'İnsanın ağısını(derdini) insan alır.', derdi Ebem rahmetli. İnsan, insanlardan uzaklaştıkça derdi de gamı da hüznü de artıyor.
İnsanımızdan niye uzaklaşıyoruz, bize neler oluyor pek kestiremiyorum. Kapalıyız çevremize niyeyse. Beklenen sevgi yok, istenen saygı yok; huzur yok, ağız tadı yok; hayat tarzına, kimliğe değer vermek yok. Yoklar ülkesindeyiz sanki. Bize bir hal oluyor.
Hepimiz, bu görüşe katılıyoraslında. Evet; bizebir şeyler oluyor.
Zoru görür olduk hep, işin zor yanını görmekten kolayını düşünemez olduk niyeyse.
Abdurrahim Karakoç(1932-2012)misali
'Kader bizi gam küpünde yoğurur
Günler hüzün, aylar hicran doğurur.' oldu niyeyse.
Hüzünlü yaşamayı da hüzünle yaşamayı da hüzünden ayrı kalmayı da pek beceremez olduk niyeyse.
Niyeyse hep önceliklerimiz farklı, derdimiz farklı, amacımız farklı, yaklaşımımız farklı.Farklılaştıkça hüznümüz artıyor niyeyse.
Doğruyla yanlışı ayırt edebilmede zorlandıkça daha çok artıyor hüznümüz.
Gafletten dalalete dalaletten gaflete gidip gelenlerin hıyaneti artırdıkça artırıyor hüznümüzü.
Nedendir, nasıldır; ne haldir pek bilemiyorum ama soruyorum sizler gibi ben de kendi kendime işte.
Sahi, faydasız işlerden yüz çevirmede zorlanıyoruz da ondan mı artıyor hüznümüz?
Dostumuzu, koruyucumuzu, yardımcımızı seçmede zorlanıyoruzda ondan mı artıyor yoksa hüznümüz?
Sevgimizde, saygımızda normalleşemiyoruz; geçici dünya hayatına aldanıp kendimizi korumada zorlanıyoruz da ondan mı artıyor yoksa hüznümüz?
Hep kötüleri, hep kötüyü düşünmeyi bırakmakta zorlanıyoruz da ondan mı artıyor yoksa hüznümüz?
Ömrümüzün ve de gönlümüzün kıymetini bilmekte zorlanıyoruz da ondan mı artıyor yoksa hüznümüz?
Dostlarla buluşmayı, dostlarla konuşmayı öteleye öteleye mi arttı hüznümüz?Hüznümüz, sabrı unutup sabırlı insanlara yabancılaştıkça mı arttı?
Yıkım şiddeti arttıkça artan geçim sıkıntımız mı artırdı hüznümüzü?Haz ve hız esaretimiz mi hüznümüzü artırdı sizce?
Sahi, söyleyen dilimiz söylemez oluncaya kadar sürecek mi ki hüznümüz?
Hani; az derdimizi biraz dakendimiz çoğaltıp mı hüzünleniyoruz yoksa?
Paylaşmayı hep erteliyoruz da ondan mı daha çok hüzünleniyoruz yoksa?
Bencilleştikçe bencilleşiyoruz da ondan mı hüznümüz artıyor yoksa?
Tadına varmamız gerekenleri unuttuğumuzdan mı hüzünleniyoruz yoksa?
İçimizde neyin eksik neyin fazla olduğunu tam da kestiremeyişimizden mi hüzünleniyoruz yoksa?
Yol vermeyi, yer vermeyi, selam vermeyi, sıra beklemeyi, gülümsemeyi, güldürebilmeyi, hatır sormayı, hatırlamayı unutmak üzere olduğumuzun acısı mı bize hüzün veriyor, düşündük mü hiç?
Değerler değersizleştikçe artan hüznümüz, bizi nereye sürüklüyor düşündük mü hiç?
İşte, halimizi özetle böyle. Hüzün hep var hep de var olacak.
Ne diyelim; olsun olmasına da ara sıra olsun işte.
Hepimiz herhangi bir şekilse hüzün hastalığına yakalanabiliyoruz işte.
Olsun varsın. Olsun olmasına da bu hastalık, kalcı olmasın varsın.
Atila İlhan (1925-2005) misali işte:
'…
hayat zamanda iz bırakmaz
bir boşluğa düşersin bir boşluktan
birikip yeniden sıçramak için
elde var hüzün.'
Nasıl olmuşsa olmuş payımıza hüzün düşmüş vesselam.