İnsan doğası gereği çıkarını korur. Yaşamak için, hayatta kalmak için ve daha birçok anlaşılabilir şey için bu böyledir, ama hayatını salt menfaat (para) odaklı temellendirdiğinde ortada ne gerçek bir dost, ne gerçek bir arkadaş, ne de kardeş kalıyor. İsimleri ve sıfatları olan, içi manen boş canlılar... (İnsan tam da böyle bir şey de, hadi neyse!)
''Yaralı parmağa işemez.'' diye bir ifade vardır bizde. Bilirsiniz bu sözü. İşte bu yaralı parmağı sevmeyenler sayıca çoktur hayatın içinde de dışında da! Bunlar İyi konuşurlar, güzel konuşurlar, hoş konuşurlar da mesele maddi bir müşküle çözüm olabilmekse hiç üstüne bile uğramazlar. Çünkü bunların can dedikleri, esasen sahip oldukları mal mülk... (Allahtan sözcükler bedavada öyle yalandan konuşabiliyorlar.)
Ne zaman ki bir fakire, ihtiyaç sahibine ''yardım'' edilecek. Başlar hemen o anda çoktan sorulu, azdan seçmeli o bilindik sorular. Nerelidir, nereden gelmiştir, hangi ırka mensuptur, hangi mezheptendir... O soruların ardı arkası kesilmez... Zihinlerden uygunluk belgesi almadan olmaz tabii. Salt ihtiyaç sahibi olması yetmez ki onlara... Oysaki bir düşünseler! Bu canda emanet, bu mal mülkte...
Milattan önceki yıllarda yaşamış, Antik Romalı bir komedya yazarı, Titus Maccius Plautus insan türüne dair şu tespitte bulunmuş;
''İnsanlar öyledir! Bir şey beklemedikleri kimseleri pek tanımazlar.'' Ne de güzel söylemiş ismi ilginç bu arkadaş!