Efsaneleri, gelenek ve görenekleri, örf ve adetleri, Kentlerde unutulmaya yüz tutmuş değerleri gönülden yaşayanların hikayesi…
Emeğiyle, alın teriyle kazanırken sevdayı yüreklerinin en dehliz kuyularında hisseden, umutları ve dahi hayalleri uğruna yaşam mücadelesi veren insanların hayat hikayesidir 'Gönül Dağı'
Bozkırın kalemi Mustafa Çiftçi'nin gün yüzüne çıkmamış öykülerinden derlenerek senaryo haline getirilmiş…
Bozkırın tezenesi, merhum Neşet Ertaş'ın türküsü 'Gönül Dağı'ndan esinlenerek hazırlanmış bir diziden fazlası bu 'Gönül Dağı'
İlk günden bugüne, izleyenlerin memleket hasretini bir nebze ilaç olan adeta görsel bir şölen...
Konu olarak;
- 'Çocukluk aşkı Dilek'le bir gün buluşma hayali kuran Taner'in kuzenleriyle yaptığı müthiş icat.' Denilebilir… Lakin yetersiz kalır…
- Sapsarı toprakların, yıllarca dile gelen efsanelerin, unutulmaz aşkların hikayesi Gönül Dağı…
- Küçük dünyalarında büyük hayaller yeşerten Anadolu çocuklarının hikayesi Gönül Dağı…
- Bozkırda hayallerinin peşinden koşan ve dahi tüm engellere rağmen imkansızı başarmaya çalışan 3 kuzenin hikayesi Gönül Dağı…
'Gönül Dağı'ndan bahsederken,
- Nerede bir aşığın, bir yetimin kalbi kırılsa Gönül Dağından bir parça taş kopar derler amma büyük amma küçük...
- Sevdiklerine kavuşamayan aşıklara, savurduğu taşlarla kol kanat geren Gönül Dağı' diye bahsediyorlar…
Düğüncüsü, ağıtçısı, minibüsçüsü, dişçisi, patatesçisi, kahvecisi vb. unutulmaya yüz tutmuş değerleri, gelenekleri, tüm samimiyetiyle Anadolu insanları...
Öyle bir dizi ki, adeta dağladı tüm gönülleri…
Anadolu'nun süsü, özgürlük timsali 'Yılkı Atları'nı da unutmayalım…
İzlerken yaşayacak, hissedecek, duygulanacak ve gönülden bağlanacaksınız... (Kendimden ve bu diziyi izleyen hatırı sayılır çevremden biliyorum)
Gönül Dağı, 'Hem bir dağdır hem de iyileşmeyen bir yara.' Dediklerinde durup düşünüyor, kaldı mı böyle söylemler, böyle diziler diyorsunuz…
Öyle bir dizi ki, adeta senden, benden, bizden biri gibi…
Hemen her karakter var bu dizide…
- Sert, inatçı, bencil, cimri, benmerkezci adamlar da var mesela bu dizide… Lakin gülümseyince kalbinden tutuveriyorlar insanı…
- 'İnsanın toprakla, dağdaki taşla; doğduğu, nefes aldığı, dizlerini kanattığı yerle arasında bir bağ vardır ya hani' işte öyle…
- 'Dedem der ki; nerede bir aşığın, bir yetimin kalbi kırılsa, Gönül Dağı'ndan bir parça taş düşer...' diyerek özetliyorlar her şeyi…
- Hele ki 'Bozkırın en büyük adetidir bu zamansız gelmeler ve dahi gitmeler, her kavuşma bir ayrılığın habercisi…' diyerek dağlıyorlar gönülleri…
BU DİZİYİ İZLEMEYİN!
Bu dizide holding patronları yok…
Derebeylik sistemi yok, kuma yok, ağa yok, paşa yok…
Lüks evler, rezidanslar, gökdelenler, kuş sütüyle bezenmiş sofralar da!
