Türkiye, ekonomi tarihinin en şaibeli ve en karanlık süreçlerinden birinden geçiyor.

Günlerdir borsa manipülasyonlarını, fon yolsuzluklarını konuşuyoruz ama asıl vahim olanı şimdi önümüzde: İktidara yakın fon vurguncularının hiçbir hukuki sürece girmeden, yargılanmadan, ceza almadan bu işten nasıl sıyrılabileceklerinin formülü yazılıyor. Üstelik bu kurtarma planının mimarı bizzat Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek.

Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın imzasıyla kritik noktalarda çok önemli görevden almalar yaşandı.

Ana muhalefet lideri Özgür Özel haklı olarak sordu: "Niye bugüne kadar 34 gün bekledin?

Bunlarla ne pazarlıklar yaptınız?

Niye bu insanlar bugüne kadar görevden alınamadı?"

YENİ parti lideri Özgür Özel’in bahsettiği ve Resmi Gazete’ de yayımlanan kararla güya "istifa eden" ama aslında sistemin gereği görevden alınan o üç isim sıradan figürler değil: Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Osman Çelik, SPK Başkanı Mahmut Sütçü ve Kamu Gözetimi Kurumu Başkanı İbrahim Ömer Gönül.

İşin trajikomik kısmı, görevden alınan bu isimlerin sorumluluktan da tıkır tıkır sıyrılması.

Eski SPK başkanının, fonlardaki yüzde binlik akıl almaz artışları "Hayatın normal akışı, halkın teveccühü" diyerek geçiştirdiği bir düzende, şimdi de eski Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan modelinde olduğu gibi, yeni bir göreve başlayana kadar 2 yıl boyunca devletten maaş almaya devam edecekler.

Yok, bu kadar da olmaz demeyin.

Olur, olur bal gibi oluyor da.

Çift şapkalı bürokratlar, ballı maaşlar aynen devam ediyor. Görevi bırakınca ya da görevden alınınca sorumluluk bitiyor mu? Bu milletin parası ortalığa dökülmüşken hesap sorulmayacak mı?

Görünen o ki sorulmayacak.

Çünkü Mehmet Şimşek, bir "kurtarma formülü" açıkladı. İlk kez piyasayı bozanların listelendiğini itiraf eden Şimşek, adeta bir "tövbe hesabı" formülü sunarak aynen şu ifadeleri kullandı:
"Piyasa bozucu faaliyetlere iştirak edenler ve buradan kazanım elde edenler var. Bunların hepsi tespit edildi. Liste halinde TMSF'ye ve Adalet Bakanlığı'na verildi.

Önce 10 milyon TL ve üzeri reel kazanım elde edenlere başvurulacak. Bunlar davet edilecek; gönüllü iade ederlerse sorun yok, etmezlerse tabii ki hukuki süreç işletilecek."

Yani Bakan Şimşek diyor ki; "Parayı getir, peşine düşmeyelim." Yargı, hukuk başkalarına gelince aslan kesilirken, milyarlık vurgun yapan yandaşlara gelince "parayı ver kurtul" kapısına dönüşüyor.

Adalet Bakanı Akın Gürlek yaptığı resmî açıklamalarda ve adli yıl açılış konuşmalarında bu felsefeyi tam olarak şu vurgularla ifade etmiştir:

"Kimse hukukun üzerinde değildir, hiçbir vatandaşımız da hukukun koruması dışında değildir."

"Hukuk, dosyanın üzerindeki isme bakmaz ve gereğini yapar; kimse kanunlar karşısında imtiyazlı veya dokunulmaz değildir.

En üst düzeyde dile getirilen bu hukuki kurallar ve "herkes eşittir" sözleri, günlük hayattaki bazı uygulamalarla, siyasi olaylarla ya da çifte standart algısı yaratan kararlarla çeliştiğinde haklı bir güven zedelenmesine yol açar.

Söylem ile eylem arasındaki bu fark, "Vay be, demek ki kurallar herkes için aynı işlemeyebiliyormuş" dedirten o meşhur adalet duygusunu zedeler.

Gerçekler bunu teyit etmiyor.

Nitekim Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi İlyas Kaya’nın 1.8 milyar TL’yi, adı Ömer Çelik'le anılan Sağlık Bakanlığı eski bürokratı Osman Arıkan Nacar’ ın 160 milyon lirayı yatırarak cezai takibattan şimdiden "yırttığı" iddia ediliyor.

110 milyar dolarlık bu devasa ekonomik darbenin faillerine yargı yolu kapatılıyor, soruşturmaların üstü örtülüyor.

BAHÇELİ GURUPTA HAMASİ NUTUK ATIYOR.

Bu kirli formüle siyasi kalkan ise yine MHP’den geliyor. Devlet Bahçeli grup toplantısında çıkıp bu süreci bir "arınma, aklanma ve altına yatan nedenlere eğilme fırsatı" olarak nitelendirerek Erdoğan’a tam destek veriyor.

Siyasette demek arınma ayı var. İslam’da üç aylardan başlar Ramazanda zirve yapar..

Ne kaldı Ramazan ayına!

MHP Lİ CELAL ADAN CELALLENİYOR KÜRSÜDEN VERYANSIN EDİYOR.

Oysa daha yakın zamanda TBMM Başkanvekili MHP’li Celal Adan meclis kürsüsünden, "Hırsız, arsız kim varsa, bu milletin parasını kim çalmışsa, kim çalınmasına vesile olmuşsa şerefsizdir, adidir, namussuzdur" diye haykırıyordu.

Gelgelelim, fon yolsuzluklarını araştırma komisyonu kurulması önergesine yine aynı MHP’li milletvekilleri ret oyu veriyor.

Tarih bunları tek tek not ediyor.

Ortada net bir tablo var: Bir tarafta geçim derdiyle boğuşan emekliye ve asgari ücretliye yapılacak üç kuruşluk zamla oy kaybını unutturmaya çalışan bir iktidar; diğer tarafta kendi yandaşını kurtarmak için hukuku bypass eden, "parayı veren düdüğü çalar" mantığıyla çalışan bir cezasızlık çarkı.

İktidarın kendi yandaşına uyguladığı hukukla, muhalife ve vatandaşa uyguladığı hukuk arasındaki o uçurum, bu ülkenin paçalarından akan o büyük fon vurgunuyla bir kez daha gözler önüne seriliyor.

Emekliye para bulamayan iktidar şimdi FON zedelere el uzatıyor!

"Hani..." ile başlayan sorgulama, toplumun büyük bir kesiminde yankı bulan çok insani bir histir.

Vay benim garip dava insanları. Bir film şeridi gibi geçiyor gözlerimizin önünden.. ASIM’IN nesli iflas etti diyenlere şu cevabı verin. Ahlaksızın dini,dinsizi,imanlısı,imansızı,solcusu,sağcısı,tarikatçısı,ataisti,deisti, olmaz..

Bundan sonra kalpleri mühürlü olanlar bizim dergâhımıza gelmesin. Güzel ahlakla bezenmiş yeni bir nesil gelecek..

Çünkü Allah bizlere şunu yansıttı. Maun suresini hatırlattı. Munafıkun suresini hatırlattı.

1995’ lerdeki Abdülmecid’in hikâyesi kaldı hatıramda.

Bazen hatırlatmaları acı olur. Ders alanlara kalp gözü açık olanlara ..

HAN-I YAĞMA

Bu sofrada kim yemiş, kim hesabı ödemiş?
Kimi altınla gülmüş, kimi borca gömülmüş.
Herkes tevbe kuyruğunda, herkes sözde temiz,
Han-ı Yağma bitmemiş, tövbenin örtüsü değişmiş!

Bu memlekette günahın gölgesi uzunsa,
Adalet güç karşısında başını eğmişse,
Herkes tevbe ediyor, düzen yerinde duruyorsa,
Tevbe eden çok demektir; hesap veren yoksa!