Sivrihisar’de bulunan Sivrihisar Ulu Camii, yaklaşık 800 yıllık köklü geçmişi, özgün mimarisi ve kültürel değeriyle Anadolu’nun en önemli tarihî yapılarından biri olarak öne çıkıyor. Selçuklu döneminin nadide eserlerinden olan cami, asırlardır ibadete açık kalmasıyla yaşayan bir kültür mirası niteliği taşıyor.
Üç Farklı Dönemin İzleri
Caminin bilinen en eski kitabesi 1231–1232 yıllarına dayanıyor. İlk yapım banisi, Sivrihisarlı kadı Leşker Emir Celaleddin Ali Bey, Selçuklu mimari geleneğine uygun şekilde yapıyı inşa etti. 1274’te, Mevlâna Celaleddin Rumi’nin müritlerinden ve III. Gıyaseddin Keyhüsrev’in naiplerinden Emineddin Mikail tarafından kapsamlı onarım yapılarak cami bugünkü plan ve görünümüne kavuştu. 1440 yılında ise İstanbul’un ilk kadısı Hızır Bey tarafından minare eklenerek yapının mimari bütünlüğü tamamlandı.

Anadolu’nun En Büyük Ahşap Direkli Camisi
Sivrihisar Ulu Camii, 67 ardıç ve sarıçam ağacından yapılmış ahşap sütunlarla taşınan çatısıyla Anadolu’nun ahşap direkli en büyük camisi olma özelliğini taşıyor. Bu sütunlar, yalnızca taşıyıcı değil, mekâna estetik derinlik ve ritim kazandıran mimari unsurlar olarak öne çıkıyor. Ahşap malzemenin ustalıkla kullanımı, Selçuklu dönemi mimarisinin doğayla uyumlu yaklaşımını günümüze taşıyor.
Ahşap Sanatının Zirvesi
Caminin ceviz ağacından yapılmış minberi, Horasanlı İbn-i Mehmet tarafından kündekâri tekniğiyle inşa edildi. Çivisiz ve birbirine geçmeli sistemle yapılan minber, geometrik kompozisyonları ve ince işçiliğiyle Selçuklu ahşap sanatının başyapıtlarından biri olarak kabul ediliyor.
UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde
Sivrihisar Belediyesi’nin bilimsel ve koruma odaklı çalışmaları sonucunda, 2023 yılında Sivrihisar Ulu Camii UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne dahil edildi. Bu tescil, caminin hem ulusal hem de evrensel ölçekte korunması gereken bir kültür mirası olduğunu belgeliyor.
Geçmişten Emanet
Sekiz asırdır ibadete açık olan Sivrihisar Ulu Camii, sadece bir ibadet mekânı değil; aynı zamanda tarih, sanat ve medeniyet hafızasının somut bir temsili. Selçuklu’dan Osmanlı’ya uzanan çok katmanlı geçmişiyle Anadolu’nun kültürel sürekliliğini simgeleyen cami, yerli ve yabancı ziyaretçilerini ağırlamaya ve geçmiş ile gelecek arasında köprü olmaya devam ediyor.



