Bugünü kaç anne ağlayarak geçirecek.
Bu kadar çok şiddetin yaşandığı, bu kadar çok insanın öldüğü ve acı çektiği, sırf yazı çizileri-düşünceleri yüzünden hapsedildiği bir ülkede başka türlüsü mümkün mü?
Oysa daha birkaç sene önce bile hiç böyle değildi.
Birçok ümidimiz vardı...
Hele 2000'lere doğru geri gidersek, demokratikleşme ile ilgili ne hevesler ve heyecanlar duyuyorduk; o gün iyi olmayabilirdi ancak, gelecek ümidi vardı.
Bir zamanlar, biz böyle şeyleri, barışı, demokratikleşmeyi, diyalog kurmayı, insan haklarını, hukuk devletini çok sık konuşurduk...
Kırgınlığa, umutsuzluğa rağmen de hala konuşabilmek lazım.
Çatışma-barışma üzerine düzenlenen tüm konferanslarda söylendiği, bu süreçlerin içinde yer almış herkesin dile getirdiği gibi; savaşmak ve nefret etmek, barışmak ve kutuplaşmayı aşmaya çalışmaktan daha zor...
Ne yazık ki, Türkiye de toplumsal olarak, yaşamın her alanında, kutuplaşmaları derinleştirmekle meşgul şu aralar.
İçeride, dışarıda duvarlar... Nefret, içlerini betonlaştırıyor insanların...
Onun için bugün, buruk bir anneler günü...
'Analar ağlamasın' bu toplumda çok sık yinelenen bir sözdü. Onun yerine, 'Analar ağlarsa ağlasın, hatta onlara da ne olursa olsun' haline geldik. Bunun bir ilerisi, anaların da hedef olması.
Çocuklarını yitiren, çocuklarının babaları tutuklu olan, kendileri tutuklu olan ve adaletsizlikleri görmekten yılgın, bitap, kırgın olan tüm kadınların, Anneler Günü'nü kutlarım yine de...
Anne olsun olmasın, isterse erkek olsun; başkalarına kol kanat geren duygulara sahip olanların bugünü kutlu olsun.
Olsun ki, geleceği kazanmak için önce, ümit edebilsinler...
Başka bir hayat ve dünyanın mümkün olabileceğini, her şeye rağmen düşünebilsinler.
ÇİÇEKLER SOLMASIN,ANALAR AĞLAMASIN..