MUTLULUĞUN SIRRI: KANAAT VE ŞÜKRETMEK

11 AYIN SULTANI RAMAZAN 18 Nisan 2021 00:25
Videoyu Aç MUTLULUĞUN SIRRI: KANAAT VE ŞÜKRETMEK
A
a

Odunpazarı İlçe Müftüsü Hamdi UZUNHARMAN'ın yazısı...

Ercan Kardeşler Kuyumculuk

İslam dini, insanları hem dünyada hem de ahirette mutlu ve huzurlu kılmak için gönderilen ilahî bir dindir. Hz. Peygamber (s.a.v) de insanları mutlu edecek evrensel ilkeleri açıklamış ve insanları bu ilkelere bağlı kalmaya davet etmiştir. Evrensel ilkeler ihtiva eden Kur’an-ı Kerim’i görmezden gelmek ve en güzel örnek olarak gönderilen Hz. Muhammed’in (s.a.v) örnekliğini kabul etmemek insanları mutsuz hale getirmiştir. 

Allah Teâlâ insanı beden ve ruh olmak üzere iki yönlü yaratmıştır. İnsanın mutlu olması için bu iki yönün de ihmal edilmemesi gereklidir. İnsan maddi olduğu kadar manevi olarak da huzurunu kaçırabilecek ve mutsuz edebilecek konularda Allah ve Rasulü’nü dinlemeli, dünya ve ahiret mutluluğunu elde etme fırsatını kaçırmamalıdır. 

Bu dünyada mutlu olabilmenin şartlarından birisi kanaattir. Kanaat, sahip olunan nimetlerle yetinmek, Allah’ın verdiği rızka razı olmaktır. Kanaat kendisinin ve sorumluluğu altında bulunanların ihtiyaçlarını asgari ölçüde karşılayabileceği maddî imkânlarla yetinip, başkalarının elindeki şeylere göz dikmemesi, aşırı kazanma hırsından kurtulmasıdır. Kanaat mal ve dünya tutkusunun kalpten silinmesiyle kazanılan ahlâkî bir erdemdir. Kanaat eden insan hayatını huzur içerisinde geçirir. Kanaatsizlik ise insanı daima stres ve sıkıntıya sokar. Kanaatsiz insan hayatta asla mutlu olamaz. Gerçek mutluluğa ulaşmak isteyen Allah ve Rasulü’ne itaat etmeli ve hayatında bu prensipleri uygulamalıdır. Aksi takdirde onun için huzur ve saadete erişmek mümkün değildir. Elindekinin kıymetini bilmeyen kişi, ne istediği hedeflere ulaşabilir ne de mutluluğa erişebilir. Kanaat eden aziz olur, hırslı olan zelil olur. 

Şükür ise bir nimete karşılık yapılan teşekkür ifadesidir. Şükür, kendisine nimet verene teşekkür etmek ve ona karşı ta’zimde bulunmaktır. Şükür nimetin bereketlenmesine ve artmasına vesiledir. Şükürsüzlük ve nankörlük ise bereketsizliğe ve Allah’ın azabına sebep olur. Yüce Allah bizlere sayısız nimetler vermiş ve şöyle buyurmuştur: “Hatırlayın ki Rabbiniz size: Eğer şükrederseniz, elbette size (nimetimi) artıracağım ve eğer nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir” diye bildirmişti.” (İbrahim Suresi 7). 

Peki, kanaat sahibi ve şükreden bir insan nasıl olabiliriz? Bu sorunun cevabını Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bizlere şöyle buyurmaktadır; “Hayat şartları sizinkinden daha aşağı olanlara bakınız; sizden daha iyi olanlara bakmayınız. Bu, Allah’ın üzerinizdeki nimetini hor görmemenize daha uygun bir davranıştır.” (Müslim, Zühd 9) 

Ayrıca Peygamberimiz (s.a.v.) “İnsanın iki vadi dolusu altını olsa mutlaka bir üçüncüsünü ister. Onun gözünü ancak toprak doyurur.” (Buhari, Rikak, 10) şeklinde buyurmakta ve insanın bu isteklerinin bitmeyeceğine işaret etmekte, dinmeyen isteklerin insanın mutluluğuna engel olduğuna dikkat çekmektedir.

Huzur ve mutluluğu yakalayabilmek için hırsın yıkıcı etkilerinden kurtulup kanaat sahibi olmak son derece önemlidir. Günümüzde hırsı yüzünden ruhî ve psikolojik dengesi bozulan, maddeten ve manen hastalanan, kendisine ve çevresine zarar veren birçok insan mevcuttur. 

Ramazan ayı mutluluğumuzun anahtarı olan bu iki erdemi kuvvetlendirmek için bir fırsattır. Kişi oruç ibadetiyle nimetlerin değerini daha iyi anlar, o nimetlere kavuşamayan insanların farkına varır. Elindekiyle yetinerek kanaat sahibi olmayı, verilenin kıymetini anlayarak şükrün önemini hatırlama fırsatı yakalar. Kısacası Ramazan ayı bizlere mutluluk sırrı olan kanaat ve şükrü kazanabileceğimiz fırsatlar sunarken, Rabbimiz hepimize ve sevdiklerimize bu fırsatı en iyi şekilde değerlendirmeyi nasip eylesin. Bu Ramazan ayında bizlerin kanaat sahibi ve çok şükreden kullardan olup dünya ve ahiret mutluluğuna ulaşmamıza yardımcı olsun inşallah.


