…
dünyadan haberi olmamak: Çevresinde olup bitenin farkında olmamak, olan biteni bilmemek
dünyalar benim /onun olmak: Çok sevinmek
dünyalara değişmemek: Her şeyden daha fazla sevmek
dünyaları ayrı olmak: Görüş, fikir, inanç, düşünceleri farklı olmak
dünyalığını doğrultmak: Hayatı boyunca yetecek parayı kazanmak
dünyanın bir/öbür ucu:Çok uzak
Dünyanın çivisi çıkmış: Her şey ne kadar değişi ve bozuldu; olmaması gereken şeyler oluyor.
dünyanın dört bucağı: Dünyanın her yanı, her yönü
dünyanın kaç bucak olduğunu anlamak/öğrenmek: Çeşitli güçlükler ve zorluklarla karşılaşıp hayatın hiç de kolay olmadığını anlamak
dünyanın kaç bucak olduğunu göstermek/anlatmak: Dünyada ne gibi güçlükler olduğunu bildirmek, insanın başına neler gelebileceğini öğretmek veya öğrenmek
dünyanın öbür ucu: Çok uzak yer
dünyanın sonu:
1. Bütün imkan ve fırsatın sona erdiği, her şeyin bittiği an
2. Ölüm zamanı
Dünyanın sonu değil: Her şey daha bitmedi, umut var.
dünyası kararmak: Başına gelen kötü bir iş dolayısıyla yaşam isteği kalmamak
dünyanın tadını çıkarmak: Bütün zevklerden faydalanmak, mutlu ve rahat yaşamak
Dünyanın ucu uzun: İnsan yaşadıkça her türlü şeyle karşılaşabilir, ona göre davranmak gerek.
dünyası yıkılmak: Hayata umudu yıkılmak, güzel hayalleri son bulmak
dünyasından geçmek: Her şeye karşı ilgisiz duruma gelmek
dünyasını değiştirmek:Ölmek
dünyasını kendi eliyle yıkmak: Kötülüğü kendi kendine bilerek yapmak
dünyaya/hayata gözlerini kapamak/yummak: Ölmek, ömrü bitip ölmek
dünyaya dana gelip öküz gitmek: Hiçbir şeyden haberi olmamak; bilgisiz, görgüsüz olmak
dünyaya geldiğine pişman etmek:Çok üzmek, çok eziyet etmek, doğduğuna pişman etmek
dünyaya geldiğine pişman olmak:Çok sıkılmak, çok bunalmak, doğduğuna pişman olmak
dünyaya gelmek: (insan) Doğmak
dünyaya getirmek: Doğurmak
dünyaya gözlerini kapamak/yummak:Ölmek
dünyaya gözünü açmak: Doğmak
dünyaya kazık çakmak/kakmak: Ölmeyecekmiş gibi dünyaya dört elle sarılmak, dünya varlığı peşinde koşmak
dünyaya küsmek: Bir sebepten dolayı üzülüp herkese ve her şeye kırgın olmak
dünyaya veda etmek: Ölmek
dünyaya yuf borusu öttürmek: Ölmek
dünyayı anlamak: Dünyada neler olduğunu öğrenmek, tecrübeyi artmak
dünyayı ayağa kaldırmak: Kavga çıkarmak, gürültüye sebep olmak
dünyayı başına zindan etmek: Çok sıkıntılı bir duruma sokmak
dünyayı ben yarattım demek: Aşırı mağrur olmak, büyüklenmek
dünyayı ben yarattım havasında olmak: Çevresinde güçlü olduğu düşüncesini oluşturmak
dünyayı birine cehennem/haram/zindanetmek:Hayatını yaşanılmaz duruma getirmek
dünyayı görmemek: Bir konuya veya bir işe aşırı odaklanıp çevre ile ilgilenmemek
dünyayı görmez olmak: Sevgilisinden başka şey düşünmemek, bir şeyin farkına varmamak
dünyayı gözü görmemek:İlgilendiği şeyden başka hiçbir şeye aldırmayacak durumda olmak
dünyayı haram etmek: Ona hayatı yaşanılmaz duruma getirmek
dünyayı karanlık görmek: Karamsarlık ve umutsuzluk içinde olmak
dünyayı tozpembe görmek: En kötü, en acıklı durumlarda bile iyimser olabilmek; çok iyimser olmak
dünyayı tutmak: Her yerde duyulmak, ünü yayılmak
dünyayı zindan/zehiretmek //
dünyayı başına dar etmek: Birini çok sıkıntılı bir duruma sokmak
Seraskere dana güttüren dünya: Kimin başına ne iş geleceği bu dünyada belli olmaz.