Günlerimiz, gündemlerimiz kavgalarla geçiyor. Bunca sorun varken bazen yersiz, bazen gereksiz yere geriliyor, enerjimizi heba ediyoruz.
Düşünceler niteliksiz, hesaplar tutarsızlıklarla oluşunca, kendimizi sığ alanlarda hapsederiz. Yetersiz bilgi, sınırlı yetenekle gittiğimiz mesafe ancak bu kadar olur.
Ülkemizde ufuk açacak yeni fikirlere özlem, derde derman olacak adımlara hasret var.
Son günlerde onca kavgaların arasına ''Andımız'' yeniden getirildi. Böylece vatandaşın aklını çelerek, olması gereken asli gündemden uzak tutulmaya çalışıldı.
Andımızın kaldırılması üzerinden tartışmalar yeniden alevlendi.
Adeta seriye bağlanmış gerginliklerin; ülkenin sağlığını yitirmesine sebebiyet vermemesini düşünmek safdillik olur.
Yıllardır gelgit söylemleriyle yönetilen güzel ülkemizde akıl sağlığını sağlam tutmak neredeyse marifet haline geldi.
Siyasette dün birbirine olmadık ithamlarda bulunanlar bugün, birbirlerine övgü düzme yarışında sürat limiti tanımıyorlar.
Dolayısıyla temiz duygulu vatandaşın kafası karışıyor; soru işaretleri çoğalıyor. Siyasetçinin, dün söyledikleri mi doğruydu yoksa bugün söyledikleri mi? Acaba yarın neler söyleyecekler diye insan merak ediyor.
Danıştay 8.dairesi 2018 yılında Andımızın okullarda okutulması ile ilgili kararını açıkladı. Aynı Danıştay geçen hafta tam tersi yönünde, Andımızın okutulmaması kararı verdi.
Şimdi hafızalarımızı tazeleyelim ve 2013 yılına gelelim. Çözüm süreci denilen o takvimde andımızın sözde ırkçılık çağrıştırıyor iddiasıyla yasaklanması istemiyle dava açılmıştı.
O zamana kadar andımızla ilgili pratikte hiçbir sıkıntımız yokken, birden kaldırılma talebi nerden geldi dersiniz?
Tartışmaya biraz daha inelim. Irkçılık kendi öz soyunu yüceltmek değildir. Irkçılık; kendi soyundan olmayanları aşağılamak, hakir görmek, haklarını ihlal etmektir.
Türklüğü savunmak ne zamandan beri ırkçılığı çağrıştırıyor?
Türklük, bir millet olmanın en kısa tanımıdır. Anayasada yer alan vatandaşlık bağımızın resmi adıdır. Daha da fazlası vardır. Cumhuriyetle birlikte, hak ettiği yere konumlandırma ve motive etme gayretlerini görürüz. Milli bir duygu ve milli bir ülkü inşasına yönelik yapılan gayretlerle Türklük resmi bir kimlik kazandı.
Hatırlayalım Atatürk ne demişti: 'Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir.'
Başka? ''Türk insanı çalışkandır, Türk insanı zekidir, ne mutlu Türküm diyene'' . ''Türk öğün, çalış, güven'', Atatürk'ün dehasıyla 'Ne Mutlu Türküm Diyene'' aşamasına taşındı.
Bu süreçte 1933 yılından itibaren andımız okullarda okutulmaya başlandı. İçeriğinde bazıların iddia ettiği gibi faşizanlığı çağrıştıracak, ırkçılığı körükleyecek hiçbir kelime yoktur.
Aksine milli duygular içerisinde Türk'ün çalışması, doğru olması, büyüklerine saygı, küçüklerine sevgi beslemesi gerektiğini öğütleyen kelimeler içerir.
Andımızı siyasetin gündemine karıştırmanın ve üzerinden farklı hesaplar yapmanın ne ülke yararına ne de vatandaş lehine yarar sağlamaz.
İstiklal marşımızın kıtalarında ne var? ''Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celal?'' Bu satırdan yola çıkarak Arnavut kökenli milli şairimizi de mi ırkçılıkla suçlayalım?
Türkiye'de 36 etnik yapıdan bahsedilir. Türklük tüm bu etnik yapının, emperyalizme karşı Kurtuluş savaşı vererek milletleşmesidir. Türklük, bir ırk ayrımının adı değildir. Türkiye Cumhuriyeti içinde yaşayan vatandaşların ulusal kimliğidir.Her etnik yapı aynı değerdedir. Bu yapıları ülkü birliği, duygu birliği pekiştirir. Ortak değerlerle güçlenir, yücelir.Bu ortak değerlerimize göz dikenleri iyi tahlil etmeliyiz. Andımıza saldırının altında yatan kurnaz tuzaklarına gelmemeliyiz.
Aklımızın çelinmesine müsaade etmeden gücümüzü, enerjimizi daha birleştirici, daha bütünleştirici fikirlere yansıtmalıyız.
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE...