Zihnimiz çoğu zaman ya geçmişte yaşananlara takılı kalıyor ya da gelecekte olacakları düşünüyor. Gün içinde yaptığımız birçok şeyi ise farkında bile olmadan gerçekleştiriyoruz. Bir kahveyi içerken tadını gerçekten almak yerine telefon ekranına bakıyor, yemek yerken bir şeyler izliyor, yürürken nereye yetişeceğimizi düşünüyor, dinlenirken bile zihnimizi susturamıyoruz. İşte mindfulness, tam da bu otomatik yaşam halinin içinde “şu ana” yeniden dönebilmeyi hatırlatan bir farkındalık pratiğidir.

Türkçeye genellikle “bilinçli farkındalık” olarak çevrilen mindfulness, o an olanı yargılamadan fark edebilmek anlamına gelir. Nefesi hissetmek, bedenin verdiği sinyalleri duymak, düşünceleri bastırmadan gözlemleyebilmek bu pratiğin temelini oluşturur. Kökeni kadim meditasyon öğretilerine dayanan mindfulness, bugün modern psikoloji ve stres yönetimi alanlarında da sıkça kullanılmaktadır. Çünkü insan zihni sürekli bir koşuşturma içindeyken beden çoğu zaman gerginlik biriktirir.

Mindfulness ise sinir sistemine kısa da olsa bir durma alanı açar. Aslında mindfulness özel bir şey yapmak değil, yaptığın şeyi gerçekten fark ederek yapmaktır. Bir nefesi hissetmek, yürürken adımlarını duymak ya da birkaç dakika sessizce oturabilmek bile bunun bir parçası olabilir. İçinde bulunduğumuz anı gerçekten yaşayabilmektir.