Milli mücadele tarihimizin mimarı, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, hiç kuşkusuz gerek yaşadığı dönem gerek sonrasında dünyada en çok konuşulan liderler arasında ayrıcalıklı yerini koruyor. Ülkemizde bu Dünya lideri farklı bakış açıları ile değerlendiriliyor. Bir grup Yüce Önderi tam manası ile kavrayamadan koşulsuz şartsız kabul ederken, bir diğer grup tüm tarihsel gerçekleri görmezden gelerek, çok sınırlı bir bilgi atmosferinde büyük kurtarıcıyı reddetmektedir. İki arada bir derede olanlar da vardır, layıkı ile Mustafa Kemal Atatürk'ü anlayanlar da... Bu yazımızda son grubun bakış açısı ve Mustafa Kemal Atatürk'ten öğrendiklerimiz üzerinde duracağız.

Bağımsızlık
Karizmasını ve dehasını tüm dünyanın hatta düşmanlarının bile kabul ettiği, bu sebeple de büyük saygı duyduğu Mustafa Kemal bize göre, en derin manada HAK İLE BATIL SAVAŞI'NDA HAK'TAN YANA OLAN EVRENSEL, KARİZMATİK bir LİDERDİR; ÜLKESİ VE İNSANLIK İÇİN YAPTIKLARI DA BU EVRENSEL SAVAŞTAKİ MİSYONUNUN YANSIMALARIDIR. Özetle, Mustafa Kemal Atatürk bir HAH EHLİDİR…Tarihe geçen önemli özdeyişlerinden biri olan 'Bağımsızlık benim karakterimdir.' Yargısı da hak ehli oluşunun en temel kanıtıdır. Büyük Kurtarıcı, şahsiyeti ile bağımsız olmayı eş kabul ederken var oluşu ile özgür olmayı bir tutmuştur. İnsanlığa da bu evrensel 'bağımsızlık' mesajını iletmiş, bağımsız olma yargısını bizlere miras bırakmıştır. Hiç kimsenin adamı olmayan, hiçbir yapının boyunduruğunu kabul etmeyen, bu uğurda halkına da 'Ya istiklal ya ölüm…' sloganını benimseterek esaret altında yaşamaktansa bağımsız bir şekilde ölmenin gerçeğine ve zorunluluğuan dikkat çekmiştir Mustafa Kemal. Bu evrensel Karizma, ideoloji hapishanelerine girmeden, kendi coğrafyasının şartlarına göre yönetim ve uygulama yollarını seçerek özgürce yaşamanın prensiplerini belirlemiştir; çünkü hak ile batıl savaşında haktan yana en önemli silah bağımsızlıktır. Hah ehli bağımsızlığı, batıl cephe ise köleliği seçer ve kullanır.

Bilim ve Mana
Mustafa Kemal Atatürk'ün ayırt edici bir diğer özelliği de gerçekliğe bakış açısıdır. Mustafa Kemal'i kabul edenler onun bilimsel yaklaşımına vurgu yaparken, Mustafa Kemal'i reddedenler eksik bilgi ile bilim dışı hallerden Mustafa Kemal'in bihaber olduğu yönünde olumsuz eleştiride bulunmaktadırlar. Oysa ki, şu iki yargı Mustafa Kemal'in gerçek ile bağını en yalın hali ile ortaya koymaktadır:
'Hayatta en hakiki mürşid ilimdir.'

'Çocuk, hayatta öyle olaylar vardır ki, mevcut akıl ile izahı mümkün değildir…'
Mustafa Kemal'e ait olan bu iki cümle ilk bakıldığında biribiri ile çelişiyormuş gibi algılanırken, geniş bir perspektiften bakıldığında; tam tersine bu iki yargının birbirini desteklediği ve hatta tamaladığı anlaşılmaktadır. Bu iki cümle sağlıklı bir şekilde değerlendirilirse Mustafa Kemal'i değerlendirmede karşı cephelerde olanlar Mustafa Kemal paydasında buluşabilirler. Bu dünyada aklı en iyi kullanan liderlerden biri olan Mustafa Kemal Atatürk, bir taraftan ilimin-bilimin hayattaki en gerçekçi yol gösterici olduğunu, hayatımızı ilim ve bilimin gerçeklerine göre düzenlememiz gerektiğini söylerken, diğer taraftan da mevcut aklın ve bilimin tanımında olmayan gerçeklerin de olabileceğine dikkat çekmektedir. Zaten bilimin varlığı ve ilerlemesi de önündeki bilinmeyenlerin varlığına bağlı değil midir? Milli mücadele yolunda da hem mevcut aklı ve bilim kullanılmış; hem de mevcut aklın ve bilimin tanımında olmayan farklı bir akıl ile de, mevcut aklın ve bilimin izah edemediği gerçeklerden faydalanılırak 'kağnının motoru yenmesi' sağlanmıştır…

Üretim
Mustafa Kemal'in bize miras bıraktığı önemli dinamiklerden biri biri de üretim gerçeğidir. Atatürk, üretimi temel alan bir toplum modelini oluşturmuştur. 'Köylü milletin efendisidir.', 'Her fabrika bir kaledir.', 'Vatanını en çok seven işini en iyi yapandır.', 'Üretmeyen milletler önce haysiyetlerini, sonra bağımsızlıklarını kaybederler.' özdeyişleri hayatın temeline üretim kriterini koyduğunun göstergesidir. Bu nedenledir ki, Türkiye 1923-1938 yılları arasında dünya kalkınma sahasında ilk üçe giren bir güce ulaşmıştır. Açılan fabrikalar, tarımsal faaliyetler, bilimsel üretimler, yetişen eğitimli gençler kalkınmanın önemli değerleri olmuştur…

Kültür/Sanat/Spor
Milli mücadelenin savaş galibiyetinden sonra 'Asıl mücadele şimdi başlıyor; cehalet ile mücadele' yargısı ile yeni bir mücadele sahasına geçen Mustafa Kemal Atatürk, spora, sanat ve kültür ile çok yakından ve derinden ilgilendi. Bu alanda uzman kişilerle çalışan gerekirse o kişilerin bilgi ve görgülerini artırmak için yurt dışına da gönderen Atatürk her bir Türk vatandaşının spor, sanat ve kültür sahalarına ilgi duymalarını, dahil olmalarını sağlamak için politikalar üretti. 'Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur.', 'Ben sporcunun zeki, çevik ve ahlaklısını severim.', 'Sanatsız kalan toplumların hayat damarlarından biri kopmuş demektir.', 'Hepiniz milletvekili olabilirsiniz, bakan olabilirsiniz... Hatta cumhurbaşkanı olabilirsiniz. Fakat sanatkar olamazsınız...' içerikli özdeyişleri ile Mustafa Kemal Atatürk spor ve sanatın toplumsal kalkınma ve sağlıklı bir yaşam için ne kadar hayati düzeyde olduğuna işaret etmiştir.
Mustafa Kemal Atatürk'ten öğrendiklerimiz tabi ki, üzerinde durduklarımızla sınırlı değildir. Yazımızda dünya liderimizin Bağımsızlık, Bilim-Mana birlikteliği, Üretime Verdiği Önem, Kültür/Sanat/Spor'a bakışı ile ilgili tespitlerde bulunduk. Özellikle Atatürk karşıtı olan grupların olaya bu pencerelerden bakmaları gerektiği kanaatindeyiz. Bu pencereler evrensel gerçeklere açılan, insanı insan yapan değerler değil midir?