Son yıllarda gerek yakın çevremizde gerek ülke ve hatta dünya genelinde sosyal yaşamımıza dair sorun sayısı hızlı bir şekilde artmaktadır. Bu realite genel manada mutsuzluğumuzun da tescilidir.
Peki neden sorun sayımız artıyor ve neden mutlu değiliz?
Konuya ülkemiz açısından yaklaşacağız.
Bireyi mutsuz eden faktörlerin içerisinde sosyal şartları, beklentilerin yerine gelememesini, fiziki şartları sıralayabiliriz. Bu yazımızda ülke kültürü ve iç dünya özellikleri üzerinde duracağız.
Evet toplum olarak mutlu değiliz; çünkü özellikle son 40 yılda ülkemizin sosyal yapısında ve vatandaşlık kimliğinde aleyhimize değişiklikler oldu. Düşünmüyor, okumuyor, sorgulamıyoruz. Davranışlarımızın itenekleri evrensel ve kabul görmüş, doğruluğu onaylanmış toplumsal değerler değil ne yazık ki. Adalet, cesaret, vefa, utanma, sorumluluk sahibi olma, çalışma, sıkıntı ile barışık olma, dayanma, şartlara teslim olmama, kendimizi karşının yerine koyma, doğruluk, insanı sevme, güven duyma, toplum için yararlı işler yapma, zayıfı hakir görmeme vb. değerler davranışlarımızın alt yapısında söz sahibi değiller artık. Ağırlıklı olarak; daha fazla tüketebilmek için daha az çalışarak, hiç sıkıntıya girmeden ve değerler sisteminin dışındaki uygulamalar ve beklentiler davranışlarımızın ana kaynaklarını oluşturuyor. Zahmete katlanamama, düşünmeme, okumama, sadece izleme, konfora ulaşmayı olmaz ise olmaz bir amaç olarak görme, insanlığın temel sorunlarından ve değerlerinden uzak olma kültürü toplumsal ve vatandaşlık kimliğimizin temel taşlarını oluşturur hale geldi. Bunun için de aile, arkadaşlık, karşı cinsle ilişkiler, üretim ve ast-üst ilişkileri vb. çok çeşitli yapılarda binlerce sorun yaşıyor çözüm de üretemiyoruz; işin daha kötüsü ise mevcut durumumuzun farkında değiliz, ara ara farkında olsak da çözüm yolunda istekli değiliz ve adım atmıyoruz… Bu sebeple de üretimden koptuk, ekonomik ve sosyolojik problemlerle kuşatılmış vaziyetteyiz. Gündemimiz gerçek gündem değil. Ağırlıklı olarak araba, ev ve diğer taksitleri ödeme, tatil ve şahsi harcamalarımız için bütçe ayırma, karşı cinsle ilişkide muzaffer edası ile dolaşıp güçlü bireyler olduğumuzu zannetme, akıl/ahlak/bilgiden yoksun bir kişisel imaj 'komedisi' ve zavallılığı içindeyiz. Doğru ile yanlışın, iyi ile kötünün savaşında, uygarlığın temel problemlerinde, ezen-ezilen sınıfların çatışmasında, ülkemizin iç ve dış politik sorunlarında yokuz. Çok sığ bir gündem ile, rahat/keyif/ego merkezli bir toplum ve vatandaşlık kültürü içinde, başkalarının sorunlarından beslenerek, o sorunları araştırıp deşifre ederken kendi sorunlarımızın unutulacağı akılsızlığı ile insan olma gerçeğimize ve düşünen varlıklar olarak eşref-i mahlukat kimliklerimize ne yazık ki ihanet ediyoruz. Gelecek kuşaklara aktaracaklarımız hiçbir şekilde umurumuzda değil. Gelecek kuşaklar için idealistçe çalışıp üretmekten çok uzağız. Hasbel kader icra ettiğimiz iş kolunda en az zahmetle, işimize dair hiçbir duygusal ve felsefi bağ kurmadan mesai saatlerimizin bitmesini bekliyor ve akabinde keyfimiz ve rahatımız için gerek sosyal alanlarda gerek evlerimizde bilgisayar ve tv ekranları karşısında sığ ve düzeysiz programlar ve paylaşımlarla vakit geçiriyoruz. Menfaat, gereğinden fazla kaygı ve korkunun etkisi ile ne beynimiz ne iç dünyamız gelişiyor ve ve de kazanıyor… Ne okuyoruz, ne araştırıyoruz… Kültür-sanat ve spordan çok uzağız. Kültür-sanat denilince çok izlenen tv kanallarının sıcağa-soğuğa dokunmayan komedi programlarına esir olurken, spor denilince de sadece futbol kafesine kendimizi hapsediyoruz. Ülkemizdeki tarım, bilim, sanayi faaliyetlerinden hiçbir haberimiz yok. Çok az düşünerek çok sınırlı bir sosyal hayat ve bilgi ağı içerisinde zamanımızı ve ruhumuzu öldürüyoruz.
İşte bunun için sorun sayımız her geçen yıl artıyor ve çözüm de bulamıyoruz.
Kendimizi ve toplumsal kültürümüzü bu şekilde sorgulayalım mı?