Ülke olarak gündemin değişken olmasına alışığız.
O kadar çok mesele var ki konuşulması gereken, koronavirüs tüm meselelerin önüne geçmiş durumda.
Ülke'de adeta seferberlik başlatıldı.
Okullar tatile girdi, umuma açık istirahat yerleri ve eğlence mekanları kapatıldı.
Vakalarda yaşanan artış ile birlikte panik ve korku da tırmanışa geçti.
Halk virüsten korunmak için marketlere, eczanelere akın ediyor.
Sokağa çıkanlar bırakın el sıkıp öpüşmeyi eşiyle, dostuyla yakınlaşıp samimiyet kuramıyor.
İş yerinde ve/veya bir ortamda, olur ya bir gıcık gelir öksürmeye başlarsınız.
İşte o zaman yandınız!
Anında suçluluk duygusuyla karşı tarafa bir açıklama yapmak durumunda kalıyorsunuz.
Aksırmak, öksürmek yasak!
Niye?
Acaba korono mu diye hemen herkesin gözü sizin üzerinize çevriliyor.
Korona illeti tüm yaşamımızı olumsuz yönde etkilemiş vaziyette.
Böyle bir ortamda, 'Kalabalık ortamlardan uzak durun!' açıklamalarından dolayı toplu taşıma araçlarını istemesek de kullanmak durumunda kalıyoruz.
Masaya, bilgisayara dokunduğumuz vakit hemen elimizi yıkıyoruz.
Kapıyı açmak için kulpuna dokunuyoruz koşarak elimizi yıkıyor, o da yetmiyor kolonya ve dezenfektan ile iyice temizleyip emin olmak istiyoruz.
Dostlarımızla sohbet ederken belli bir mesafeden iletişim kuruyoruz.
Çünkü, onda koronavirüs varsa bana geçmesin diye bir nevi tedbir alıyoruz.
Yanımızdan biri geçerken nefesimizi dahi tutuyor, aralık belli bir mesafeye geldiği an nefesimizi çevirmeye başlıyoruz.
Bu korona illeti kültürümüzü de, insanımızı da hasta etti.
Hasta olmayan insanın ateşi çıktı, yataklara düştü.
Bizi korona hasta etmedi, ama herkes herkesin gözünde potansiyel hasta oldu!