Eskişehir Şehir Tiyatrosu tarafından İstanbul'da 2015 Şubat'ında, Eskişehir'de ise 2014 Ekim'inde sahnelenen 'Lüküs Hayat' cumhuriyetin ilk yıllarında yaşanan Batı kültürü ile karşılaşan insanların hayatını komiklikle anlatıyordu. Oysa1950'li yıllarda yine iki kültürün karşılaşması sonucu ülkede öfkeli yıllar başlamıştı. 1930'larda komikliklerle anlatılan hikayeler yerini 1950'lerde yaşanan gergin, acı ve öfke dolu hikayelere bırakmıştı.
Lüküs Hayat'ta anlatılan hayat tarzına öfke duyan kesimler siyasal iktidara gelmiş, bunun sonucunda ise kültürel devrimin karşısında dini ve milliyetçi politikalarla adeta karşı devrim gerçekleştirmeye çalışmıştı.
Bu karşı devrimin en önemli adımlarından biri de genç cumhuriyetin tiyatro, sanat, edebiyat, müzik, folklor, dans, spor faaliyetlerini yaptığı Halkevlerini kapatmak olacaktı. Halkevlerinin kapatılması büyük tartışmalara neden olsa da zamanın siyasal iktidarı 'Atatürk'ün Yadigarı'nı kapatmaya kararlıydı.
Nitekim 1951 yılının Ağustos ayında çıkan kanunla Halkevleri kapatıldı. Halkevleri, binlerce Anadolulunun ilk Karagözü, ilk operayı, ilk tiyatroyu gördüğü yerdi. Halkevleri sayesinde gerek kültür-sanat alanında gerekse spor alanında pek çok yetenekli genç yetişmişti. Resimden müziğe, okumadan biçki dikişe kadar birçok alandaki bilgi birikimini büyük şehirlerdekilerden daha fazla geliştirenler vardı. Cumhuriyet döneminin kazancı olan Halkevleri kültürel değişimden rahatsız olanlarca kapatılmıştı.
Halkevlerinin kapatılması ile büyük bir boşluk oluşmuştu. Halkevlerinde yayılan çağdaşlık ışığı söndürülmüş, buralarda pek çok alanda halkın katılımıyla yapılan sanatsal, kültürel çalışmaların yapılacağı alanların nasıl telafi edileceği belirsizdi.
Belki de siyasal iktidarın amacı da buydu.
Belki de siyasal iktidar halkın sanatla, eğitimle, sporla, edebiyatla, tiyatro ile yetişmesini istemiyordu.
2
Halkevlerinin kapatılmasının yankıları Anadolu'nun birçok kentinde etkisini hemen göstermişti. Bu etkilenmeden Eskişehir de nasibini almıştı. Cumhuriyet insanını sanatla ve kültürel etkinliklerle donatan bu kurumların kapatılmasından sonra oluşan boşluk Eskişehir'de bir grup öğretmenin, genç aydının bir araya gelmesini sağlamıştı. Bir grup aydın Eskişehirli, cumhuriyetin kültür ışığını bir dernek çatısı altında devam ettirmek kararını almıştı.
'Eskişehir Konser ve Tiyatro Derneği' adı altında yeni bir oluşum içine giren Eskişehirliler, Sakarya Caddesinde (bir zamanlar Koçbank'ın olduğu yerde) iki katlı ahşap, eski Osmanlı tarzı bir binada faaliyete başlamıştı. Burada ilk olarak Halkevlerinde müzik dersleri almış, çeşitli enstrüman kullanabilen çocuklardan oluşan ilk 'Yaylı Sazlar Oda Orkestrası' kurulmuştu. Orkestra ekibinin başında Yunusemre İlkokulu Müdür Yardımcısı Nezir Sayın, Dr. Burhan Cemalcılar ve Reşit Zeytinoğlu vardı. Topluluk çalışmalarını Şeker Fabrikasının sosyal tesislerinde yapıyor, Asri Sinemasında da (bugün Tepebaşı Belediyesi Zübeyde Hanım Kültür Merkezi) klasik batı müziği ile hafif müzik konserleri veriyordu.
Derneğe bağlı olarak tiyatro da unutulmamıştı. Tiyatro çalışmalarının başında ise bankacı Orhan Zeytinler vardı. Tiyatro topluluğu o yıllarda (elverişsiz olduğunu belirtmemize gerek yoktur diye düşünüyorum) Yunusemre İlkokulu salonunda haftada iki, üç akşam halka Repertuvar Tiyatrosu yapıyordu.
Tarihler 2000'i gösterdiğinde Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen öncülüğünde Eskişehir'de kurulan Senfoni Orkestrası ve Şehir Tiyatrosu'nun ilk adımları işte o zaman atılmıştı. 2000 yılında Eskişehir'de Şehir Tiyatrosu kuran Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen ise 1950'lerde o dernek bünyesinde faaliyet gösteren tiyatro topluluğunda kendisini figüran olarak tanımlayan ekibin en genç oyuncularından biriydi.
1951'de Köprübaşı'nda bulunan (şimdiki İş Bankası'ndan Çukurçarşı Köprüsüne kadarki kısmı kaplayan iki katlı bina) Halkevi, 'peynir kalıbı' gibi dilim dilim bölünerek satılmış, dolayısıyla Eskişehirli gençlerin ve halkın elindeki tek tiyatro sahnesi alınmıştı. 1951'de ellerindeki tiyatro sahnesinin alınmasını üzüntüyle izleyen Eskişehirlilerin çocukları bugün şehrin dört bir yanına dağılan tiyatro sahnelerinde büyüklerini selamlıyor.
1951'de Halkevlerinin kapatılması ile tiyatroyu okul ve Şeker Fabrikası salonlarında yapmaya çalışan Eskişehirliler, 2000'li yılların başında Şehir Tiyatrosuna kavuşmuştu.
1950'lerde oyun oynayacak sahne bulamayan Eskişehirli tiyatrocuların çocukları 2015'te İstanbul Zorlu Sahne'de binlerce İstanbullunun karşısına gururla çıkacaktı.
***
Dün 27 Mart'tı. Eskişehir'deki tiyatro serüvenine yönelik kısa bir hikaye anlatmak istedim. 27 Mart, tiyatrocular ve tiyatro severler için özel bir gün. Bu vesile ile tiyatronun gelişmesi, ilerlemesi, insanları aydınlatma yolunda önündeki engellerin kaldırılması için çaba sarf eden herkesin günü kutlu olsun.