Ziraat Mühendisleri Odası Şube Başkanı Selma Güder, son yağışların tarım arazileri açısından kısa vadede olumlu bir tablo ortaya koyduğunu ancak kuraklık riskinin devam ettiğini söyledi. Güder, Porsuk Barajı’ndaki doluluk oranının her yıl azaldığına da dikkat çekerek su kaynaklarının korunması gerektiğini söyledi. İki hafta önce yağan yağışların, toprakta uygun bir tav ortamı oluşturduğunu ve hububattaki ekilişlerin çoğunun ekim sonu gibi bittiğine dikkat çeken Güder, “Umut ediyorum ki bayramda ya da bayram öncesinde bir yağış olur. Ocak, şubat aylarındaki yağışlarımız normallerin üzerinde seyrediyor şehrimiz için. Bu sevindirici bir haber kısa vadede baktığımızda. 15 yıl kadar bu ayların en güçlü yağışını aldık. Uzun vadede ve orta vadede bakıldığında bu bize ‘kuraklık gelmiyor’ şeklinde algılanmamalı; kuraklık riski çünkü hep var. Şehrimiz için de var, bölgemiz için de var. Barajımızdaki doluluk oranı da önemli. Porsuk Barajı hem kullanım hem içme suyu kaynağı hem de tarımda kullanıyoruz. Doluluk oranımız; 2024’te yüzde 51, 2025’te yüzde 43 ve 2026’nın şubat ayında yüzde 33. Azalan bir eğri var ancak şu rakam uygun; ancak biz hep ilkbahardaki yağışların olmasını umut ediyoruz” diye konuştu.

ENERJİ MALİYETLERİ TARIMI OLUMSUZ ETKİLEYECEK
Güder, Orta Doğu ve Avrupa’daki savaş durumunun çiftçi için krizler doğurduğunu ifade ederek, “Ukrayna krizi bir tahıl kriziydi ancak şu an Orta Doğu’daki kriz bir petrol, doğal gaz ve bununla bağlantılı olarak bir gıda güvenliği krizini ortaya çıkartıyor. Kükürt diye tabir ettiğimiz petrolün rafine ürünlerinden amonyak, üre o bölgeden yayılıyor ve kükürt de dünya rezervinin neredeyse yüzde 50’sini o bölge karşılıyor. Bu kriz önce petrol fiyatlarını yükseltti; yüzde 10-15’lerde ülkemiz de etkilendi, çiftçimiz de etkilendi. Gübre fiyatları şu an yüzde 30’larda, ve bazı yerler gübreyi satmıyor. Bu da bir risk çiftçimiz için de. Çünkü tarım mevsimi başladı; ekim, dikim oluyor ve gübre de atıyorlar. Bu gübreler de en temel taban gübreleri. Burada fiyatların yüksekliğini düşünün; hem mazot hem o işçi giderleri, enerji maliyetleri tarımımızı aslında olumsuz etkileyecek” dedi.
"KÖYLÜ KAZANAMIYOR"
Ülke genelinde kırsaldaki yaş ortalamasının 58-59 civarında kaldığına dikkat çeken Güder, “Eskişehir’de bu ortalamayı tutturuyor. Biz ise orada gençlerin olmasını istiyoruz. Çünkü gençler; bakış açılarıyla, teknoloji kullanımlarıyla ve dijital okuryazarlıklarıyla her şeye hakim olabiliyorlar. Türkiye’de geçmişten beri süregelen bir model vardır; köylerde tarım yapılır. Üretimin olduğu yer kırsaldır ancak o kırsalı her konuda beslemek ve doyurmak gerekir. Bunlar olmayınca kırsalda bu imkanların olduğu büyükşehirlere veya ilçelere göç ediyor ve bu üretim sınırlı kalıyor. Örneğin; burada domates, salatalık veya buğday ürettik. Eğer burada ürünün işlenmesi, paketlenmesi ve son haline getirilerek katma değerli bir yapıya kavuşturulması sağlanmıyorsa kırsalın kazancı düşük kalıyor. Ürünler buradan toplanıp şehre ya da büyük metropollere gidiyor. Orada paketlenip satışa sunulacak hale getiriliyor. Bu durumda köylünün kazancı çok düşük oluyor. Köylü az kazandığı için de bugün kırsalların boşalmasının en önemli nedenlerinden biri budur” ifadelerini kullandı.
Güder, kentte 5-10 yıl içerisindeki tarımda beklenen en büyük risk hakkında da şunları konuştu: “Ülkemizin pek çok yerinde olduğu gibi en büyük risk sudur. Türkiye’de 52 tane ilçe su kısıtı altındadır; bunlardan 6 tanesi Eskişehir’dedir. Konya birinci sırada, Eskişehir ise ikinci sırada gelmektedir. Bu anlamda en büyük riskin su olduğunu düşünüyorum. Bunun için de üretim planlamasının yapılması gerekmektedir. Yapılıyor da; ancak buna uygun şekilde, gerekiyorsa cezai müeyyideler de uygulanarak planlamaya sadık kalınmalıdır.”




