Mobilyacılar Odası Başkanı Recep Yıldız önceki gün oldukça dikkat çekici bir çıkış yaptı. Yıldız, Eskişehir'e ürün getiren İnegöl mobilyacılarının nakliyat kamyonlarında yazan yazıya tepki göstererek 'İnegöl'ü size getirdik' yazısını eleştirdi.
Yıldız, 'Eskişehirli mobilyacılar olarak buna izin vermememiz lazım. Tabi ki ticaret evrenseldir. Parası, imkanı olan mobilyasını İnegöl'den de alabilir, Almanya'dan da alabilir. Ama böyle bir yazının bulunduğu kamyonun her gün şehrimize gelmesi buradaki mobilyacılarımız için olumsuz bir durum. Bu yazıyı gören vatandaş, Eskişehir yerine İnegöl'ü tercih edecek. Buradaki mobilyacı esnafının ekmeğini korumamız lazım. Ben onların haklarını korumak için bu görevdeyim. Bu yazının bulunduğu kamyonun şehrimizde dolaşması, bu tip reklamların yapılması bizim mobilyacı esnafımızın ekmeğine engel olur. Buna izin vermememiz lazım.' İfadelerini kullandı.
İlk bakışta gereksiz hatta anlamsız, hatta af dileyerek saçma gibi gelebilecek bu açıklama aslında çok derin bir gerçekliğe dayanıyor. O da tanıtım, reklam, pazarlama ve algı gibi günümüzde olmazsa olmaz kavramların yaşamsal karşılığının ne derece güçlü olduğuna…
Eskişehir'in en büyük sorunu da bu işte…
Bir zamanlar güçlü ve etkin olduğu alanlarda reklam, tanıtım, pazarlama ve algı gücü oluşturamadığı için gerilemesi, geride kalması, güçlü markalar çıkaramaması…
ÇORUM VEGAS GERÇEĞİNİN ÖĞRETTİĞİ
Yolu Çorum'a düşenler bilir, nereye giderseniz gidin her yerde ışıklı leblebi yazıları görürsünüz. Evet, tıpkı Las Vegas gibi kentin her yerinden estetikten yoksun, zevksiz şekilde leblebi yazılarına kent içinden ve çevre yolundan geçerken rastlarsınız.
Adeta Çorum Vegas adını almıştır, bu yüzden. Ama bu yer yer dalga geçilen, yer yer eleştirilen ve hatta zevksiz ve estetik yoksunu görülen bu uygulamanın tek bir şeye çok büyük hizmet ettiği gerçeğini kimse değiştiremez.
Çorum denince akla leblebi gelir. Ve bu kuşaktan kuşağa aktarılır. En alttaki kuşak da bu algıyı daha da oturtmak adına elinden ne gelirse yapar.
Eskişehir'i düşünün. Coğrafi tescil belgesi almış ürünlerini mesela…
Çiböreğini, lületaşını, met helvasını…
Kentin içinden geçerken, çevre yolundan giderken, il sınırları içindeki herhangi bir dinlenme tesisinde bulunurken, tren garında, otobüs terminalinde hatta Hasan Polatkan Havaalanında bunlarla ilgili en ufak bir tanıtım, en ufak bir reklam, en ufak bir algı çalışması var mı?
Allah korusun mesela met helvası işini yapan birkaç firmamız kaldı. Onların sahiplerinin başına bir şey gelse, met helvasını üretecek kimse kalmayacak şehirde? Firmalarımız duyarsız, şehirli duyarsız, herkes duyarsız.
ÇORUMLU LEBLEBİCİDEN, İNÖGÜLLÜ MOBİLYACIDAN DERS ÇIKARALIM
İnegöllü bir mobilya üreticisi nakliye kamyonun arkasına İnegöl'ü size getirdik yazabiliyor, ama Eskişehirli mobilya üreticisi, Eskişehirli met helvacısı, çibörekçisi, lületaşçısı bunun bir reklamını dahi yapamıyor.
Şehir içinde bile bir tane reklam panosu yok.
Her şeyi yetkililerden bekleyen, reklamı bile yetkililerden uman, dükkanını açıp müşteri bekleyen bir düşünce içindeyiz.
Tembellik deryasında kulaç sallayıp duruyoruz.
Çorumlu bir leblebi satıcısı kadar bile değiliz.
İnegöllü mobilyacı kadar değiliz.
Bu yüzden bugün mobilyayı İnegöl'e kaptırdık. Bu tembellikle yarın çiböreği, met helvasını, lületaşını da başka illere kaptıracağız.
Emin olun; Mobilyacılar Odası Başkanı Recep Yıldız, çok doğru diyor ama eksik diyor. Hepimizin rekabet koşullarını iyi bilip, Çorumlu leblebiciden, İnögüllü mobilyacıdan ders çıkarmamız lazım.
Eğer bugün olduğu gibi sessiz kalıp gelişmeleri takip etmeye devam edersek, Örneğin;
Çiböreğin kralı Afyon'da
En güzel met, Bursa'da sloganlarına önce gülümseriz sonra da bir bakmışız, elimizden uçup gitmiş.
Lületaşı mı, o zaten çoktan İstanbullu büyük markaların oldu bile…