Deniz Çağlar Fırat yazdı.

24 Haziran seçimlerinin ardından AK Parti kanadında büyük bir sevinç, CHP kanadında ise büyük bir hüzün havası hakim. Eskişehir öznelinde duruma baktığımız zaman da AK Partililerin büyük bir seçim galibiyetinden bahsettiklerini, CHP'nin ise derin bir üzüntü ve karamsarlığa düştüğünü gözlemliyoruz. Bu ne derece doğru?
Partilerin iç işlerine karışmadan, çalışma yöntem ve süreçlerini eleştirmeden seçim sonuç rakamlarının ne anlama geldiğini yorumlamak istiyorum. Geçtiğimiz seçimlere bakarak sevinç ya da üzüntüde haklılar mı haksızlar mı ona bakacağım.
Cumhurbaşkanlığı seçiminde AK Parti adayı Recep Tayyip ErdoğanEskişehir'den yüzde 46,48'lik bir oyla birinci çıktı. Erdoğan Türkiye genelinde ise 52,5 aldı. Yani Erdoğan, Eskişehir'de Türkiye ortalamasının altında kalsa da birçok kesim bu sonucu sürpriz olarak nitelendirerek Eskişehir'de sosyal demokratların düştüğünü ifade etti ve sonucu sürpriz olarak tanımladı. Bu yorumun doğru olup olmadığına bakmak için bir önceki cumhurbaşkanlığı seçimine bakmamız gerekiyor.
2014 yılında gerçekleştirilen seçimlerde Erdoğan 45,6 oy almıştı. Rakibi çatı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu ise yüzde 52 oya imza atmıştı. Demirtaş ise 2,6 oy almıştı. Böylece İhsanoğlu, Erdoğan'ı geride bırakmıştı. Ancak 2014 seçimlerinde muhalefet çatı adayı çıkarmış ve oylar tek yerde toplanmıştı.
2018 seçimine dönelim:
İnce; 41,07 Akşener 9,67 Demirtaş ise 1,76 oy almayı başardı. Bu durumda muhalefet kanadı Eskişehir'de 52,5'lik bir oya ulaşmış oldu. Bu da işte 2014'teki İhsanoğlu'nun ya da daha genel bir tanımlamayla muhalefetin oyu ile aynı.
Bunu nasıl yorumlamak lazım;