Eskişehir Tarihi Odunpazarı Evleri bölgesinde atölyesi bulunan Güler, çocukluğundan bu yana babası Erol Güler’den öğrendiği mesleği sürdürüyor. “Beyaz altın” olarak da bilinen lületaşına el emeğiyle şekil veren genç sanatçı, Eskişehir’e özgü bu değerli madenin zamanla unutulmaya başladığını ifade etti.
Yetkililere seslenildi
Lületaşının çıkarılma sürecine de değinen Güler, madenin Eskişehir’in kuzeyindeki köylerde geleneksel yöntemlerle çıkarıldığını belirtti. Herhangi bir büyük makine kullanılmadan, kazma ve kürekle yapılan çalışmalarda yerin metrelerce altına inildiğini söyleyen Güler, lületaşının dünyanın farklı bölgelerinde benzerlerinin bulunmasına rağmen gerçek yapısının sadece Eskişehir’deki yataklarda olduğunu vurguladı. Şehirde lületaşı tanıtımına yönelik çalışmaların yetersiz olduğunu dile getiren Güler, özellikle Odunpazarı bölgesinde daha fazla etkinlik yapılması gerektiğini ifade ederek yetkililere seslendi.
Lületaşının yüzde 78 oranında emici özelliği olduğunu belirtti Güler, "Lületaşı, zamanla krem ve kremin tonlarında renk değişimine uğrar. Bu tamamen kendi emici özelliğinden kaynaklı zaten. Lületaşı, magnezyum, silis ve karbonat kimya yapısı olan bir madendir aynı zamanda. Kendi emici özelliğinden kaynaklı olduğu için bu taşın kirlenmesi değil, tamamen doğal bir yaşlanma sürecini belli ediyor aslında. Bazı müşteriler lületaşı renk değiştirince kirlendiğini zannedebiliyorlar. Bu taşın kirlenmesi değil, tamamen kendi özelliği. O renk değiştirmiyorsa lületaşı değildir veya lületaşının alt sınıflarıdır" ifadelerini kullandı.
Günümüzde bazı sahtekarlıklar olduğuna da değinen Güler, sözlerini şöyle sürdürdü: "Maalesef ki işlediğimiz lületaşlarından üzerimize düşen talaşların temiz hallerini presleyerek biblo, bileklik ve tespih gibi ürünler çıkartmaya başladılar. Yine enseleniyorlar tabii ki ama piyasada olabiliyorlar. Bunlar herhangi bir şekilde lületaşıyla alakası olmayan ürünler. İçerisinde lületaşı tozu olan kimyasal maddelerden bahsediyoruz."
"Üç temel bıçaktan çıkardığımız ürünler tamamen el yontumudur"
El işçiliği ile yapılan her ürünün farklı bir süreci olduğunu dile getiren İsmet İlker Güler, "Müşterimiz bir ürün siparişi istediğinde biz ona 3-4 gün teslim süresi veriyoruz ama daha özel, daha büyük işler olduğu zaman bu belki 15 gün, belki 1 ay, hatta aylar sürebiliyor. Müşteri de güzel bir ürün istiyorsa ona göre sabrederek işleyeceğim, o da sabrederek maalesef beklemek zorunda kalacak çünkü bunlar fabrikasyon ya da CNC ürünler değil. Üç temel bıçağımız var, o üç temel bıçaktan çıkardığımız ürünler tamamen el yontumudur" diye belirtti.
"Geleneksel bir el sanatı unutulmuş oluyor..."
Tarihi Odunpazarı Evleri'nde düzenlenen lületaşı festivaliyle ilgili eleştirilerde bulunan Güler, "Siz Odunpazarı bölgesinde lületaşı festivali yapıp, o festivalde herhangi bir şekilde lületaşı bulundurmuyorsanız, o meslek unutulsun zaten. Yani lületaşı festivalimiz var ama stantlarda lületaşı yok. Sadece festival alanından bambaşka bir yerde lületaşı yontumu gösteri olarak yapılıyor. Lületaşını globalleştirmek için neden bir şeyler yapmıyoruz? Bu şekilde olunca lületaşının ne önemi kalıyor? Geleneksel bir el sanatı unutulmuş oluyor, böyle kalıyorsunuz yani" sözlerine yer verdi.
"Yurt dışına lületaşını tanıtmaya gitmiyorum?"
Lületaşının tanıtımı için Kültür ve Turizm Bakanlığı'na çağrıda bulunan Güler, konuşmasına şu şekilde devam etti: "Biz elimizden geleni yapıyoruz. Bakanlık belediyelere bırakmadan iş yapsa bizim için daha iyi olacak. Mesela ben Kültür Bakanlığı devlet sanatçısıyım, en genç devlet sanatçısıyım ama kendim bilinmiyorum zaten. Lületaşı ustalarımızın genel yaş ortalaması zaten 45 ve 65 yaş üstüdür. En genci olarak ben kendimi sürekli öne çıkarmaya çalışıyorum. Ben neden yurt dışına lületaşını tanıtmaya gitmiyorum? Konuşup mesleğimi anlatacağım kadar dil de biliyorum, yurt dışında veya yurt içinde neden farklı farklı bölgeleri gezmiyorum?"




