Türkiye uzun bir süredir enflasyonla mücadele ediyor ama salgın dönemi ile birlikte ciddi bir pahalılık ile karşı karşıya. Özellikle salın günleri ile birlikte başta gıda ve tarım ürünleri olmak üzere bir çok tüketim maddesinde görülen ciddi orandaki fiyat artışları vatandaşların belini de bükmüş durumda. ancak ne yazık ki özellikle iktidara yakın bir kitle bu tepkilerin haksız olduğunu ve iktidarı yıpratmaya yönelik olduğu görüşünde. Oysa başını biraz kaldırıp çarşı pazar gezenler, esnaftan alışveriş edenler ve ticaretin içinde olanlar gerçeğin bu olmadığı konusunda hemfikir.

Gerçek şu ki başta gıda ve tarım ürünleri olmak üzere bir çok tüketim maddesi ciddi oranda pahalanmış durumda ve alım gücü daralıyor. Bunun da salgın dönemi ile ciddi ilişkisi var. Ülkemizde salgın ilk olarak mart ayında görülmüştü ve nisan ayının başları itibariyle de önlemler geldi. Sağlık temelli bir önlem mutlaka olmalıydı ve oldu. Ancak bu olurken bir şey unutuldu; sektörleri korumak. Şimdi sektörlere koruma paketi çıkartıldı ya denecek biliyorum ama o iş öyle değil. Tam da o dönemlerde ben Eskişehir sanayisi ve ekonomisi içinde faaliyet gösteren çok değerli sanayicilerle ESO HABER için canlı sohbetler yapmıştım. O sohbetlerde Eskişehirli sanayiciler ve iş insanlarının altını çizdiği çok önemli noktalardan biri de tam olarak buydu: 'Eğer böyle giderse tüm ürünlere zam yapmak zorunda kalacağız.'

ERDEMİR'DEN DİKKAT ÇEKEN TESPİTLER

Örneğin 4 Mayıs 2020 tarihinde Balkan Helva Yönetim Kurulu Üyesi Nilay Güneş Erdemir ve Sarar Grup Yönetim Kurulu Üyesi Emre Sarar ile yaptığım sohbete dönelim. Bu sohbette Nilay Güneş Erdemir'in tespit ve değerlendirmelerine bakalım:

'Biz işin açıkçası Mart ayının ikinci haftasına kadar bir rüyada yaşıyormuşuz. Üretimlerimiz devam etti, siparişlerimiz devam etti, hammadde tedariklerimiz devam etti. Biz düşünüyorduk ki bu hastalık büyük ihtimalle bize gelmeyecek. Biz böyle kör topal bir şekilde, aksamalar olsa da devam edeceğiz. Ama Mart'ın ikinci yarısı itibariyle işin kuralları birdenbire değişti. Tedariklerde aksamalar yaşanmaya başlandı. Elimizde birikmiş olan hammaddeleri üretime çevirememeye başladık çünkü bir talep azalması karşımıza çıktı.

Ramazan ayında olmamıza rağmen satışlar son on yılda hiç görmediğimiz rakamlara indi. Sokağa çıkma yasağıyla beraber bazı yerlerde satış noktalarımız kapalı olduğu için ürettiğimiz malı satamaz hale geldik. Bunlar hep dezavantajlar konumunda.

Yine aynı şekilde sağlık konusuyla ilgili risklerden dolayı çalışanlarımızı tam kapasite çalıştıramaz olduk. Yeni kurallar geldi sosyal mesafe kuralları, önceden on kişiyle ürettiğimiz on bir ürünü artık beş kişiyle iki birim şeklinde üretiyor olduk. Bu da üretimde gözle görülür bir maliyet artışlarına sebep oldu. Günün sonunda bunlar tabii ki de bir şekilde fiyatlara yansıyacak.

Şimdi Türkiye'de ekonominin bilinmez kahramanları, görünmez kahramanları KOBİ'lerdir. KOBİ'ler cefakardır, KOBİ'ler şu anda ellerinden geldiği şekilde, son nefeslerine kadar bu maliyet artışlarını fiyatlara yansıtmamak için direniyor.

Devlet bu hastalıktan korunmak için KOBİ'leri desteklemek adına bazı önlemleri aldı. Yeterlidir, yeterli değildir bu sektör sektör tartışılır ama şimdi günün sonunda bunu bir maraton olarak düşünürsek KOBİ'lerin bir yerde nefesi tükenecek. Sadece gıda sektörü açısından söylemiyoruz. Gıdada evet birincil gıdada tüketim devam ediyor ama gıda pek çok ayaktan oluşuyor.

Bu KOBİ'lerin nefesinin tükenmemesi için daha hızlı refleksler alınması daha geniş önlemler alınması gerekiyor. Çünkü gıda özelinde de burada söylememiz gerekirse bir son kullanım tarihi ve elimizde kalan hammaddeler var. Bunları hızlı biçimde üretip işte artık ihracat mı, iç pazarda bir hareketlenme mi yoksa toplu biçimde alımı mı çözülmesi gerekir.'

GÜNÜN SONUNDA FİYAT ARTIŞI KAÇINILMAZDI

Fotoğraf çok net aslında. Ve bugünün geleceği aylar öncesinden; sanayi içinden, KOBİ temsilcilerinden, iş insanlarından, üreticilerden gelmiş durumda.

Mart'ın ikinci yarısı itibariyle işin kuralların birdenbire değişmesi;