ZEKÂT: TOPLUMSAL ŞİFA

11 AYIN SULTANI RAMAZAN 21 Nisan 2021 09:57
Videoyu Aç ZEKÂT: TOPLUMSAL ŞİFA
A
a

Vaiz Naciye Önür'ün yazısı...

Ercan Kardeşler Kuyumculuk
 
“Namazlarını özenle kılan, zekâtı veren ve ahirete kesin olarak inananlar, İşte rablerinden gelen doğru yol üzerinde olanlar onlardır, kurtuluşa erenler yalnız onlardır” (Lokman Suresi 4-5)
Zekât sözlükte artma, çoğalma, temizlik, bereket, övgü gibi anlamlara sahiptir. Terim olarak Allah’ın belirli yerlere sarf edilmek üzere dinen zengin sayılan kişilerin mallarından belli bir payın alınması ve Allah rızası için belirli kişilere verilmesidir. Borcundan ve temel ihtiyaçlarından fazla olarak kazanç sağlayacak mala sahip olan her akıllı ve hür müslümanın yerine getirmekle yükümlü olduğu bir ibadettir. Varlıklı müslümanların, ihtiyaç fazlası mal ve paralarının kırkta birini fakirlere verme yükümlülüğüdür. Kur'an-ı Kerimde birçok ayeti kerimede namazla birlikte emredilen bir ibadet olan zekât  “varlıklı insanların malında, ihtiyaç sahiplerinin bir hakkı" olarak değerlendirilmiştir. (Mearic suresi 24-25)
Kur'an-ı Kerim'de yahudilerin zekât  vermekle yükümlü tutuldukları, Hz. İbrahim, Hz. İshak, Hz. Yakup ve Hz. İsa gibi  birçok peygamberlere zekâtın emredildiği bildirilmektedir.
İslam beş esas üzerine kurulmuştur. Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın Rasulu olduğuna şahitlik etmek, namazı dosdoğru kılmak, zekât  vermek, Kabe'yi haccetmek ve Ramazan orucunu tutmak" (Müslim, Îman, 19-22)Zekât, İslam binasının üzerine inşa edildiği beş büyük sütundan biridir. Zekât öncelikle bir ibadettir. Müslüman Allah'ın emrine uyarak, O'nun rızasına kavuşmayı dileyerek gönül hoşnutluğu ve halis bir niyetle yerine getirmelidir. Zekâtı Allah'a yakın olmak, O'na şükretmek amacıyla yerine getiren müslüman, ahiret hayatının nimetlerine ve cennette Allah'a yakın olmaya ehil olur.
Zekât, Allah'ın verdiği nimetlere şükürdür. Namaz, oruç gibi bedenî ibadetler,  Allah'ın ihsan ettiği vücut sıhhat ve selametinin şükrüdür. Zekât, sadaka gibi mali ibadetler mal nimetinin şükrüdür. Hz. Peygamber “insanın sahip olduğu her bir nimete karşı şükretmesi gerektiğini” vurgular.Zekât, Allah’ın verdiği mala karşı şükür vazifesidir. Orucun insan bedenini  maddi ve manevî olarak temizlemesi gibi, zekât malı arındırır, bela ve musibetlere karşı ona korunak sağlar. Zekâtın, malı temizleyen bir vasıta olduğunu belirten Hz.peygamber “Mallarınızı zekât vererek korumaya alınız"(Beyhaki) buyurmuştur. Zekât manevi bir zırhtır. Zekâtı verilmediği için temizlenmeyen, içerisinde fakirin hakkı olan bir malın akıbetinin hayırlı olmayacağını Hz. Peygamber bildirmiştir.
Nefis cimrilik ve aşırı dünya sevgisi ile yoğrulmuştur. İnsan benliğinde yer alan cimrilik hastalığının giderilmesi gerekmektedir. Kişi zekât vererek cimrilik hastalığından kurtulur, kendisini cömertliğe alıştırır.
Allah insanlar arasında ayrım yapmadan mal mülk verir. İnsanın elinde mal mülk bulunması, onu Allah katında değerli biri olduğu anlamına gelmez. Mal sahibini değerli kılacak şey, o nimetlerin kadrini bilmesi ve şükrünü yerine getirmesidir. İnsan, evlatlarıyla olduğu gibi mallarıyla da imtihan edilmektedir. İnsanların en fazla yanıldıkları konu ve başarısız oldukları imtihanlardan biri de mala olan aşırı düşkünlükleridir.
Zenginin Rabbinin rızasına ermek arzusuyla yerine getirdiği farz bir ibadet olan zekâtın birçok hikmetleri vardır: Zekât ihtiyaç sahiplerinin ihtiyacını karşılar. Zekât, veren kişinin şahsiyetini geliştirir .Maldaki kirleri temizler. Mal sahibini arındırır. Zekât vermek hem malın hem nefsin temizlenmesine yardımcıdır.
Zekâtın tam olarak verildiği yerlerde denge ve sükûnet egemen olur. Zekât kardeşlik ve paylaşma duygularını geliştirir
Peygamberi En Güzel Anlatan Kadın:
ÜMMÜ MA’BED (R.A.)
 
