Tarih bazen savaş meydanlarında yazılır.
Ama devletler...
Devletler çoğu zaman masalarda kurulur.
Çünkü toprağı asker kazanır; tapusunu diplomat alır.
İşte Lozan, tam da böyle bir masanın adıdır.
Bugün üzerinden bir asır geçmiş olmasına rağmen hâlâ en çok tartışılan metinlerden biri olmasının sebebi de budur.
Kimileri onu Cumhuriyet'in tapusu olarak görür.
Kimileri ise kaçırılmış büyük fırsatların belgesi...
Oysa tarih, sloganların değil şartların bilimidir.
T.C DEVLETİNE UZANAN YOLLAR...
24 Temmuz 1923'e giden yol aslında Sakarya'da başlamıştı.
Dumlupınar'da devam etmişti.
Büyük Taarruz'la işgal orduları Anadolu'dan çıkarılmıştı.
Fakat savaş kazanılmış olsa da dünya henüz Türkiye Cumhuriyeti'ni kabul etmiş değildi.
Süngüyle kazanılan zaferin hukuk karşılığı henüz yoktu.
İşte Lozan'ın gerçek anlamı burada başlar.
O masaya oturanlar yalnızca diplomat değildi.
Bir milletin geleceğini sırtında taşıyan insanlardı.
İsmet Paşa'nın karşısında ise dünyanın en güçlü imparatorluklarının temsilcileri vardı.
İngiltere...
Fransa...
İtalya...
Yunanistan...
Hepsi Osmanlı'yı paylaşmaya alışmış devletlerdi.
Karşılarında ise henüz adı bile resmen ilan edilmemiş yeni bir devlet vardı.
Ve onlar, Anadolu'dan çıkan bu yeni iradenin birkaç diplomatik manevrayla yeniden diz çökeceğini düşünüyorlardı.
Yanıldılar.
LOZAN …
Lozan'da yalnızca sınırlar konuşulmadı.
Bağımsızlığın anlamı tartışıldı.
Kapitülasyonlar kaldırıldı.
Ekonomik egemenlik yeniden kazanıldı.
Azınlık meselesi yeni devlet anlayışı içinde tanımlandı.
Osmanlı borçları paylaştırıldı.
Boğazlar konusunda o günün güç dengeleri içinde geçici bir formül bulundu.
Elbette her istenilen alınamadı.
Musul kaldı.
Batı Trakya kaldı.
On İki Ada çok daha önce fiilen kaybedilmişti.
Boğazların tam egemenliği ise ancak Montrö ile sağlanacaktı.
Diplomasi, roman değildir.
Sonunda herkesin mutlu olduğu hikâyeler yazmaz.
Diplomasi, mevcut güç dengeleri içinde mümkün olanın sanatıdır.
Lozan'ın en ilginç tarafı ise müzakerelerin psikolojisidir.
İsmet Paşa'nın ayağını sıkan yeni ayakkabılar bugün küçük bir ayrıntı gibi anlatılır.
Oysa aslında yeni devletin de ayağı sıkıyordu.
Bir tarafta yüzlerce yıllık Avrupa diplomasisi...
Diğer tarafta savaş meydanından çıkmış genç bir kadro...
Bir tarafta imparatorlukların kibri...
Diğer tarafta var olma mücadelesi...
Lord Curzon'un ünlü tehdidi bunun en açık örneklerinden biridir.
"Bugün reddettiklerinizi yarın para istemeye geldiğinizde önünüze koyacağız."
Bu cümle yalnızca bir diplomatik tehdit değildi.
Yeni kurulacak devletin ekonomik bağımsızlığına karşı yapılmış açık bir uyarıydı.
İsmet Paşa'nın yıllarca bu sözü unutmaması boşuna değildi.
Çünkü bazen bir devleti işgal eden asker değildir.
Borçtur.
Faizdir.
Ekonomik bağımlılıktır.
1923 ÖNCESİ TÜRKİYE'SİNİ BİLMEK ZORUNDAYIZ.
Bugün Lozan üzerine yapılan tartışmaların önemli bir kısmı ise tarihten çok siyasetle ilgilidir.
Bir kesim onu kutsallaştırıyor.
Bir başka kesim ise neredeyse Sevr'le aynı kefeye koymaya çalışıyor.
Oysa tarih, taraftarlık kabul etmez.
Belgeler ne söylüyorsa onu dinler.
Lozan'ı değerlendireceksek önce 1923 Türkiye'sini anlamak zorundayız.
Yanmış şehirleri...
Boşalmış köyleri...
Çökmüş ekonomiyi...
Milyonlarca yetimi...
Yorgun bir milleti...
Ve dünyanın en güçlü devletleri karşısında tek başına oturan bir heyeti...
Bugünün haritalarına bakarak dünün kararlarını yargılamak kolaydır.
Asıl zor olan, o günün şartları içinde doğruyu görebilmektir.
BUNLARI UNUTMAYACAĞIZ.
Belki de Lozan üzerine konuşurken en çok unuttuğumuz şey budur.
Biz sonucu tartışıyoruz.
Oysa tarih süreçtir.
Masaya hangi şartlarda oturulduğunu bilmeden, imzalanan metni anlamak mümkün değildir.
Çünkü savaş meydanında kazanılan zafer, diplomasi masasında kaybedilebilirdi.
Lozan bunu önledi.
Belki her şeyi çözmedi.
Ama yeni devletin uluslararası meşruiyetini sağladı.
Cumhuriyetin önündeki en büyük hukuki engeli kaldırdı.
Ve bir millete, kendi geleceğini kendi iradesiyle belirleme hakkını kazandırdı.
Bugün Lozan'ı övmek de, eleştirmek de mümkündür.
Fakat bir şartla...
Önce tarihin yerine sloganları değil, belgeleri koymak gerekir.
Çünkü tarih, bugünün öfkesiyle okunursa propaganda olur.
Dünün gerçekleriyle okunursa milletlerin hafızası...
Ve hafızasını kaybeden milletler...
Bir süre sonra aynı masalara yeniden oturmak zorunda kalırlar.
Lozan T.C. devletinin tapusudur. Yarın konjonktür lehimize değişir. Ege kıta sahanlığını, ege adaları meselesini, Akdeniz ekonomik bölge ve Musul, Kerkük meselesi gündeme gelir.
Lozan bunlarla ilgili bir sınırlama getirmemiş.
Sadece ertelemiş.
İngilizler o günlerde bizim arazilerimize kaçak yapı yaptı. Adına da devlet dediler.
Yarın biz güçleniriz.
Gerisi teferruat olur.
++++
Kartal göğü terk ederse dağlar da yetim kalır,
Millet iradesini satarsa, bayrak da solar kalır.
Lozan bir imza değildir, kökü derin bir çınardır;
Köküne sahip çıkanın geleceği de vatandır.
Bozkırın rüzgârı sustu sananlar çok yanıldı;
Her külden bir Ergenekon, her yürekten yol açıldı.
Türk'ün bağımsızlığı ne satılır ne bölünür;
Çelik olur bileğinde, iman olunca gönülde hür.
Kökü derinde olan çınar, fırtınadan korkmaz hiç;
Birliğini koruyan millet, esarete boyun eğmez.
Lozan, mürekkep değil; bağımsızlığa vurulan mühürdür,
Türk'ün hür yaşama sevdası, çağları aşan bir ateştir.