Yıl 1942… Ülke Venezüella…
Rafael Solano yenilgiye uğramış ve fiziki açıdan tükenmişti… Kurumuş nehir sürüklenip oraya gelmiş bir kaya parçasının üzerinde otururken yanındakilere ‘Bu kadar yeter daha fazla uğraşmanın anlamı yok, bir sürü çakıl denedik ama bir tane bile elmas bulamadık işi bırakıyoruz!’ dedi…
Araştırma ekibi Venezüella suyolunda aylardır elmas arıyordu… Adamlardan biri ‘Ama efendim bir taş daha deneyelim, bugüne kadar 999.999 tane denedik bari bir milyon olsun!’ deyince…
Solano ‘Rakamların uğruna inanma bin inci de, on bininci de, yüz binincide de oldu? Hiçbir şey!’ karşılığını verdi…
Yanındaki arkadaş , ‘lütfen efendim bunu da elekten geçirip inceleyelim!’ diye ısrar etti…
Rafael Solano muhtemeldir ki şakaya şakayla cevap vererek:
‘Pekâlâ’ dedi, ‘bu işi terk etmeden önce bir taş daha arayayım bari… Ama bu son!’ dedi Solano…
Yorgun gözlerini kapatarak elini elmas umuduyla eşeledikleri taş yığınına uzattı ve nehir yatağından yumurta büyüklüğünde bir taşı aldı… Bu diğer taşlara biraz farklıydı, bu son taş çok ağırdı, normal bir taştan çok daha ağır… Bu durumun farkına varır varmaz Solano eliyle taşı birkaç kez daha tarttı, sonra da:
‘Bu bir elmas’ diye bağırdı, ‘bu gerçekten elmas!’
Söylendiğine göre Newyork’lu bir kuyumcu Rafael Solano’ya 1 Milyonuncu taş olan bir elmas için yüzbinlerce dolar vermiş…
‘Özgürleştirici /kurtuluş’ adı verilen taşın bugüne kadar bulunan en büyük ve en parlak elmaslardan olduğu biliniyor…
PEKİ, BU HİKÂYE BİZE NEYİ ANLATIYOR?
Dünya, ülkemiz, ilimiz, ilçe ve köylerimiz…
Sosyal ve siyasi iklim…
Ekonomik ve tüm koşullar…
Mücadele ettiğimiz insanlar…
Doğrunun yanı, yanlışın yakası vb. Doğduğumuz ve dahi doyduğumuz topraklar her nerede nefes alıyorsak durup bir düşünelim…
Ne zamana kadar yılmadan, usanmadan çalışacağız, deneyeceğiz, mücadele edeceğiz? Diyerek, içleniyor, endişe ediyor ve karamsarlığa kapılıyorsak şayet;
Rafael Solano ve arkadaşlarının hikâyesini düşünelim…
Vazgeçmek üzereyken, sabırla, azimle kurdukları hayalin peşinden koşarak, vazgeçmeyen bir maratoncu misali son bir taş diyerek buldukları nadide elması akla getirelim… Ve elması bulana kadar vaz geçmeyelim…
İnsan; hedefleri, ilkeleri, inandığı dava, siyaset, onuru, haysiyeti, şerefi vb. parayla satın alınamayacak hemen her şey için tüm benliği ile mücadele ruhu, azim ve kararlılıkla ‘elde edene kadar’ denemesi ve sonuna kadar yılmadan çalışması gerekir diye düşünüyorum…
…/…
Tarihte Rafael Solano ve arkadaşlarına benzer ibretlik öyle hikâyeler var ki! İnsanlar çabuk bıkıp vazgeçseler, sabır göstermeseler bugünkü keşifler, buluşlar, siyasi, akademik, kişisel başarılar mümkünü yok gerçekleşmezdi diye düşünüyorum…
Kaldı ki doğrunun yanında yanlışın yakasında yılmadan, yıkılmadan mücadele etmekte bu minvalde değerlendirilebilir…
O yüzden diyorum ki; asla enseyi karartmayalım…
Vazgeçmeden, sabırlı olarak başarmak /elması bulmak için çok daha fazla mücadele etmek, çalışmak gerekiyor diye düşünüyorum…
Bugünden tezi yok kalıcı, sürdürülebilir başarılar, yanlışa karşı kazanımlar /kazananlar listesine girmek için çaba gösterilmesi elzemdir…
Küçük hesaplardan vazgeçelim, büyük düşünelim…
Her ne iş yapıyorsak yapalım geleceği daha net öngörebilmek için daha fazla çalışalım, mücadele edelim…
Unutmayalım; Başarılarımız büyüdükçe mutlaka silgimizi de büyütmemiz gerekecek…
Ufak tefek şeylere takılanların, her daim ufak tefek kaldıklarını unutmayalım… Bizlerin bu lüksü yoktur/olamaz... Engellere takılmadan silip geçmek gerekir...
HAVA ŞARTLARI DA BENZER İNSANA, BENZER HAYATA…
Hayat bu;
Kimi zaman günlük güneşlik,
Kimi zaman parçalı bulutludur…
Kimi günler çok bulutlu,
Kimi günler ise sağanak yağmurludur…
Kimi zaman kar yağar lapa lapa,
Kimi zaman ise tipi vardır…
Kimi zaman göz gözü görmez olur /sis çöker adeta…
Bulutların yeryüzüne yaklaştığı gibi olumsuzluklar çöker insanın üstüne…
Kimine göre daha da kötüsü vardır… Fırtına gibi…
Rüzgârlar eser şarkı söyleyerek insanın hayatında…
Şimşek çakar, yıldırım düşer…
Kasırga olur, yerle yeksandır her yer…
Kimi zaman nem oluşur, puslanır hava…
‘Kurt puslu havayı sever’ Bekler ki ortam puslansın…
Çünkü Kurt / Bozkurt nemli havada daha iyi koku alır, görüş mesafesini olumlu kullanır, avına rahatlıkla ulaşır…
Atalarımız hiçbir sözü boşuna söylememişler…
Bozkurdun en çok soğuk, sisli, puslu havayı sevmesi de tesadüf değil…
Çünkü itler donar soğukta… (‘İt gibi dondum’ sözü de buradan gelir.)
Çakallar ise puslu havada pek göremezler…
Bozkurtlar için puslu hava bayram…
Velhasılıkelam…
Hava şartları da benzer insana, benzer hayata…
Ves’selam…
‘Her şey üstüne gelip, seni dayanamayacağın bir noktaya getirdiğinde, sakın vazgeçme! Çünkü orası gidişatın değişeceği yerdir.’ Hz.Mevlana.