Mekke ile Medine arasında, kızgın kumlar üzerinde, kızgın güneşin altında küçük bir köy: Kudeyd…
 Yokluktan varlık devşirmeye çalışan, köyünün kenarına kurduğu çadırında çölden geçenlerin yiyecek-içecek ihtiyaçlarını karşılayan bir kadın: Ümmü Ma’bed…
 Ümmü Ma’bed bilmiyordu ki yokluk varlığa, kıtlık bolluğa gebeydi. Hele ki kuraklığın bütün şiddetiyle kendisini gösterdiği bu günlerde o, bereketin kapısını çalacağını nerden bilebilirdi? Ümmü Ma’bed, o gün her zamanki gibi açlıktan karınları çekilmiş haldeki koyunlarıyla birlikte çadırının dışında oturup nasibini beklemekteydi. Yine çok sıcaktı, sanki güneş, her geçen gün kendisini biraz daha fazla gösterme derdindeydi. Derken çölde birkaç gölge belirdi, çadırına doğru yönelmişlerdi. Onları karşılamak için kalktı, bu dört yolcudan hiçbirini tanımıyordu. Ancak kendisine doğru yaklaştıklarında, içlerinden biri hemen dikkatini çekti. Tertemiz görünümlü, aydınlık yüzlü bu kişiyi daha önce hiç görmemişti. Bu nasıl bir yüz, bu nasıl bir asaletti! Diğerleri arasında hemen fark edilmişti. Kendisine çok değer verildiği, etrafında pervane gibi dönen dostlarından belliydi. O bir şey söylediğinde can kulağıyla dinliyorlar ve derhal yerine getiriyorlardı. Tane tane, o kadar tatlı konuşuyordu ki… Tok sesiyle kelimeler ağzından adeta inciler gibi dökülüyordu. Konuştuğunda asil, sustuğunda ise vakur idi. Her hali bir başka güzeldi. Ümmü Ma’bed ona baktı, onu izledi, izledi, farkında olmadan her bir halini gözleriyle hafızasına nakşetti. Sonra yabancı, Ümmü Ma’bed’e doğru yöneldi. O anda Ümmü Ma’bed, onun gözlerindeki derinliği fark etti. Bu gözler acaba neler görmüştü? İnce, uzun kaşlarının altında iri ve sürmeli bir çift göz nelere şahit olmuştu da bakışları böylesine derinlik kazanmıştı? Başka bir âlemden olan bu bakışlar, Ümmü Ma’bed’e çok şeyler söyledi. Birden, yabancının “Süt var mı?” sorusuyla kendine geldi. Süt? Keşke ona süt ikram edebilseydi ama kıtlıktan dolayı yanında ne et ne süt ne de hurma vardı, çaresiz boynunu büktü. Yabancı, çadırın yanındaki çelimsiz koyunu sordu. Ümmü Ma’bed, şaşkınlıkla “O mu? Ama o, sürüden geri kalmış zayıf ve kısır bir koyun!” diyebildi. Yabancı dinlemedi, onu sağmak istediğini söyledi. Sağarken de dudaklarından “Allah’ım! Bu koyunu bereketli kıl!” sözleri işitildi. Bereket neydi, çölün ortasında kıtlık ve kuraklık zamanında bereket ne demekti? Ümmü Ma’bed, yabancının uzattığı sütü kana kana içtiğinde öğrendi ki bereket, adını bile bilmediği bu yabancının elinde idi. Orada bulunan herkes sütten dilediğince içtiğinde artık ayrılık vakti gelmişti. Ay yüzlü yabancı ve dostları Ümmü Ma’bed’e mübarek bir gün armağan etmişlerdi. Ümmü Ma’bed, o günün adını “mübarek gün” koydu. O gün onun için artık bir milattı. Eve gelip de süt dolu kabı gören eşi de şaşkınlığını gizleyemedi. Ümmü Ma’bed, ona etkisini hala üzerinde hissettiği mübarek bir zattan bahsetti. Eşi o anda durumu anladı ve onun Kureyş’in peşinde olduğu kişi olduğunu söyledi. Ümmü Ma’bed’den onu kendisine anlatmasını istedi. Ümmü Ma’bed, o günden bugüne Allah Resûlü’nü en güzel tavsif eden kişi olarak bilindi. O, hicret yolculuğunda Allah Resûlü ve arkadaşlarını misafir etme bahtiyarlığını elde etmişti. (Sahabe Hatıraları DİB yay. Syf. 95)
MEAL OKUYORUM
 
Göklerde ve yerde olanlar hep O'na aittir. O'nun huzurunda bulunanlar, O'na ibadet etme hususunda ne büyüklenirler ne de yorulurlar. Onlar, bıkıp usanmaksızın gece gündüz Allah'ı tenzih ederler.
(Enbiyâ, 21/19-20)
GÜNÜN DUASI
 
Allah'ım! Gelecek şeylerin hayırlı olanlarını, yaptıklarımın hayırlısını, gizli açık şeylerin hayırlısını ve cennette yüksek dereceler istiyorum. Âmin.
HER GÜNE BİR HADİS
 
“Mü’min mü’minin aynasıdır.” (Ebû Dâvûd, Edeb 49).
BİR SORU-BİR CEVAP
 
Akupunktur tedavisi orucu bozar mı?
Oruç, imsak vaktinden iftar vaktine kadar ibadet niyetiyle yeme, içme ve cinsel ilişkiden uzak durmak suretiyle yapılan bir ibadettir (Bakara, 2/187). Akupunktur, vücutta belirli noktalara iğne batırarak çeşitli hastalıkları tedavi etme metodudur. Orucu bozan şeyler kapsamında olmadığı yani vücudu beslemesi ve gıdalandırması söz konusu olmadığından akupunktur yaptırmak orucu bozmaz. (Fetvalar,DİB Yay.syf.281)

 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

alinti yazarlar ALINTI YAZARLAR
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

e-gazete E-GAZETE
sayfalar SAYFALAR
arşiv HABER ARŞİVİ
linkler LİNKLER
duyurular DUYURULAR
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat