YUNUS EMRE’DE SEVGİ VE ALLAH AŞKI 

11 AYIN SULTANI RAMAZAN 1 Mayıs 2021 09:50
Videoyu Aç YUNUS EMRE’DE SEVGİ VE ALLAH AŞKI 
A
a

Mihalıççık Müftüsü Mustafa Ekin'in yazısı...

Ercan Kardeşler Kuyumculuk

Alemlerin sahibi Yüce Allah(c.c)’a hamd, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed ( s.a.v)’e salat, cümle Hak aşıklarına selam olsun.

Aşksızlara benim sözüm, benzer kaya yankısına,
Bir zerre aşkı olmayan belli bilin yabandadır.

Niceler söyler Yunus’a; kocaldın sen aşkı bırak,
Bu aşk bize yeni değdi, henüz dahi turfandadır.

Unesco tarafından 2021 yılı için ilan edilen “Yunus Emre’nin Vefatının 700. Yıl Dönümü” vesilesi ile Yunus Emre (ö. 720/1320) ve tüm Hak aşıklarına selam olsun.

Bir gün bir derviş, bir mürşidin yanına gelip efendim ben Allah’a aşık olmak istiyorum, elimden tutup bana yol gösterir misiniz diye sorunca, mürşid cevaben; Evladım sen hiçbir insana aşık oldun mu diye sorar. Adam cevaben: Efendim, ben fani aşklar ile değil baki olan Allah aşkını arıyorum, der. Bunun üzerine mürşid, evladım sen önce git bir insana aşık ol ancak ondan sonra bu yolda yürümeye başlayabilirsin diye nasihat eder.

Anadolu’da yeşeren tasavvuf ve irfan geleneğinin, birer inci mesabesindeki temel taşlarının başında gelen Yunus Emre’nin, belki de en önemli özelliğinin; bu topraklarda yaşayıp buraya aidiyet hissi taşıyan, çok farklı kesimlerden insanımızın  bütün bir saygı ve sevgisine mazhar olmayı başarabilmiş nadir, tarihi bir şahsiyete sahip olmasıdır, denebilir.

Yunus Emre’yi bu kadar önemli ve değerli kılan faktör ise, hiç şüphesiz, Âl-i İmrân Suresi 159. Ayet-i Kerime’de “Allah'ın rahmetinden dolayı, sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba ve katı kalbli olsaydın, şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi. Onları affet, onlara mağfiret dile, iş hakkında onlara danış, fakat karar verdin mi Allah'a güven, doğrusu Allah güvenenleri sever.” Şeklinde ifade edilen manayı şahsında, yaşantısında ve sözlerinde tam manası ile temsil etmiş olmasıdır. 

Yunus, asıl gayesi Marifetullah (Allah’ı bilmek ve sevmek) olan tasavvufi düşünceyi, derinden kavrayıp yaşamış, ilahilerinde, deyişlerinde ve şiirlerinde bütün insanlığı ilahi aşka, kardeşliğe, merhamet ve şefkate davet etmiş, insan olmanın, kendini bilmenin, Cenab-ı Hakk’a ulaşmanın şartlarını ve yollarını anlatmıştır. 

Onu panteist, mistik veya hümanist kabul etmek yahut bu düşüncelerin temsilcilerine yakın görmek doğru değildir. Her şeyden önce Yunus’un tasavvuf anlayışı Kur’an ve Sünnet’e, kendisinden önce yaşayan mutasavvıfların düşüncelerine ve tecrübelerine dayanır. “Yaratılanı Severiz yaratandan ötürü” diyen Yunus’un sevgi temeli üzerine kurulu düşünce dünyası, insanı sevme noktasında kalmayıp Allah sevgisine uzanır. Ondaki sevgi kademe kademe zerreden küreye bütün varlığı içine alan ilahi bir sevgiye dönüşür. Şiirlerinde çevresinden, tabiattan, insani değerlerden bazı örnekler verse de Yunus’un nihai hedefi Allah aşkıdır. Her şeyin özündeki yegâne hakikat Allah olunca, varlıklara ve insana verilen değer de Allah için olmaktadır. 

Çok cehd edip istedim yer ve göğü aradım,
Hiç mekânda bulmadım, buldum insan içinde.

Girdim vücut bahrine, daldım derin yerine,
Aşk ile seyrederken iz buldum can içinde.

O izi hoş izledim, sağım solum gözledim,
Acayiplere erdim, yoktur cihan içinde.

Bugün onu anan bizlere ise, Yunus’u anmakla birlikte onu anlamaya, rol-model haline getirmeye, sonraki nesillere, çarpıtmadan ve tahrif etmeden, Yunus’un asıl esin kaynağının İslam dini ve ilahi aşk olduğu gerçeğini de görmezden gelmeden, bizden sonraki nesillere aktarma ve anlatma görevi düşmektedir.

Bu kısa yazımızı bir dua ile bitirelim;

Allah’ım! Yunus Emre’ye ve Hak aşıklarına ikram ettiğin tüm güzel hasletlerden bize ve sevdiklerimize de nasib eyle. Âmin


Allah Resûlü’nün Manevi Evladı:

ZEYD B. HÂRİSE (R.A.)

Hârise her yerde oğlunu arıyor bir türlü bulamıyordu. Henüz sekiz yaşlarındaki oğlu Zeyd, annesiyle birlikte Benî Ma’n’daki akrabalarını ziyarete giderken kaçırılmış, o günden sonra kendisinden hiçbir haber alınamamıştı.

