Kelimeler de canlılığını korur. Kelimeler de bize çok yakın, candan, samimi olabildiği gibi 'soğuk' da olabilir. Bizi sarıp sarmalayan kelimeler olduğu gibi bizim bir türlü ısınamadığımız kelimeler de var. Siz pek bilemiyorum ama bana hep donuk gelen, soğuk gelen, soğuk kalan, soğukluğundan hiç taviz vermeyen 'buz gibi' bir kelime var: Ölüm.
Ölüm; genel anlamıyla 'Ahiret yolculuğu, ebedî uyku; sona erme, yok olma, ortadan kalkma'demek...
Değişik kaynaklar, değişik şekillerde anlatıyor ölümü. Hepsinin etki derecesi bende farklı…Kutadgu Bilig(Saadet Veren Bilgi / 11. Yüzyıl Karahanlı Uygur Türklerinden Yusuf Has Hacib'in Doğu Karahanlı hükümdarı Tabgaç Buğra Han'a atfen yazdığı ve takdim ettiği Türkçe eser.)'te ölümün anlatıldığı şu iki bölüm beni çok etkiliyor: 'Dünyada ölümden güç daha ne var. (1137)', 'Her şey için bir tedbir, usul ve çare vardır fakat ölüme karşı yoktur; ölüm çaresizdir. (1183)'
Ölümün anlatılıp da etkilenilmeyen yazı, etkilenilmeyen eser yok tabi. Yok ama hepsinin etki derecesi farklı farklı elbette. Böyle düşünüldüğünde edebiyatımızın ölümü anlatışını yazmaya, toplamaya kalksak ciltlerle eser ortaya çıkar bana göre.
Konuyu bu konuyla yakından ilgilenenlere bırakıp ölümün gündelik hayattaki yüzünü açalım şöyle biraz:Ne kadar yaşarsak yaşayalım mutlaka başa geliyor ölüm…Her canlıyı son anda eşitliyor ölüm…Pişmanlıkların hesaplaşmaya dönüşümünün adı ölüm… Dünya malının önleyemeyeceği ölüm… Sevenleri ebediyen ayıran ölüm…'En adil yargılamanın ilk duruşması ölüm'…
Erdem Bayazıt'ın ifadesiyle 'Ölüm bize ne uzak bize ne yakın…' …
Evet. Her an ölebileceğimiz gibi her an yaşayabileceğimizi kabullenmek gerek.Her an öleceğini beklemek, ölüm korkusu ile dolu olmak; ölümün soluğunu ensemizde hissetmek gerek.Hayatımızın hemen her anında ölümle burun buruna olduğumuzu unutmamak gerek. Ölümü göze alıp yaşarsak daha çok mutlu olabileceğimiz unutmamak gerek. Hayatımızın nereden bakarsak bakalım ölüm kalım meselesi olduğu şuuruna varabilmek gerek.
Evet. Ölümün anlamını idrakte zorlanıyoruz çoğumuz tabi. Peygamberimizin(SAV) buyurdukları gibi 'Hiç ölmeyecekmiş gibi bu dünya için hemen ölecekmiş gibi öbür dünya için çalışmak', çalışmayı becerebilmek, işi biraz çözüyor gibime geliyor
'Dünya ölümlü gün akşamlı ' diyor atasözümüz. Ölümü bizden ayrı düşünmek mümkün değil elbette. Katıldığımız son cenaze merasimini, kıldığımız son cenaze namazını, cenaze namazındaki mevta ile helalleşme sahnesini sık sık hatırlıyoruz değil mi? Hatırlıyoruz ve oradaki duyguları tekrar tekrar yaşıyoruz değil mi? Elimizle toprağa verdiklerimizi unutamıyoruz hiç değil mi?
Ölümün olmadığı bir an yok dünyada. Bize yakın olanın acısı, daha fazla. Candan olanın acısı, dayanılmaz. Canciğer olan için ölüm, küçük kıyamet…
Hayatın tadını bazılarımız tadıyor ama ölümü hepimiz tadacağız. Bu fani dünyada tanıdık tanımadık yüzlerce, binlerce insanın bizde hakkı var; bizim de onlarda hakkımız var. Öyleyse hak ve hukukumuzu koruyacağız.
Ortak alanlarda yaşayabilme kurallarına uyacağız. Toplu yaşamanın gereği 'nefsim sevdası'ndan vazgeçeceğiz. Sabır eğitimine azami dikkat edeceğiz. Varsa zorlamalara tahammül edeceğiz. Kendimizi başkasının yerine koyabilmeye çok ama çok dikkat edeceğiz. Problemle değil çözümle daha çok uğraşacağız. Hasılı, ağız tadını bozan ölümü sık hatırlayacağız.
İş ölüm döşeğine düşmeden iyiliklere devam edebilmek... İş, ölüm karşısında endişesiz ve cesur duruş sergileyebilmek…
Bütün bunları az ya da çok yapıyoruz aslında...
Şair dostum F. Ahmet Acar'ın deyişiyle 'Bre insanlar! Sizin takdirinizi kazanmak için illa ölmek mi lazım.' desek de 'Kimimiz yaşadıkça ölüyor, kimimiz öldüğü zaman yaşıyor' aslında.
Ömür de hoş ölüm de hoş aslında …
'Hepimizin ölünceye kadar yapabileceği iyi bir şeyler var aslında.'
Ölümü hepimiz Mevlana gibi 'vuslat / şeb-i arus' kabul edemesek de ölen ölüyor; kalan kalıyor aslında.
Önemli olan, 'At ölür meydan kalır yiğit ölür şan kalır' atasözümüzü tam kavrayıp ona göre yaşayabilmek...Önemli olan ölümle beraber bize bu dünyaya ait olanların bittiğini, sona erdiğini kavrayabilmek…Önemli olan, ölümden korkmak yerine ölüm gerçeği üzerinde düşünmek, gerçeğiyle yüzleşmek…Önemli olan, ölünce de unutulmayan eserler bırakmak; önemli olan iyi insan olmak.
Önemli olan, 'iyi insan olup hiç ölmemek…'