Şahıs 1:
- Nerelisin kardeşim?
Şahıs 2:
- Dabarukalıyım ben.
Şahıs 1:
- Vay ben de Dabarukalıyım biliyor musun!
Şahıs 2:
- Hadi be
- Çok mutlu oldum ya!
- Hemşehriyiz yani
Şahıs 1:
- Evet evet!
- Çok iyi oldu be
- Anlamıştım zaten, kan çekiyor sonuçta bir yerde
- Ondanmış demek ki !

Arkadaşlar, bu sohbet uzar da uzar...
Ama, bize bu kadarı yeter şimdlik!
Sizlere hemşehricilik olgusunun dile dökülmüş halinden kısa bir kesit aktarmak istedim:)

Hiçbir duygusal ya da fikirsel payda da buluşmamış iki insanın sırf nüfus kayıtlarında aynı şehir yazıyor diye aralarında samimiyet devşirmelerini oldum olası anlamlandıramamışımdır. Herhangi bir ortamda, tanıştığınız biriyle hemşehri olduğunuz o malum soruyla (nerelisiniz?) açığa çıktığında, koşullu algınız karşıdaki insana sebepsiz ve zorunlu bir yakınlık kurdurur size. Ve siz hemşehrinizle ortak bir nokta bulmak adına kendinizi amaçsızca paralarken , ortamdaki olası samimiyet buluşmalarından mahrum kalabilirsiniz.



Nerelisiniz diye sormak meraktan çok öte birşey. Bir insanı tanımak ya da tanımaya çalışmak zahmetli iştir. Oysaki nerelisiniz dersiniz, zihninizde hazırda olan tanımlamalardan biri hemen devreye girer. Niye kendinizi yorasınız ki! Sorunun muhatabı her nereliyse zaten o yerle ilgili hüküm çok öncelerden verilmiştir. Genellemeler bir bir düşer aklınıza. Tanımlanır insan yavaş yavaş, tanımaya ne hacet! Tanımsal çerçeve çizilmiş, hazırdır artık. Çerçevenin içini de bir zahmet doldurun...
Her yeni insani başlangıcın gölgesine bir önyargı bırakmamak adına ''nerelisiniz'' sorusunu kaldırsak ya tüm insani ilişkilerden. Karşınızdaki kişinin nerede doğduğuna değil de, nasıl biri olduğuna odaklansak fena olmaz sanki! Bırakın artık birilerini tanımlamayı, tanımaya çalışın bence...
NOT: Bu yazıda ki karakterler ve ismi geçen yerler tamamen hayal ürünüdür (Google'da dabaruka diye arama yapmayın lütfen, çünkü böyle bir yer yok:))