 Oğlunun hayatta olup olmadığını dahi bilmeyen yüreği yanık baba acısını dizelere döküyor, dertli dertli şiirler okuyordu. Yemen illerinde ailesi onu ararken Zeyd kilometrelerce uzaktaydı. Kendisini kaçıran Benî Kayn sülalesinin mensupları onu Ukaz çarşısında köle olarak dört yüz dirheme satmışlardı. Yaşadığı bu üzücü hadiselerin ardından yeni efendisi Hakîm b. Hizam’la yola düşen Zeyd, hayatının bundan sonrasında Rahman’ın büyük lütuflarıyla rahata ereceğinden habersiz, kutsal belde Mekke’ye geldi. Efendisi Hakîm, bu güzel yüzlü masum köleyi halası Hz. Hatice’ye, Hz. Hatice de biricik eşi Hz. Peygamber’e hediye etti. Böylece Zeyd, Âlemlere Rahmet olarak gönderilecek bir peygamberin sıcacık yuvasına dâhil olarak sevgi ve şefkat dolu bir yaşantıya kavuştu. Resûlullah, Zeyd’e çok değer veriyor, ona gerçek bir baba gibi kol kanat geriyordu. Zeyd, Hz. Peygamber’in s.a.v. yanında öylesine huzurluydu ki karşısında öz babasıyla amcasını gördüğünde ne yapacağını bilemedi. Hac için Mekke’ye gelen akrabalarından oğlunun izine ulaşan Hârise, kardeşiyle birlikte Resûlullah’ın yanına kadar gelmiş, Zeyd’i fidyesi karşılığında geri almak istiyordu. Zeyd’den ayrılma fikri ona da ağır gelmiş olacak ki bu isteği hemen yerine getirmek yerine şu sözlerle karşılık vermeyi tercih etti Sevgili Resûl: “Onu çağırın ve istediğini seçmesine izin verin. Eğer sizi tercih ederse o sizindir, fidye vermeniz de gerekmez. Fakat beni tercih ederse Allah’a yemin olsun ki beni tercih edeni, ben kimseye tercih etmem.” (İbn Sa’d, Tabakât, III, 30). Söz hakkı kendisine verilen Zeyd, “Ben hiç kimseyi sana tercih etmem. Sen benim için baba ve amca yerindesin.” (İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-gâbe, I, 352) diyerek Allah Resûlü’ne olan bağlılığını dile getirdi. Bunun üzerine Allah Resûlü Kâbe’nin etrafında bulunan Mekkelileri de şahit tutarak herkesi şaşırtan şu açıklamayı yaptı: “Zeyd, (bugüne kadar benim yardımcımdı, artık hürdür. Bugünden sonra da) benim oğlumdur (evlâtlığımdır). O, benim mirasçımdır, ben de onu vârisim kılıyorum. Hepiniz şahit olun.” (İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-gâbe, I, 352) Aralarında yalnızca on yaş bulunmasına rağmen bu olaydan sonra “Zeyd b. Muhammed”, yani “Muhammed’in oğlu Zeyd” diye şöhret buldu Medine yıllarında da onunlaydı hep, Allah Resûlü onu ordulara komutan tayin ediyor, bazen de Medine’de kendi yerine vekil bırakıyordu. Yaşadığı müddetçe Resûlullah’ın sağ kolu olmaya gayret eden vefakâr Zeyd’i Allah Resûlü de çok ama çok seviyordu. Evlatlıkların öz oğullar gibi sayılamayacağını bu nedenle onların kendi babalarına nispet edilmesi gerektiğini bildiren Ahzâb sûresinin âyetleri indikten sonra “Zeyd b. Hârise” ismiyle çağrılmaya başlasa da o, Allah Resûlü’nün gözdesiydi ve saadet asrının seçkin simaları arasında “Hibbü Resûlillah/Allah Resûlü’nün sevdiği kişi” sıfatıyla meşhur oldu.  (Sahabe Hatıraları DİB yay. Syf. 71)


MEAL OKUYORUM

... Ey iman edenler! Sabır ve namazla yardım dileyin. Şüphesiz Allah sabredenlerin yanındadır. (Bakara, 2/153)


GÜNÜN DUASI

“Allah’ım! Senden istenen şeylerin hayırlısını, duanın hayırlısını, kurtuluşun hayırlısını, işlerin hayırlısını, hayatın hayırlısını, ölümün hayırlısını istiyorum.” (Hâkim, Deavat, No: 1911)


HER GÜNE BİR HADİS 

 “Kalbinde zerre kadar kibir bulunan kimse, cennete giremez.” Müslim, Îmân 147.

BİR SORU-BİR CEVAP

Kâğıt paraların/banknotların zekâtı verilir mi?

Günümüzde mübadele aracı olarak kullanılan para, kâğıt paradır. Para, eşyanın bedeli olarak kullanılmakta, alım satım onunla yapılmakta, işçi ücretleri, memur maaşları vs. onunla verilmekte ve zenginlik ölçüsü kabul edilmektedir. Dolayısıyla kâğıt para, altın ve gümüş; mübadele vasıtası görevi yüklenmiştir. Bu itibarla, altın ve gümüşün zekâtının verilmesi gerektiği gibi kâğıt paranın da zekâtı verilmelidir (Cezîrî, el-Mezâhibü’l-erbe‘a, I, 546). (Fetvalar, DİB Yay. syf. 239)



1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

alinti yazarlar ALINTI YAZARLAR
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

e-gazete E-GAZETE
sayfalar SAYFALAR
arşiv HABER ARŞİVİ
linkler LİNKLER
duyurular DUYURULAR
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat