sorununda birbirimizi suçlamak değil; siyasi kimlik farkı gözetmeksizin tek vücut, milli bağımsızlığımızın önünde büyük engel olan bu emperyalist maşaları tarihin çöplüğünde imha etmektir… Mesele komşu ülkelerde üslenen ABD’yi eleştirmek değil; mesele İncirlik ve Kürecik’i kapatırken her Türk yurttaşının bir asker olduğu gerçeğini tüm dünyaya duyurmaktır. Mesele etini, sütünü, buğdayını, uçağını, otomobilini, silahını kendisi üreten Türkiye’yi tesis etmektir…
Bu saydıklarımızı Milli Üretim Devrimi ile gerçekleştirebiliriz. Türkiye’nin ikinci Kurtuluş Savaşı başlamıştır. Borçlanma ekonomisi iflas etmiş, ithalatçı kültürün ülkemiz için bir anlam etmediği görülmüş; her alanda milli hassasiyetlerin önemi anlaşılmış, jeopolitik gerçeklerin ışığında üretim devriminin ayak sesleri duyulmaktadır.
İkinci Kurtuluş Savaşı Milli Demokratik Devrim cephesinde başlamıştır. Hep beraber cepheye, ÜRETİME…
 
--
 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

alinti yazarlar ALINTI YAZARLAR
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

e-gazete E-GAZETE
sayfalar SAYFALAR
arşiv HABER ARŞİVİ
linkler LİNKLER
duyurular DUYURULAR
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat