“Kulluk” kelimesi ibadet kelimesinin Türkçemizdeki karşılığıdır. İbadet kelimesi sözlükte; “boyun eğme, alçak gönüllülük, itaat, kulluk, tapma, tapınma” gibi anlamlara gelmektedir.
Dini bir terim olarak ibadet, kulun Allah’a saygı, sevgi ve itaatini izhar etmek ve O’nun hoşnutluğunu kazanmak niyetiyle ortaya koyduğu tutum ve davranışların bütününe denilir. Kısaca kulun Allah’a karşı saygı, sevgi ve bağlılığını gösteren duygu, düşünce ve davranış biçimlerine ibadet/kulluk diyoruz.
Kur’an-ı Kerim, canlı-cansız her bir varlığın Allah ile kulluk ilişkisi içerisinde olduğunu, fıtrî bir bağ ile Allah’a yöneldiğini haber vermektedir. Keza göklerde ve yerde olan her şeyin kendi özel diliyle Allah’ı zikrettiğini, O’na itaat ederek secde etmekte olduğunu da bize aktarmaktadır (Ra’d 13/15; Nahl 16/48-49; İsrâ 17/44). Çünkü Allah kâinatı ve içindekileri başıboş, sorumsuz, oyun ve eğlence olsun diye yaratmamıştır; varoluşun bir gayesi ve manası vardır (Âl-i İmrân 3/191; Enbiyâ 21/16-17; Mü’minûn 23/115). Yaratılışın amacı Allah’ı tanıyıp bilmek ve O’na kulluk etmektir. İnsanların yaratılış amacı da budur: “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım” (Zâriyât 51/56).
Genel olarak din üç kısımdan müteşekkildir. Bunlar; itikat, ibadet ve ahlaktır. İtikat dinin teorik anlatımı, ibadet ise dinin pratik anlatımıdır. Nitekim meşhur Cibril Hadis’inde Allah Rasûlü (s.a.v.) Cebrail’e vermiş olduğu cevaplarında iman, İslam ve ihsanın ne demek olduğunu bize izah eder (Müslim, Îman, 5). İslâmî hükümleri de biz buna göre tasnif ederiz. Yani din; inanca dair itikadi hükümler, neleri yapacağımıza-neleri yapmayacağımıza dair amelî hükümler ve iç dünyamızın terbiyesi, nefsin tezkiyesinden ibaret olan ahlâkî hükümler olmak üzere üç sınıftan oluşur. Her birisi, diğerini tamamlayan ve destekleyen unsurlardır. Bu üçünü kabul eden ve bunlara uygun yaşayan kurtulmuştur. Çünkü bunu başarabilenler, gerçek müminlerdir. Zira “Müminler kesinlikle kurtuluşa ermiştir” (Mü’minûn 23/1) ayeti bunun delilidir.
Din sadece itikadi hükümlerden oluşmamıştır. İtikadı sağlamlaştıran, salih amel ve kulun takvasıdır. İnsanı, kâmil mümin olma yolunda gayrete getiren, kalbindeki inancı pekiştiren ve sağlamlaştıran, inancına göre sergilemiş olduğu salih amelleri ve güzel ahlâkıdır. İman ile amel arasındaki bu kuvvetli bağdan dolayı, Kur’an birçok ayetinde iman ve ameli beraber ve peş peşe zikreder. Nitekim İslam uleması, imanı bir kandil ışığına, ameli de o kandil ışığını muhafaza eden cam fanusa benzetmişlerdir. Amelsiz ve ibadetsiz iman, zamanla zayıflama ve yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Öyleyse amel, her ne kadar imanın bir cüzü ve parçası olmasa dahi, imanımızın bir gereği ve neticesidir, imanla çok sıkı bir bağı vardır denilebilir.
Bu üç İslami hüküm (iman, amel, ahlak) bütünüyle bir ağaca temsil edilmiştir. Ağacın kökü iman, gövdesi ibadet, meyvesi ise güzel ahlaktır. Üçünden biri eksik oldu mu ağaç, ağaç olma özelliğini kaybedecektir.
İmanımız, amele yansıdıkça ve ahlak haline geldikçe, kemâle ermiş olur. Tahkiki iman, insanı amele teşvik eden ve takvaya ulaştıran imandır. İbadet ve amellerimiz de, ahlakımızı güzelleştirdikçe gerçek anlamda salih amel olacaktır.
Bize düşen iman, amel ve ahlak bütünlüğü içerisinde dinimizi yaşamaktır. Zira imansız amel kurtuluş sebebi olmadığı gibi, amelsiz iman da kurtuluş sebebi değildir.
Rabbimiz imanımızı kâmil, amellerimizi salih, ahlakımızı güzel eylesin…
Musa EGE
Vaiz