Geçen akşam güzel bir film izlemek istedim. Bilgisayarın başına geçtim, dijital platformu açtım ve seçeneklere göz atmaya başladım. Biraz ona baktım, biraz buna… “Belki bunu izlerim” derken karşıma başka bir film çıktı. Sonra bir dizi, ardından bir belgesel…
Yarım saat geçti, kırk beş dakika geçti. “En popülerler”, “Ödüllüler”, “Sizin için seçilenler” derken yüzlerce afişin arasında kayboldum. Sonuç mu? Saat gece yarısını geçmişti, gözlerim yorulmuştu ve ben film seçmeye çalışmaktan film izleyemeden bilgisayarı kapatıp uyudum.
Sanırım artık çoğumuzun yaşadığı bir durum bu…
Eskiden hayat daha az seçenek sunuyordu. Televizyonda birkaç kanal vardı, markette alacağımız ürün aşağı yukarı belliydi. Bugün ise hangi alana baksak karşımıza onlarca, hatta yüzlerce alternatif çıkıyor. Bize yıllardır daha fazla seçeneğin daha fazla özgürlük ve mutluluk getireceği anlatılıyor. İlk bakışta kulağa mantıklı geliyor. Ancak günlük hayatın içinde bunun her zaman böyle olmadığını görüyoruz.
Çünkü seçenekler arttıkça karar vermek kolaylaşmıyor, zorlaşıyor…
Bir gömlek alacaksınız, yüzlercesi karşınızda. Bir film izleyeceksiniz, binlerce seçenek var. Kariyer planı yapacaksınız, herkes başka bir yol gösteriyor. Bu kadar çok alternatif arasında insanın aklı ister istemez karışıyor. Bir seçim yaptığınızda bile içinizin bir köşesinde aynı soru kalıyor: “Acaba diğerini seçsem daha mı iyi olurdu?”
Psikolojide buna “Seçenek Paradoksu” deniyor. Yani seçenek sayısı arttıkça memnuniyetin de artacağı düşünülürken, tam tersine kararsızlık ve tatminsizlik duygusu ortaya çıkabiliyor. Çünkü insan zihni sonsuz ihtimaller arasında kusursuz kararı vermek üzere tasarlanmış değil.
Üstelik mesele artık yalnızca seçim yapmak da değil. Gün boyunca reklamlara, bildirimlere, önerilere ve algoritmaların önümüze çıkardığı sayısız içeriğe maruz kalıyoruz. Her ekran dikkatimizi çekmeye çalışıyor. Bir süre sonra gerçekten ne istediğimizi duymak zorlaşıyor. Kendi sesimiz, dış dünyanın gürültüsü içinde kayboluyor.
Belki de bu yüzden sadeleşme fikri son yıllarda bu kadar değer kazandı. Çünkü özgürlük her kapıyı açık tutmakta değil, hangisinden geçeceğini bilmekte saklı. Her seçeneği değerlendirmek zorunda olmadığımızı fark etmekte saklı…
Hayatı basitleştirmek, aslında hayattan vazgeçmek değil; ona daha fazla yer açmaktır. Aksi halde bu hız ve çeşitlilik çağında ömrümüzü seçenekler arasında dolaşarak geçireceğiz. Sürekli seçmeye çalışacağız ama yaşamaya bir türlü sıra gelmeyecek.