Oldukça durağan geçen seçim dönemi ile ilgili, 'Bir şeyler lazım; biraz hareket biraz da ufku açmak lazım' diye yazmıştım yaklaşık iki hafta evvel...
Aday tanıtımları ile birlikte hareketlilik bir nebze de olsa başladı.
Ee birde bilinen değil de daha farklı, 'ufku açmak' terimi vardı.
Peki, ufku açan gelişmeler yaşandı mı?
Geçtiğimiz gün AK Parti'nin lansman toplantısını takip ettik.
Tabi toplantıya ilişkin pek çok yazılan, çizilen oldu.
Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Burhan Sakallı Eskişehir hayallerinden bahsetti. 'Türkiye'nin Eskişehir'i var' dediler.
O, 'Dünya'nın Eskişehir'i var/olacak' dedi.
Eskişehirspor ile ilgili soru yöneltildi.
Sakallı, 'Benim Büyükşehir Belediye Başkanı olduğum şehirde Eskişehirspor, bırakın Süper Ligi, Şampiyonlar Liginde oynayan bir takım olacak' dedi.
Ve kendi döneminde Eskişehir'in, Eskişehirlilerin hayrına olmayan hiç bir şeyin yapılmayacağını ekledi.
Projem yok dedi, en büyük hayalinin Eskişehir'i tüm değerleriyle, tüm sesleriyle, tüm renkleriyle bir orkestra şefi gibi yönetmek olduğunu söyledi.
Şiir gibi konuştu vesselam...
Programda gazeteci büyüğümüz Şaban Bağcı da Sakallı'ya, 'Şiiri seven güzel işler yapar' telaffuzunu etmeden geçmedi.
Sayın Sakallı şiiri sever mi, sever.
Zira konuşmalarında sık sık Yunus Emre'den, Mevlana'dan sözler işitiriz.
Belki yazıyordu da...
Peki, şiiri seven güzel iş yapar mı?
-İnsan neye gönül verdiyse, kime aşık ise, ona yazar, ona söyler.
Kimi milleti, kimi şehri, kimi de yari için söyler de söyler.
Gönül adamında boş kelam olmaz.
Hep düşler, yüreği susmaz.
Gönlündekinden başkası acıtmaz.
Acıtsa da darılmaz.
Varsa gönülde hizmet aşkı,
O, hiç bir engel tanımaz.
Dilden dökülen sözcükler yüreği titretiyorsa, aşığın vuslata erdiğinde yapabileceklerini hayal dahi edemezsiniz.
Sadece dil söylüyorsa - ki onu da tahmin edersiniz.
Böyle biri ile de ne yola çıkar, ne devam edersiniz.
Hasılı…
Gönüllerin hizmet aşkı ile yanması ve gönüllere girmeniz dileğiyle...
Bir Kıssa
Hintli bir yaşlı usta, çırağının sürekli her şeyden şikayet etmesinden bıkmıştı.
Bir gün çırağını tuz almaya gönderdi. Hayatındaki her şeyden mutsuz olan çırak döndüğünde, yaşlı usta ona, bir avuç tuzu, bir bardak suya atıp içmesini söyledi.
Çırak, yaşlı adamın söylediğini yaptı ama içer içmez ağzındakileri tükürmeye başladı.
'Tadı nasıl?' diye soran yaşlı adama öfkeyle 'acı' diye cevap verdi.Usta kıkırdayarak, çırağını kolundan tuttu ve dışarı çıkardı.
Az ilerdeki gölün kıyısına götürdü ve çırağına bu kez de bir avuç tuzu göle atıp, gölden su içmesini söyledi.
Söyleneni yapan çırak, ağzının kenarlarından akan suyu koluyla silerken aynı soruyu sordu:
'Tadı nasıl?'
'Ferahlatıcı' diye cevap verdi genç çırak.
'Tuzun tadını aldın mı?' diye sordu yaşlı adam,
'Hayır' diye cevapladı çırağı.
Bunun üzerine yaşlı adam, suyun yanına diz çökmüş olan çırağının yanına oturdu ve söyle dedi:
'Yaşamdaki ıstıraplar tuz gibidir, ne azdır, ne de çok. Istırabın miktarı hep aynıdır.
Ancak bu ıstırabın acılığı, neyin içine konulduğuna bağlıdır.
Istırabın olduğunda yapman gereken tek şey, ıstırap veren şeyle ilgili hislerini genişletmektir.
Onun için sen de artık bardak olmayı bırak, göl olmaya çalış.'
Not: Her sıkıntının sonunda bir güzellik ve ferahlık vardır. Gönül geniş olunca, acı da bal oluverir vesselam…