4x4 araçlar, helikopterler, son model uçakları ara ki bulasın…
Villalarında uyanıp, kahvaltı yapıp, son model araçlarına binip şirketlerinin önünde inenlerde yok bu dizide…
Evin içinde ayakkabı ile yürüyen insanlar(!) da yok…
Yok, efendim 'Yaprak döküldü, aşk-ı, meşk-i memnu oldu, Ayşegül, Fatmagül çamura battı, yan yattı' yok bu dizide…
Et(!), kemik(!), kıyma(!), sakatat(!) yok bu dizide…
Diyet yok, yapmacık zerre bir durum yok, spora da gerek duymuyorlar hani, çünkü doğal her şey…
Yıllardır Türk Milletini dizi dizi uyutmuşlar haberimiz yok!
Biz dizi sanmışız uykuyu!
Her ne yaparsak yapalım her diziyi bir şekilde izletiyor sistem bize!
Reklamlarla, fragmanlarla (parça parça) izliyor konu fakiri olduklarındna zaten izlemiş kadar oluyorsunuz…
Veyahut okuduğunuz dergi ve/veya gazetelerle karşınıza çıkıyorlar…
Olmadı o şununla, bu diğeriyle diye magazin sayfalarını süslüyorlar…
Ezcümle;
Sıradan dizileri(!) izlemesek te, gönlümüze sokamasalar da, bir gerçek var ki gözümüze sokarcasına hayatımızdalar…
Ne Fatmagül'ün ne de Behlül'ün suçu yok inanın!
İrili ufaklı cinayetlerin, asma katlı konakların da değil bu suç!
En büyük suç bizde, bu dizilere prim verenlerde…
Unuttuğumuz bir gerçek var ki;
Hayat dizlerden sonra başlıyor…
DİZZİLERDE Kİ SANAT BOYTU!
Allah cc aşkına /peşinen söylüyorum 'İşin sanat boyutu, özgürlük vs. tartışmalarına hiç girmeyelim lütfen.' Beni yakinen bilen bilir, bırakın bir gönlü, sineği dahi incitmem, lakin bu hususta netim!
Ben bu şekli /sanatı(!) bu boyutuyla inanın bilmiyor, öğrenmekte istemiyorum…
Evvela sanat nasıl olur onu tartışalım, bilenden dinleyelim isterim…
Hayatın dışında bir sanatı kabul edemiyor, bazı durumlarında böyle aleni olmasını da doğru bulmuyorum…
Allah cc aşkına kimse 'Dizi işte' kisvesinin altına da sığınmaya kalkmasın, toplum olarak girmedik, işlenmedik yerimizi bırakmadılar…
BİZİM TOPRAKLARDA YAŞANIYOR BU DİZİ!
Bu dizi yöremizde, Eskişehir'de, Sivrihisar'da, Kepen'de, Yunusemre'de, Malıç topraklarında çekiliyor…
Her ne kadar yöremizde demişsek te siz bakmayın bana 'Gönül işlerinin memleketi de olmuyor…'
Çünkü dosdoğru, olduğu gibi yaşıyorlar hayatı…
Bu dizi çekilmiyor, adeta yaşanıyor…
Neş'et ustadan tutunda, Barış Manço'ya varıncaya değin, güzel insanları barındırıyor…
'Ervah-ı Ezelde Levh-i Kalemde,
Şu Benim Bahtımı Kara Yazmışlar
Gönül perişandır devri alemde,
Bir günümü yüz bin zara yazdılar' ile Türkü çığırıyor, izah ediyorlar sevdayı…
'Hayatın önüne serdiği gerçekler öyle bir yakar ki içini, hayal kurmaya bile tövbe edersin!' diyerek başlıyorlar tarif etmeye…
Ve dahi Hayat bir koşudur, İnsanın yükleriyle beraber koştuğu, zaman zaman altında ezildiği ve dahi hiçbir zaman yetişemediği bir koşu…' diyerek virgül koyuyorlar hayata…
Diyelim ki ölçüm reyting; Anadolu'nun, Bozkırın kavruk insanlarının hikayesi bütün reytingleri alt-üst etmiş durumda…
Anladık ki aşmamız gereken çok dağlar var…
Her daim söylerim, yinelemek isterim…
Biz maalesef bile-isteye 'MANKURTLAŞMAYI ÇOK SEVDİK'
Gördük ki çarpık ilişkiler, entrikalar, lüks arabalar, etler, kemikler vb. şeyler olmadan da adam akıllı dizilerde yapılabiliyormuş…
Hem de en alasından…
Ves'selam