Unutulan kültür değerlerimizden biri de köy oda kültüründe odanın bakımı, aileye, sülaleye, mahalleye ya da bütün köye aitti. Kesin bir bakıcısı vardı. Oda ailenin, sülalenin, köyün vitriniydi.
Odalar, küslerin barıştırıldığı meclislerdi.
Oda, insanın insana açıldığı yerdi. Kapısından içeri giren, yalnızca bir mekâna değil; bir terbiyeye, bir geleneğe, bir sessiz anlaşmaya dâhil olurdu.
Odanın belli bir edep düzen vardı. Büyükler konuşurken araya girilmezdi. Ayak uzatmak, saygısız oturuş hoş karşılanmazdı. Gençler hizmette kusur etmemeye dikkat ederdi. Bu yönüyle oda hem güven hem de takip içeren bir sosyal düzen kurardı.
Oda hizmeti, gençlerindi. Çay demlemek, soba yakmak, odadakilere hizmet etmek onlara aitti. Gençler için odaya gitmek, bir tür sosyal eğitimdi.
Odalarda yaşa dayalı bir hiyerarşi vardı. En yaşlı, konuşma hakkını istediği gibi kullanırdı. Her şey o büyüğün karakterine uygun olarak gelişirdi. En güzel yer, ona aittir. Sohbeti istediği gibi o, yönlendirirdi.
Geleneksel işleyişte odanın belli kuralları vardı:
Büyüklerin sözü kesilmez, yüksek sesle konuşulmazdı. Hizmet etme görevi çoğu zaman gençlere verilirdi.
Geceleyen misafirler için yatak serilir, sabah erkenden kaldırılır ve uğurlanırdı.
Odalarda kumar oynanmaz ve içki içilmezdi.
Oda, aynı zamanda bir denge yeriydi. Ne fazla söz ne eksik ilgi olurdu. Ne aşırı samimiyet ne de soğuk mesafe hissedilirdi. Her şey yerli yerindeydi. Belki de bu yüzden insanlar orada kendilerini bulur, kendilerini taşır, kendilerini terbiye ederdi.
Söz, her zaman büyüğündü. Gençler dinlerdi. Bu, kayıtsız bir itaat ve edilgen bir suskunluk değildi. Dinlemek, o odada öğrenmenin en esaslı yoluydu. Bir hatıra anlatılırken bir hayat dersi de verilirdi. Bir kıssa anlatılırken milletin hafızası dile getirilirdi.
Odaya girecek kişi, kapıyı çalmazdı çoğu zaman. Kapı hafifçe aralanıp bir “Selamünaleyküm” ile içeri girilirdi. Bu selam, ‘Ben de bu düzenin içindeyim.’ demenin en sade ifadesiydi. ‘Aleykümselam...’ cevabı gecikmezdi. Ardından merhabalar. Merhabalaşma bitince sohbete kalınan yerden devam elbette.
Ortamı tanıyıp bilmeyen, o ortama girmezdi zaten. Kişi tanınsın ya da tanınmasın topluluk için bir şey fark etmezdi.
Yatılı ya da yatısız misafiri olurdu bu sohbetlerin. Misafir, sadece bir insan değil aynı zamanda bir imtihandı. Ev sahibi için, köy için, hatta o odada oturan herkes için bir imtihandı misafir.
Kış gecelerinde oda sohbetleri adeta bir kültür merkeziydi. Uzun kış gecelerinde tarımdan hayvancılığa, dinden tarihe geniş bir tabanı vardı oda sohbetlerinin. Askerlik ve Hacc hatıraları, kış gecelerinin en önemli sohbetlerini oluştururdu. Köy dışına çıkanların gurbet hatıraları da dinlenirdi. Halk hikâyeleri, menkıbeler, bazen dini kıssalar paylaşılırdı. Bazı odalarda Kısas-ı Enbiya, Köroğlu, Arzu ile Kamber, Siyer, Tefsir, Cönkler (İçinde genellikle halk ozanlarının, âşıkların veya meraklı kişilerin derleyip yazdığı; halk şiirleri, destanlar, hikâyeler, dini ve tasavvufi metinler, dualar, ilahiler, atasözleri ve öğütler bulunan el yazması defter) okunurdu.
Güzel masal anlatanlar, odadan odaya dolaştırılırdı. Ağzı laf yapan biri odaya geldiğinde odanın havası değişir, odaya canlılık gelirdi. Sözlü kültürün aktarımında bu durum, oldukça önemliydi. Gençler sessizce dinler, gerektiğinde hizmet ederdi.
Kitabın, gazetenin, telefonun ve televizyonun olmadığı bir zamanda odanın işlevine bakıldığında önemi ve değeri daha net kavranacaktır kanaatindeyim.
Günümüzde durum çok değişti.
Şehirleşme ve dijitalleşmenin etkisiyle köy oda geleneği, birçok yerde zayıfladı.
Şimdi odası olan köy, var mı bilemiyorum.
Keşke bu kültürü yaşatabilseydik.
Keşke…