TEK ÇIKIŞ YOLU: TÖVBE  

11 AYIN SULTANI RAMAZAN 28 Nisan 2021 00:05
Videoyu Aç TEK ÇIKIŞ YOLU: TÖVBE  
A
a

Eskişehir Vaizi Salih BİLGİLİ'nin yazısı...

Ercan Kardeşler Kuyumculuk

İslam’ın temel kavramlarından biri olan tövbe, hem Kur’ân-ı Kerim’de  hem de Hz. Peygamber’in sünnetinde çokça zikredilmiştir. Kelime anlamı ‘geri dönmek’,  “rücu etmek, pişman olmak, nedamet duymak, yaptığı günahı bırakıp Cenab-ı Hakk'a yönelmek” (Tunç, Cihat, “Tevbe”, Şamil İslam Ans.) demektir.
 Bu anlama bağlı kalarak baktığımızda tövbe; kulun geçici günah halini terk edip düzgün hale dönmesi demektir.  Tövbenin dinimizdeki tarifini yapacak olursak kısaca şöyle diyebiliriz: “Kulun günahını itiraf ve ondan pişmanlık duyup bir daha yapmamaya karar vermesidir” (Ece, Hüseyin K. İslam’ın Temel Kavramları). İnsan, Allah’ın mükemmel bir şekilde yarattığı varlık olsa da zaman zaman bilerek ya da bilmeyerek günah işler. Günah işlemek, hata etmek, insanı meleklerden ayıran özelliklerin başında gelir
Zaten Hz. Peygamber (s.a.v.), “Bütün insanlar hata yapar, hata yapanların en hayırlısı ise hatasından dönendir. ” (İbn Mace, Zühd, 30).  Sözüyle bu hususa dikkat çekmiştir. Gazzâlî de insan için tövbenin gerekliliği hususunda Hz. Âdem’i örnek vermek suretiyle şöyle açıklamaktadır: “İnsanoğlunun babası bile tövbeden müstağni kalamamıştır. Babanın yaratılışına uymayan ve babanın güç yetiremeyeceği şeye, çocukları hiç güç yetiremez” (İhyâu Ulûmi'd-Dîn).
Günahlar, gönül dünyamızı kirleten davranışlardır. Hz. Peygamber (s.a.v.), “Kul, bir günah işlediği zaman kalbine siyah bir leke çizilir. Günahı bırakıp tövbe ederse kalbi temizlenir” (Müslim, İman, 231). hadisiyle bu duruma işaret etmektedir. Kâmil mü’min, işlediği günah veya yaptığı hatadan, pişmanlık duyarak hemen Yüce Rabbine sığınır ve O’ndan af dileyerek tövbe eder. O günah ve hatada, bile bile ısrar etmez.
Tövbe etmenin bir takım şartları vardır:
1-Günahın en kısa zamanda terkedilmesi
2-İşlenen günahtan dolayı pişmanlık duyulması,
3-Bir daha günah işlenmeyeceğine dair azm-i cezm-i kast edilmesi. Yani günah işlememeye kesin olarak niyet edilmesi.
4-İşlenen günah eğer kul hakkı ile ilgili ise mutlaka hak sahibi ile helalleşilmesidir. Zira Yüce Allah, kul haklarına çok önem vermektedir. Bu hususta Peygamberimiz: “Kimin yanında, kardeşinin yenmiş bir hakkı var ise hakkı yiyenin iyiliklerinden alınıp kardeşine verileceği gün gelmezden evvel daha şimdiden helallik dilesin” (Buhari, Mezalim, 10)
Günahlar; Rabbimizle aramızdaki sevgi bağını zayıflatır; O’nun ihsanına ve rahmetine perde olur. Manevi kişiliğimizi zedeler, gönül dünyamızı karartır. Bu bakımdan tevbe, Allah ile sevgi bağlarımızı yeniden tesis eder, günah ile zedelenen gönlümüzü onarır
Yüce Allah’ın bir ismi de “Tevvab” (çok bağışlayan) dır.  Cenab- Hak, tevbe kapısını daima açık tutar. Bu Allah’ın kullarına bir rahmetidir. Kula düşen tövbe kapısından ayrılmamak ve ümit kesmemektir. Allah’ın rahmetinden umut kesilmez. “De ki: Ey nefislerine karşı aşırı giden kullarım, Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Allah bütün günahları bağışlar. Çünkü O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir (Zümer, 39/53).
 
Çeşm-i insaf gibi kâmile mizan olmaz
Kişi noksanını bilmek gibi irfan olmaz
Sesiyle Karanlıkları Aydınlatan Sahabi:
BİLÂL-İ HABEŞÎ (R.A.)
 
