Serdar Taci Zengin yazdı.

Alınan tüm önlemlere rağmen dövizdeki dalgalanmanın bir türlü önüne geçilemiyor.
Birileri ülkenin ekonomik büyüklüğüne göre çok büyük rakamlar olmamasına rağmen döviz fiyatlarıyla oynayabiliyor.
Bu durum hiçbir Avrupa ülkesinde yok.
Yani birileri istese bile herhangi Avrupa ülkesi parasının değeriyle oynayamıyor.
Bunun mutlaka açıklaması olmalı.
Koskoca bir devletin parasının değeri ile oynayabilmek o kadar kolay olmamalı.
Ayrıca devlet tüm gücüyle durdurmaya çalışmasına rağmen bunlar oluyor.
Bizler bir yerlerde ya ciddi hatalar yaptık ya da göremediğimiz riskler aldık.
Öncelikle kolaycılıktan bahsetmeliyiz;
Kolay yatırım yapmak,
Kolay para kazanmak,
Kolay iş kurmak,
Kolay sürdürebilir işlerden para kazanmak,
……
Kolaycılık başımızın belası.
İnsanımız yıllarca çalışması karşılığı birikmiş parasını emekli olduğunda hemen bir iş kurarak değerlendirmek ister.
Demek ki iş yapmak, para kazanmak bu kadar kolay görülüyor.
Kazanmak kolay geliyorsa kaybetmekte kolay gelecektir.
Burada bir hata var.
Hata nereden kaynaklanıyor?
Bunu ciddi bir şekilde sorgulamalı.
Dünyada iş hayatı çok ciddi planlama gerektirir.
Hele hele yeni bir iş kurmak, çok daha ciddi planlama gerektirir.
Bu eline kağıt kalem alıp, üç verdik beş aldık hesabı kadar basit değildir.
Kim, kazanmanın basite alınmasına sebebiyet vermişse topluma en büyük zararı vermiştir.
Sizlerle bir anımı paylaşmak isterim.
Bodrum'da arkadaş olduğum bir İngilizden teklif almıştım;
Londra'da mülkü olduğunu, dükkan açmak istersem kiraya verebileceğini söylemişti.
Merak edip sormuştum,
Sen neden yapmıyorsun diye.
Biz yapamayız ancak sizler yapabilirsiniz demişti.
Kendisi bir fabrikada çalışıyordu ve riske girmenin, iş hayatına atılmanın kolay bir şey olmadığını defalarca söylemişti.
Şimdi daha iyi anlayabiliyorum, söylediklerini.
Bize çok kolay gelen yaygın ifadesiyle 'dükkan açma'nın hiç kolay bir şey olmadığını.

Ülkemizde herkes borçlu.
Kimi elden aldığı dövizle, kimi bankadan aldığı krediyle, kimi de kazancının çok üzerinde alışveriş yaptığı için.
Esasında hepimiz kolay bulunan (sunulan) olmayan paraları harcayarak boğazımıza kadar borç batağında debeleniyoruz.
Dünyanın hiçbir ülkesinde kredi kartı reklamlarının yapıldığını göremezsiniz.
Bırakın reklamı, sokaklarda açılan stantlarla bankaların kredi kartı dağıttığını bile gördük.
Bunun acı reçetesini görmemiz gerekiyormuş.
Bunu da gördük.
Hesapsız, plansız veya yanlış plan yaparak yaşamanın faturasını hem biz hem de devletimiz birlikte ödüyoruz.
Tüccar yanlış yapar, bir daha yapar ve batar.
Vatandaşın batma lüksüde yoktur.
Batamaz, sıfırdan tekrar başlayamaz hayata.
Oradan oraya sürüklenir,
Şimdi yanlış ve doğruyu görme zamanı, ayakları yorgana göre uzatma zamanı.
Kendi ülkemizde ev sahipliğinden kiracılığa düşmeden silkinme zamanı.
Unutmayalım, düştüğümüz durumdan çıkmak yine bizlerin yapmak zorunda kalacağı asli bir görevdir.
Sevgiyle kalın