Her bölüm 40-50 adamın öldürüldüğü dizileri izleyemiyorum; ama farklı, gerçeğe yakın, samimi işler olunca oturup keyifle izlerim.
Misal; KIRMIZI ODA
Gerçek hikayelerden senaryolaştırılmış etkileyici bir dizi.
Dizide peşi sıra gelen iki sahne var. Birinci sahnede; bir adam ve bir kadın şık bir restoranda akşam yemeğindeler. Adam kadına evlenme teklifi edecek. Kurgulanmış romantizm, masaya gelen kemancılar, dokunaklı bakışlar... Restorandaki herkes uzaya fırlatılan füze görmüşçesine meraklı bakışlarla olay yerine kilitlenmiş vaziyette. Kendilerinin bu ''gösteri '' için seyirci olduklarından bihaber. İkinci sahnede ise az önce nezaketin ve beyefendiliğin resitalini yapmış adamın kıskançlık adı altında aynı kadına uyguladığı psikolojik ve fiziksel şiddeti görüyoruz. (çelişki mi yoksa ipucu mu?)
Bu sahneleri izleyince çok zamandır yazmak istediğim bir hususu da tekrardan zihnimden geçirmiş oldum. Böylesi resmedilmiş görünce aldım kalemi kağıdı elime. Başladım yazmaya, kalemim yettiğince...
Mutluluğun kendine özgü bir mahremiyeti vardır. (Bu sözden kastım bir şeyleri gizli saklı yapmak değil.) Mutlu bir anı içsel sadeliğine dokunmadan abartısız yaşayabilmek...
Evlilik teklifi hayata dair önemli bir adımın girizgahıdır. Özel olması icap eden bu anı tiyatral bir üslupla ilgili ilgisiz onlarca kişinin önünde yapmak sizce ne derece anlamlı olur?
Söz konusu bu evlenme teklifinin biçimi üzerinden elbette net bir genelleme yapamayız; ama gelecekte olası bazı olumsuz durumlar için de bizlere ipuçları veriyor olabilir. O kişinin yaşama biçimine dair... O kişinin duygularını nasıl yaşadığına dair...
Sade olabilmeyi, sade yaşayabilmeyi yaşamına temel referans almayan biri; evlilik teklifinde olduğu gibi yine herkesin içinde herhangi bir sebepten sizi azarlayabilir, rencide edebilir ve hatta kıskançlığı aynı bu şekilde abartıp psikolojik ve fiziksel şiddete dönüştürebilir...
Biraz soru işareti, bence fena olmaz...
Yaşamak sade olmalı...
sade yaşamak
sade konuşmak
ve
sade-ce sevmek...