Hz. Ömer (r.a.):

“Müslüman Oluşu Fetih, Hicreti Zafer, Yöneticiliği Rahmet”

Mekke’de zorlu geçen günlerdi. Müşrikler alaycı tavır, hakaret ve saldırılarının şiddetini gün geçtikçe arttırıyor, özellikle de Müslüman olan köle ve cariyelere dayanılmaz işkencelerde bulunuyorlardı. Resûlullah’ın en yakınındakiler sevgili eşi Hatice ve kızları, amcasının oğlu Ali, azatlı kölesi Zeyd ve yakın dostu Ebû Bekir’in ardından onlarca Mekkeli İslam’ı kabul etmiş, gizlice toplandıkları Erkâm b. Ebü’l-Erkâm’ın evinde tebliğ faaliyetlerine destek oluyorlardı. Hz. Peygamber (s.a.v.) bütün engellemelere rağmen her yaştan, her kesimden insanın kendisine iman ettiğini gördükçe umudunu yitirmiyordu. Amcası Hamza da artık Müslüman olmuştu. Bununla birlikte Rabbinden niyazı Kureyş’in ileri gelenlerinden Ömer b. Hattâb ve Ebû Cehil’den birinin hidayeti ile İslam’ı daha da güçlendirmesiydi. (Tirmizî, Menâkıb, 17) Peygamberliğin altıncı yılı bir gün kılıcını kuşanıp Hz. Peygamber’i öldürmek üzere Erkâm’ın evine giden Ömer b. Hattâb, Allah Resûlü’nün duasından nasibini almış ve o evden İslam’la şereflenerek geri çıkmıştı. Yıllar sonra Hz. Ömer’in (r.a.) Müslüman oluşunu fetih, hicretini zafer ve yöneticiliğini rahmet olarak nitelendiren Abdullah b. Mes’ûd, o güne dek namaz kılamadıkları Kâbe’de ancak Hz. Ömer Müslüman olduktan sonra namaz kılabildiklerini ifade etmiştir. (İbn Sa’d, Tabakât, III, 204) Hz. Ömer (r.a), Bedir’de, Uhud’da, Hendek’te, Huneyn’de Allah Resûlü ile birlikte düşmanla korkusuzca çarpıştı. Resûlullah’ın üzülmesine ve ona saygısızlıkta bulunulmasına ise hiç tahammül edemiyordu. Yeri geldiğinde müminlerin annesi olma şerefine nail olan kızı Hafsa’yı bile Hz. Peygamber’i incitmemesi gerektiği hususunda ikaz etmişti. (Buhârî, Mezâlim, 25) Bu dünyadaki her güzel şey gibi Allah Resûlü ile Hz. Ömer’in imrenilecek dostlukları hiç beklemediği bir anda Peygamber’in vefatıyla sona erdi. Onun yokluğu karşısında sarsılan Hz. Ömer’i ancak Hz. Ebû Bekir (r.a) teskin edebildi. (Buhârî, Fedâilü ashâbi’n-nebî, 5) Hz. Ömer zor da olsa onsuz geçen on iki yılda Resûlullah’ın öğretilerine sıkı sıkıya bağlı kalmaya çalıştı. Gerek Hz. Ebû Bekir’in halifeliği zamanında yürüttüğü kadılık görevinde gerek kendi halifeliği esnasındaki icraatlarıyla adaleti titizlikle ayakta tutmak için çaba gösterdi. Tarihe ismi “âdil” sıfatıyla kazınan Hz. Ömer’in ölmeden önce tek arzusu vardı. Resûlullah’ın ve Hz. Ebû Bekir’in yanı başına gömülmek istiyordu. Bunun için kendisinden izin istenen Hz. Âişe, Hz. Ömer’in arzusunu seve seve yerine getirdi ve âdil halife çok sevdiği iki dostunun yanında defnedildi. (Buhârî, Cenâiz, 96) (Sahabe Hatıraları DİB Yay.  syf. 17)


MEAL OKUYORUM

İnsana bir sıkıntı dokundu mu, gerek yan üstü yatarken, gerek otururken, gerekse ayakta iken (her halinde bu sıkıntıdan kurtulmak için) bize dua eder. Ama biz onun bu sıkıntısını ondan kaldırdık mı, sanki kendisine dokunan bir sıkıntı için bize hiç yalvarmamış gibi geçer gider. İşte o haddi aşanlara, yapmakta oldukları şeyler, böylece süslenmiş (hoş gösterilmiş)tir. (Yunus Suresi - 12)


GÜNÜN DUASI


“Rabbim! Beni namaza devam eden bir kimse eyle. Soyumdan da böyle kimseler yarat. Rabbimiz! Duamı kabul eyle.” (İbrâhîm Sûresi, 40. ayet)

HER GÜNE BİR HADİS 

 

“Birbirinizden ayrılmayınız, çünkü sürüden ayrılan koyunu kurt kapar.” (Nesâî, İmâmet 48.)


BİR SORU-BİR CEVAP

 

Oruçlu iken böbrek taşı kırdırmak orucu bozar mı? 

Oruçlu olan bir kimsenin, vücuduna gıda verici bir madde enjekte edilmeden böbrek taşı kırdırmasıyla orucu bozulmaz. Bu operasyon esnasında böbreklere kan akması da orucu bozmaz. (Fetvalar,DİB Yay.syf.276)


1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

alinti yazarlar ALINTI YAZARLAR
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

e-gazete E-GAZETE
sayfalar SAYFALAR
arşiv HABER ARŞİVİ
linkler LİNKLER
duyurular DUYURULAR
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat