Türkiye günlerdir sermaye piyasalarını sarsan, yüz binlerce küçük yatırımcıyı canından bezdiren milyarlık fon skandalını konuşuyor.

Fakat bu kez mesele yalnızca ekonomik değil.

Kriz, iktidar partisinin tam kalbinde derin bir çatlağa, hatta içeriden yükselen bir isyana dönüşmüş durumda.

Gelin, son günlerde peş peşe patlayan gelişmeleri aynı fotoğrafın içine koyalım.

455 bin mağdur ve bir günde uçan 227 milyar lira!

Eski SPK Başkanı İbrahim Ömer Gönül’ün görev yaptığı 2022-2026 dönemi, sermaye piyasalarında fon krizinin en tartışmalı işlemlerinin yaşandığı dönem oldu.

Hatırlayın; fona “1 koyup 1000 kazananların” cirit attığı günlerde Sayın Gönül ekranlara çıkıp “yatırımcının güveninden” söz ediyordu. Hisselerdeki 4 bin katlık astronomik yükselişler ise “halkımızın teveccühü” denilerek geçiştiriliyordu.

Bugün gelinen noktada 455 bin vatandaş mağdur.

Üstelik gazetelerin manşetiyle ortaya çıkan tablo, skandalın boyutunu daha da büyüttü.

Operasyondan tam bir gün önce, 16 Eylül’de, adeta geleceği görmüşçesine 650 kişi 227 milyar lirasını çekerek sistemden ayrıldı.

İnsan ister istemez soruyor:

Bu vurgunun A takımı olan, böylesine müthiş bir öngörüye sahip insanlar kim?

Nihayet yargı ve Hazine harekete geçti. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, eski SPK Başkanı hakkında “görevi kötüye kullanma” suçlamasıyla ön inceleme yapılması için Teftiş Kurulu’nu görevlendirdi.

Geç gelen adaletin hiç değilse bir adım olması dileğiyle…

Kriz büyürken en dikkat çekici çıkış AK Parti İstanbul Milletvekili Serkan Bayram’dan geldi.

Bayram, parti içindeki sessizliğe ve adı geçen isimlere tepki göstererek oldukça sert konuştu:

“Millet aç, millet intihar ediyor. Ucu kime dokunacaksa dokunsun. Reis alacak neşteri, temizleyecek virüsleri. Reis partiyi kapatsa daha çok oy alır. 25 yıllık emeği tüketmeye kimsenin hakkı yok!”

Bence haklı.

Bayram ayrıca, Zehra Taşkesenlioğlu döneminde SPK’nın üzerine gidilmemesinin bugünkü tablonun oluşmasında etkili olduğunu söyledi.

Belediyelere yönelik operasyonlara da değinen Bayram, Üsküdar örneği üzerinden “Sahada kazanamadığını masada kazanmak bu mu? Utanıyorum” diyerek tepkisini ortaya koydu.

Peki, sonra ne oldu?

Bu sözler parti içinde yankı buldu ama alkışla değil, “Truva atı” suçlamasıyla.

AKP’li Cahit Özkan, Serkan Bayram’ı parti içine sızmış bir “Truva atı” olmakla suçladı.

Ardından Ankara siyasetinin tanıdık senaryosu devreye girdi.

Serkan Bayram, “Düşüncelerimi parti içi mekanizmalarda ifade etmeliydim” diyerek Cumhurbaşkanı’ndan ve teşkilattan helallik istedi ve geri adım attı.

Yandaş medyada bile çatlak büyüyor

Meselenin belki de en dikkat çekici tarafı burada.

Kriz, hükümeti destekleyen medyanın büyük isimleri tarafından bile artık halının altına süpürülemiyor.

Sabah yazarı Melih Altınok, kendi mahallesine yönelik son derece sert bir yazı kaleme aldı.

Türkiye’nin dış politikada varlık mücadelesi verdiği, Erdoğan’ın risk altında olduğu bir dönemde, fon skandalında adı geçen Fatma Betül Sayan Kaya’yı hedef aldı.

“Aile boyu refaha ermiş Fatma Betül Sayan Kaya’nın hiç umurunda değil Türkiye’nin hedefe konması” diyerek sert eleştiriler yöneltti.

Kaya’nın gazetecileri arayıp “ailecek ağlıyoruz” demek yerine hesap vermesi gerektiğini savundu.

Daha da önemlisi, bugüne kadar dokunulmaz kabul edilen isimlerden biri olan Erdoğan’ın hemşerisi ve yakın yol arkadaşı Hayati Yazıcı’ya da neşter vurdu.

Fon soruşturmasında Yazıcı’nın oğlunun varlık yönetim şirketinin adının geçtiğini hatırlatan Altınok, Yazıcı’nın “Hukuk iddiaları soruşturuyor, neticeyi göreceğiz” şeklindeki savunmasını da yeterli bulmadı.

Şimdi gözler Cumhurbaşkanı Erdoğan’da.

Çünkü bu defa mesele yalnızca 455 bin mağdurdan ibaret değil.

Vatandaş, kendi cebine, mutfağına, faturasına dokunan bir tabloyla karşı karşıya.

AK Parti içinden yükselen itirazlar da bu nedenle önem taşıyor.

Bir tarafta yıllardır iktidarın yükünü taşıdığını düşünen taban ve bazı milletvekilleri, diğer tarafta skandalda adı geçen isimler…

Ve bütün bu tartışmanın ortasında tek bir soru duruyor:

Gerçekten neşter vurulacak mı?

Parti bu virüslerden temizlenecek mi?

Yoksa Ankara’nın kadim refleksi yeniden mi devreye girecek:

“Kol kırılır, yen içinde kalır.”

Göreceğiz.

Ama bu kez kırılan kol, galiba o yenin içine sığmıyor.

Belki de bu durumun sorumlusu muhalefet olmasın. Baksanıza yelizden yeller esiyor.