Taşların dahi dayanamayıp kapkara kesildiği çöl sıcağı öğle vakitlerinde dayanılmaz bir hal alırdı. Mekke sokaklarında bu öğle vaktinde sıcağa rağmen insanları bir araya toplayan her ne ise gerçekten görülmeye değer bir şey olmalıydı. Kadın erkek çoluk çocuk toplanan kalabalıktan Ümeyye b. Halef’le Ebû Cehil’in gür ve bir o kadar da hiddetli seslerini seçmek hiç de zor değildi. Ümeyye b. Halef, kölesi Bilâl’i yere yatırmış, Bilâl’in üzerine en az omzuna yüklenen kölelik kadar ağır bir kaya bindirmişti. Ve ardı arkası kesilmeyen sorularıyla, küstah tavırlarıyla onu canından bezdirmeye çalışıyordu: - Söyle bakalım, Rabbin kim, diyordu, ardından nefret, kibir, küçümseme bir bir yerini alıyordu yüzündeki çizgilerde zalim efendinin…
 Bilâl’in zayıf ve kuru yüzünde ise dinginlik ve metanet okunuyor, gösterdiği emsalsiz sabır, onun siyah tenine asalet katıyordu. Güneşin alnında nefes almakta zorlanan Bilâl’in bir ara dudaklarının kıpırdadığı fark edildi. Ve ondan onca karanlık ses arasında latif bir cevap yükseldi.  Ehad! Ehad! Diyordu…
Gün geldi Bilâl’in sesi Medine semalarında işitilir oldu. Allah’ın dini güçlendikçe Bilâl’in sesi daha gür çıkar oldu. Artık Peygamber Mescidinde müminleri namaza çağırıyordu Bilâl “Allahu ekber” dediği anda O’nun dışındaki her şey küçülüyordu. Bilâl “Eşhedu en la ilahe illallah” diyor, sesinin ulaştığı her bir zerre buna şehadet ediyordu.
Bilâl “Hayya ale’s-salah” dediğinde Peygamber mescidi müminlerle dolup taşıyordu. Bilâl ezan okuyor, Allah Resûlü dinliyordu. Sonrasında Nebî’nin arkasında bütün bir kâinat kıyama duruyordu. Sadece Peygamber Mescidinde yankılanmadı, Allah Resûlü’nün gittiği her yere eşlik etti Bilâl’in sesi. Çok sevdiği müezzininin her an yanında olmasını arzuluyordu Nebî. Öyle ki biraz daraldığında, hemen ona seslenerek, “Kalk Bilâl, namaza (çağır da) bizi namazla rahatlat!” diyordu. (Ebû Dâvûd, Edeb, 78)
Bilâl-i Habeşî, sadece müezzini değil, en yakın yardımcısıydı Allah Resûlü’nün. Gece koruması, gündüz gölgesi idi. Allah Resûlü seslendiğinde, hemen “Lebbeyk ve sa’deyk ve ene fedâük” diyerek hizmetine koşan, onunla birlikte açlığı da tokluğu da paylaşan o idi. Kimi zaman çok sevdiği Peygamberinin abdest almasına yardımcı oluyor, kimi zaman orucunu açması için ona ‘sevik’ hazırlıyordu. Bedir’de heyecanla Allah Resûlü’nün yanında savaşan, Hayber dönüşünde biraz uyuyup dinlensin diye nöbet tutan o idi. Bir Ramazan bayramında Allah Resûlü hutbe verirken elinden tutup destek aldığı da Arafat’ta veda hutbesini verirken devesinin yularını tutan da o idi. Nihayet Mekke fethedildiği zaman Allah Resûlü Bilâl-i Habeşî’ye, bir zamanlar Ümeyye b. Halef’in kölesi olan, taşlar altında inletilen Bilâl’e emretti de fetih ezanını Kâbe’nin üzerine çıkarak o okudu. Bir zamanlar Ehad diyen bu sesten, artık Allahu ekber nidaları işitiliyor, Bilâl’in sesiyle Mekke semaları aydınlanıyordu. Ve bu aydınlık, Bilâller ezanlar okudukça kıyamete kadar böyle devam edecekti… (Sahabe Hatıraları DİB yay. Syf. 59)
MEAL OKUYORUM
 
"Ey iman edenler! Samimi bir tevbe ile Allah'a dönün. Umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter. Peygamberi ve Onunla birlikte iman edenleri utandırmayacağı günde Allah sizi, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyar. Onların önlerinden ve sağlarından (amellerinin) nûrları aydınlatıp gider de, «Ey Rabbimiz! Nûrumuzu bizim için tamamla, bizi bağışla; çünkü sen her şeye kadirsin» derler."  (Tahrîm; 8)
GÜNÜN DUASI
 
“Allah’ım, ey insanların Rabbi! Sıkıntıyı gider, şifa ver. Şifayı veren ancak sensin. Senin vereceğin şifadan başka şifa yoktur. Öyle bir şifa ver ki, hastalık nedir bırakmasın.” (Buharî, “Tıb”, 37)
HER GÜNE BİR HADİS
 
“Haklı olduğu zaman bile kavga etmeyen kimseye, cennetin avlusunda köşk verileceğine ben kefilim.” (Tirmizî, Birr 58 )
BİR SORU-BİR CEVAP
 
İhtiyaç için kullanılan araç-gereç ve malzemelere zekât düşer mi?
 
Sanat ve mesleğin icrası için gerekli olan araç-gereç, makine ve malzemeler, aslî ihtiyaçlar kapsamında yer alır. Dolayısıyla bunların zekâtının verilmesi gerekmez. Ancak, kişinin kendi mesleğinin icrası için değil de, ticaret için üretilen veya alınıp satılan araç-gereç, malzeme ve makinelerin zekâtının verilmesi gerekir (Zeylaî, Tebyîn, I, 253; el-Fetâva’l-Hindiyye, I, 190). (Fetvalar, DİB Yay. syf. 238)
 

 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

alinti yazarlar ALINTI YAZARLAR
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

e-gazete E-GAZETE
sayfalar SAYFALAR
arşiv HABER ARŞİVİ
linkler LİNKLER
duyurular DUYURULAR
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat