Son yıllarda gerek dış gerek iç cepheden Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin zayıflatılması yönünde stratejik ve taktik hamleler yapıldığına tanık oluyoruz. Bu hafta bu tespitimiz ve yansımaları üzerinde duracağız.
Tarihsel bakış açısı ile başlayalım.
Uygarlık tarihinde bazı milletler güçlü devletler kurabilmiş; bazıları da hiç devletsiz kalmamıştır. Türkler her daim devlet olabilmiş ender milletlerden biridir.
Devlet sözcüğüne etimolojik kökeni itibari ile yaklaştığımızda devletin Arapça dwl kökünden gelen dawla; 'talih/baht; servet/kısmet; iktidar egemenlik' sözcüğünden alıntı olduğunu görürüz.
Günümüzde ise devlet, 'Toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal ve idari bakımdan örgütlenmiş bir milletin oluşturduğu tüzel kişilik, siyasi birlik' olarak tanımlanıyor.

Uluslar arası pencereden baktığımızda, emperyalizmin kendi devletlerini koruma ve geliştirmede büyük bir gayret içinde olduğunu, yerli işbirlikçileri ile de Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni geniş çaplı yıpratma ve zayıflatma hamleleri yaptığını görmekteyiz. Kanımızca, insanlık tarihi boyunca devlet olarak bağımsız kalabilmeyi başarmış Türk Milleti'ni emperyalist Batı, jeopolitik çıkarları gereği kendine bağımlı kılma yönünde Türk Devleti'ni çökertme stratejisi izlemektedir.

Tarihi gerçekler gösteriyor ki; Türk Milleti için en güçlü ve önemli müessese 'devlet' olmuştur. Bu nedenle Türkler tarih boyunca devletsiz kalmamış, millet olarak da tarih sahnesinde ayrıcalıklı yerlerini her zaman korumuşlardır. Türk tarihinin temelinde devletin kutsallığına olan inanç itici güç olmuştur. Çok uluslu bir imparatorluk olan Osmanlı'da bile 'Din ü devlet, mülk ü millet' düsturu hakimdir; millet mensubu devlet için çalışır, devlet için yaşar, devlet için ölür... Türk'e göre devletin milletten, vatandan ve dinden bir farkı yoktur. Milli saadetin anahtarı kuvvetli devletin; zilletin anahtarı ise bağımsızlığını kaybetmiş, zayıflamış devletin elindedir.. Türk, tarihi boyunca milli saadet anahtarına da sahip olmuştur, gücünü kaybetmiş devletlere de…

İşte bu nedenle, Türkler tarih sahnesinden siliniyor diye emperyalist güçler ellerini ovuştururken, Mustafa Kemal bağımsızlık savaşını mucizevi bir başarı ile kazanmış, güçlü ve ilelebet yaşayacak olan, Türk devletini kurmuştur. Gücünü tarihinden, kültüründen, dilinden, milli bilincinden ve üretim/eğitim aşkından alan bu yeni devlet çok kısa süre içinde dünya devletleri arasında hızlı kalkınması ile dikkatleri çekmiş, alışıla gelmişin dışında Birleşmiş Milletlerin ısrarlı daveti üzerine de Birleşmiş Milletlerin üyesi olmuştur.

Doğal olarak, Türkiye Cumhuriyeti'nin inanılmaz gücü ve yükselişi emperyal güçleri rahatsız etmiştir… Bu nedenle de emperyalizm bu güçlü devleti zayıflatmak için stratejik çalışmalara yıllar öncesinden başlamıştır. Emperyalist Batı, son 80 yılda özellikle sağ tandaslı hükümetler kanalı ile bu yolda başarılı da olmuştur. 'Özelleştirme, neoliberal politikalar, devletin eğitim/sağlık/tarım/üretim ve hatta ordudan bile elini çektirip küçültülme hamleleri' Türkiye Cumhuriyeti devletini zayıflatmış, zayıflatmaktadır da… Gerekçeleri ise 'yeni dünya düzeni, küreselleşme' palavralarıdır. Emperyalist güçlerle işbirliği yapan ağırlıklı sağ görüşlü hükümet ve siyasiler ise bu palavraları 'demokratikleşme, daha çok kazanma' safsataları ile halka yutturmaya çalışmışlardır.

Sonuç ortadadır, Türkiye Cumhuriyeti Devleti zayıflamış; Türkiye 600 Milyara dolara yakın dış borcu ile milli üretim mekanizmaları felce uğramış; tarımdan, sanayiye, sağlığa bir çok alanda yurt dışına bağımlı, milli parası her geçen gün değer kaybeden bir ülkedir. Ülkemizde eğitim kalitesi düşmüştür. Kitap okuma, sanat ve spordan kopmuş vaziyetteyiz. Yüz binlerce işsizimiz var, suç oranları artmış, liyakattan uzak yöneticilerle iş yapmaya çalışıyoruz. Çünkü bir ülkenin en önemli güçlerinden biri olan devletimiz yıpratılmaktadır.

Emperyalizm dersini çok iyi çalışıyor, tarihi çok güzel araştırıyor. Tarih boyunca güçlü devletleri ile ayakta kalan Türk milletini kendine mahkum etmenin yolunun Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni zayıflatmaktan geçtiğini çok iyi biliyor; her zaman olduğu gibi bugün de bunu yerli işbirlikçileri ile sağlamaya çalışıyor, başarıyor da… Evet; Türkiye Cumhuriyeti Devleti güç kaybetmiştir, kaybetmektedir de, önlemi alınmaz, devlet güçlendirilmez ise milli bağımsızlık da tehlikededir…

Halkın çocuklarına düşen; milli bilinç, ilim/irfan ile çok çalışma/üretme, yüksek ahlak, ortak ülkü ve kültür, millet menfaatini siyasi ve şahsi menfaatin önüne alma milli mücadelesi silahları ile güçlü ve bağımsız Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni yeniden inşa etmektir.

Emperyal güçlere diyeceğimiz de şudur; 'Sizler de şunu unutmayınız; sizler yokken Türkler Asya'da, Akdeniz'de, Avrupa'da adalet için, ilim/irfan için kılıç sallıyor, kurdukları güçlü devletlerle hakim oldukları milletlerin mensuplarını inanç ve yaşam şekillerinde özgür bırakıyorlardı; onlar sizler gibi milletleri sömürmedi; o milletleri asimile etmedi; o Türklerin çocukları da bugün 'Yurtta Barış, Dünyada Barış', 'Hayatta En Hakiki Mürşid İlimdir.'düsturları ile evrensel adaleti ve 'Güçlü ve Bağımsız Bir Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni yeniden tesis edeceklerdir, hiç şüpheniz olmasın…'