Türkiye, “orta direk” kavramı ile 1980’li yıllarda Turgut Özal dönemiyle tanışmış. Bu ifade memuru, küçük esnafı, emekliyi ve düzenli geliri olan aileleri kapsayan geniş bir toplumsal kesimi tarif ediyor.

Ancak “orta direk” yalnızca ekonomik bir sınıf değildir. Aynı zamanda toplumun yükünü taşıyan metaforik bir omurgadır. Bir çadırı ayakta tutan merkez direk gibi… Ne en görünür olanıdır ne de en çok konuşulan. Ama çekildiğinde tüm yapı sarsılır.

Bu yönüyle orta direk, bir gelir grubundan çok daha fazlasıydı. Toplumun dengesini, dayanışmasını ve birlikte yaşama kültürünü ayakta tutan kesimdi. Ne lüksün merkezinde ne de yoksulluğun sınırındaydı. Toplumun tam ortasında, ağırlığı taşıyan kesimdi.

Özetle orta direk, bu ülkenin sessiz istikrar mekanizmasıydı. Ekonominin tüketim dengesini sağlar, sosyal barışı taşır, istikrarın zeminini oluştururdu. Bu nedenle sadece bir sınıf değil, ülkenin ayakta kalma refleksiydi.

TÜRKİYE’DE YAŞANAN DÖNÜŞÜM

Son yıllarda Türkiye’de yaşanan ekonomik dalgalanmalar, en sert etkisini bu kesimde gösterdi. Yüksek enflasyon, barınma maliyetleri ve gelirlerin alım gücündeki düşüş, orta direği ciddi biçimde zayıflattı. Bir zamanlar birikim yapabilen, gelecek planı kurabilen bu kesim, bugün giderek daha çok günlük yaşamı sürdürebilme mücadelesine sıkışmış durumda.

80’li ve 90’lı yıllarda orta direk; yapı kooperatifleri kuran, tüketimiyle ekonomiyi döndüren, hatta çevresindeki yoksula – garibe de sahip çıkan, sosyal yardımlaşmanın da taşıyıcısı olan bir kesimdi. Bugün ise aynı kesim için temel mesele, sadece hayatını idame ettirebilmek.

ESKİŞEHİR’DE TABLO

Bu dönüşümün en net hissedildiği şehirlerden biri de Eskişehir.

Uzun yıllar boyunca Eskişehir, Türkiye’de orta direğin şehri olarak bilindi. Öğrencisi, memuru, esnafı ve düzenli gelir yapısıyla dengeli bir kent profili vardı Bu denge, kentin sosyal dokusunu da güçlü kılıyordu, hatta suç oranları bile benzer şehirlerin altında seyrediyordu

Ancak bugün bu denge ciddi biçimde zayıflamış durumda. Artan kira ve barınma maliyetleri, hane gelirlerinin alım gücünü eritiyor. Öğrenciler için şehirde yaşam zorlaşıyor, küçük esnaf ise zincir markalar karşısında giderek geri çekiliyor. Mahalle ekonomisi daralıyor, orta direğin zemini küçülüyor.

‘’AMA AVM’LER – RESTORANLAR DOLU’’ İTİRAZI

Bu konular açıldığında sıkça duyulan bir itiraz var: ‘’AVM’ler, kafeler, restoranların hepsi neden dolu?’’

Cevap aslında çok basit. Örneğin Eskişehir’in nüfusu bugün yaklaşık 1 milyona yaklaşmıştır. Nüfusun küçük bir kısmı, mesela yüzde beşinin (yaklaşık 50 bin kişi) tüketim davranışı bile bu alanları doldurmak için çok çok yeterlidir. Fakat mesele o kalabalık görüntü değil, toplumun o alanlarda görünmeyen kısmıdır. Yani hayatta kalmakla, temel ihtiyaçlarını karşılamakla meşgul olan geniş kesim. Yani eskinin orta direkleri, şimdinin yoksulları…

Toplumdaki bu dönüşüm bir kriz gibi değil bir normallik gibi yaşandı. Orta direk bir anda yok olmadı; yavaş yavaş sıkıştı, daraldı ve yoksulluğa doğru kaydı. İnsanlar daha az harcar hale geldi, daha küçük hedefler kurmaya başladı, daha temkinli yaşamaya yöneldi.

Bu dönüşümün toplumsal etkileri de kaçınılmaz oldu. Toplumda kutuplaşma arttı, suç oranları yükseldi. En acısı da çalışarak hayat standartlarını yükseltme inancı zayıfladı ve bu zayıflama alternatif ve yasa dışı ekonomik alanlara güç kazandırdı. Bahis çeteleri, kumar bağımlılığı, yolsuzluk, dolandırıcılık zirveye çıktı.

İşte tüm bunlar yaşanırken bugün siyasetin yanıt araması gereken en önemli sorulardan biri şudur:

Bu ülkenin orta direğini nasıl yeniden güçlendireceğiz?

Çünkü bir ülkenin ayakta kalması, ortadaki direğin ne kadar sağlam olduğuna bağlıdır.