Duyarlılık; ilgi, eğitim, örnek davranış ve ortak değerlerle beslenmezse zamanla zayıflayabilir. Bu yüzden hem bireylere hem de topluma önemli görevler düşmektedir.
Hepimiz öncelikle empatiyi geliştirmeli; olaylara sadece kendi açımızdan değil başkalarının gözünden de bakabilmeliyiz. Empati kurdukça empatik duygu ve davranışlarımız arttıkça vicdan muhasebesini dah asıklıkla yapacağız. Bunun sonucu bizi, küçük iyilikleri ihmal etmemeye yöneltecektir. Küçük iyilikleri artırdıkça gönüllülük faaliyetlerine daha çok katılacağız. Böylelikle yardımlaşma ve sosyal sorumluluk çalışmalarımız, duyarlılığımızı davranışa dönüştürecektir.
Edebiyat, tarih ve hayat hikâyelerinin insanın duygu dünyasını zenginleştireceğini bilerek daha çok okuyup daha çok düşüneceğiz.
Sürekli olumsuz haber ve görüntülere maruz kalmamak için dijital dünyada daha ölçülü olmaya çalışacağız.
Kişi olarak bunları yapıyor olmamız elbette yeterli değildir. Aile olarak da bu işi ciddiye almamız gerekiyor.
Nasihat vermek yerine örnek olmayı tercih edeceğimiz çocuklarımızla kaliteli zaman geçirmek durumundayız. Çocuklarımızı toplumsal sorumluluk çalışmalarına dâhil edeceğiz.
Evde sevgi, saygı ve paylaşma kültürünü yaşamaya ve yaşatmaya çalışacağız.
Her hakka saygıyı günlük hayatın olağan bir parçası hâline getireceğiz.
Kültür değerlerimizin aile boyutunu ihmal etmeyeceğiz.
Bireysel çalışmalarımız ailede ve okulda pekişmeli elbette. Okullarımız, akademik başarı kadar karakter eğitimine de önem vermeli. Sosyal sorumluluk projeleri, çocuklarımızı hayata daha iyi hazırlamalı; yardımlaşma, gönüllülük faaliyetlerini teşvik etmeli.
Evde ve okulda sosyalleşen çocuğumuz ve de biz; sosyal hayatta dürüstlük, adalet ve merhameti öne çıkaran bir toplumsal iklimi oluşturmak durumundayız.
Medya, şiddet ve çatışmayı yüceltmek yerine dayanışma örneklerine daha fazla yer vermelidir.
Sivil toplum kuruluşları ve gönüllü çalışmaları desteklemeli, bu çalışmalar tabana yayılmalıdır.
Duyarlı davranışlarıyla topluma örnek olan kamu yöneticileri ve kanaat önderlerine bu alanda çok büyük işler düşmektedir.
Duyarlı insanların çoğaldığı bir toplumda güven artar, yardımlaşma güçlenir, toplumsal huzur ve birlik duygusu sağlamlaşır.
Duyarlılık şuuru, bireyin vicdanıyla başlayan, ailede şekillenen, okulda gelişen ve toplumun bütün kurumları tarafından desteklenen bir bilinçtir. Bu zincirin herhangi bir halkası zayıfladığında duyarlılık da zayıflar; buna karşılık bütün halkalar güçlü olduğunda, duyarlılık bireysel bir özellik olmaktan çıkar, toplumun ortak karakteri hâline gelir.
“Duyarlılık şuuru; vicdanla filizlenen, eğitimle gelişen, örnek davranışlarla kök salan ve toplumsal dayanışmayla meyve veren ortak bir insanlık değeridir.”
Korunması için bilgi kadar vicdana, niyet kadar davranışa da ihtiyaç vardır.
Duyarlılık; yaşatıldıkça çoğalır, ihmal edildikçe körelir. Duyarlılığımızı koruyup kollayıp geliştirelim.
İstersek yaparız.
(Yenigün Gazetesi'nden alıntıdır)