75 anne, 75 bebek! Ne miting var ne taşkınlık ne de bir siyasi gösteri… Anneler bebekleriyle yürümek, biraz egzersiz yapmak, çocuk doktoruna soru sormak istemiş. Karşılarına izin engeli çıkarılmış!

Eskişehir’in Dede Korkut Parkı’nda yaşanan olayın özeti budur. Bir kent düşünün; anneler bebek arabalarıyla yürüyüş yapabilmek için bürokratik duvarlara çarpıyor. Sonunda eşyalarını toplayıp başka bir parka gitmek zorunda kalıyor.

Peki, soralım: Bu parklar kimin? Halkın mı, yoksa halka izin verme yetkisini elinde tutanların mı?

Anne Bebek Hareket Kulübü, 75 anne ve 75 bebeği bir araya getiriyor. Çocuk doktoru Mustafa Alper Aykanat annelerin sorularını yanıtlıyor. Etkinliğin soru-cevap bölümü tamamlanıyor. Anneler, bebek arabalarıyla yürümek ve egzersiz yapmak istiyor.

Derken o meşhur bürokratik cümle devreye giriyor: Toplu etkinlik için önceden yazılı izin alınması gerekiyormuş!

İyi de ortada ne var? Bebek arabaları, anneler ve yürüyüş yapmak isteyen bir grup yurttaş…

Bebek arabasıyla yürümek de mi izne bağlandı? Parkta adım atmanın bürokratik tarifesi mi çıktı?

Elbette kamusal alanların kullanımına ilişkin kurallar olabilir. Güvenlik ve düzen için gerekli tedbirler alınabilir. Ancak kural dediğiniz şey, yurttaşın hayatını kolaylaştırmak için vardır; hayatı gereksiz yere zorlaştırmak için değil!

Üstelik burada yanıt bekleyen soru çok açık: Bu etkinliğin hangi somut sakıncası vardı? Anneler ve bebekler parkın güvenliğini mi tehdit ediyordu? Bir yürüyüş, hangi gerekçeyle başka bir parka taşınmak zorunda kaldı?

Kurallar varsa açıklayın. Engel varsa gerekçesini ortaya koyun. Ama kamu alanını kullanmak isteyen yurttaşa, nedenini anlayamadığı bürokratik duvarları kader diye sunmayın!

PARK DEVREDİLİR, HALKIN HAKKI DEVREDİLMEZ!

Anneler, Dede Korkut Parkı’nın geçen yıl imzalanan protokolle Türk Dünyası Vakfı’ndan Emlak Yönetimi’ne devredildiği bilgisiyle de karşılaştı.

Peki, bir parkın yönetimi devredildiğinde kamusal niteliği de mi ortadan kalkıyor? İşletme değişince halkın hakkı buharlaşıyor mu?

Tapu başka, yetki başka; kamu alanının sahibi olmak başka, onu yönetmek başkadır!

Bir parkı yönetmek, kapısında keyfî bir otorite kurmak değildir. Yönetim yetkisi, kamu yararına hizmet etmenin sorumluluğunu da beraberinde getirir.

Daha da önemlisi, olayın zamanlaması tartışmayı büyütüyor. Bilal Erdoğan’ın Eskişehir’de Aile Zirvesi düzenlediği günün hemen ertesi günü annelerin park etkinliğinin engellenmesi, kamu alanlarının kimler tarafından, hangi koşullarda kullanılabildiği sorusunu gündeme getirdi.

Yeni Parti Eskişehir Kurucu İl Başkanı da tam bu noktaya dikkat çekti: Siyasi etkinliklere alan açılırken annelerin çocuklarıyla gerçekleştirdiği etkinliğe engel çıkarılması kabul edilemez.

Burada kimsenin elinde somut karşılaştırmalar olmadan kesin bir çifte standart hükmü vermek doğru değildir. Ancak ortada son derece meşru bir soru vardır: Söz konusu siyasi etkinlikler olduğunda kullanılabilen parklar, sıradan yurttaşların etkinliklerinde neden aynı ölçüde erişilebilir olmayabilir?

Bu soruya açık ve ikna edici yanıt verilmelidir. Çünkü kamu alanları, siyasi ayrıcalıkların değil, eşit yurttaşlığın sınandığı yerlerdir.

BAŞKANLAR TEPKİ GÖSTERDİ; PEKİ YA SORUMLULAR?

Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, yaşananları “kabul edilemez ve üzücü” olarak nitelendirdi. Belediyeye ait bütün parkların annelere ve çocuklara açık olduğunu, etkinliğe destek vereceklerini açıkladı.

Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç da belediyelerine ait parkların herkese açık olduğunu belirterek anneleri davet etti.

İki başkanın açıklaması yerindedir. Fakat mesele, annelere başka bir parkın kapısını açmakla bitmiyor. Asıl mesele, Dede Korkut Parkı’nda neden böyle bir uygulamayla karşılaşıldığının açıklanmasıdır.

Çünkü bir belediyenin kapıyı açması, başka bir yerde karşılaşılan engelin hesabını ortadan kaldırmaz.

Anneler Kanlıkavak Parkı’na geçti. Bebek arabaları ikişerli sıralandı. Yürüyüş devam etti.

Bürokrasi anneleri durduramadı; yalnızca yollarını değiştirdi.

Ama geriye, Eskişehir’in önüne bırakılmış ciddi bir soru kaldı: Bir kentte anneler bebekleriyle yürüyüş yapmak isterken kendilerini izin tartışmasının ortasında buluyorsa, kamusal alanları yönetme anlayışını kim, neye göre belirliyor?

SON SÖZ: PARKLARIN SAHİBİ HALKTIR!

Parklar iktidarların propaganda dekoru, kurumların kişisel tasarruf alanı, yöneticilerin lütuf kapısı değildir.

Parklar halkındır!

Annelerin, çocukların, gençlerin, yaşlıların… Bu kentte yaşayan herkesin!

Halkın olan bir yerde halka izin vermeyi bir lütuf gibi sunamazsınız. Kamu görevi, yurttaşa kapı göstermek değil, kamu hakkını korumaktır.

Bugün 75 anne ve 75 bebek başka bir parka yönlendirilir. Yarın başka bir yurttaş, başka bir gerekçeyle aynı kapıya dayanır.

İşte bu yüzden mesele bir yürüyüşten çok daha büyüktür.

Bir ülkede iktidarın etkinliğine alan açılırken annenin bebek arabasına yol daralıyorsa, dönüp yalnızca annelere değil, o yolu daraltan anlayışa da bakmak gerekir!

Çünkü parklar halkın nefes alma alanıdır. O alanı yönetmek başka şeydir; halka nefes alacağı yeri göstermek zorunda bırakmak bambaşka!

Ve unutulmasın: Parkların kapısı halka kapanıyorsa, sorun halkın orada bulunması değil, kamu gücünün kimin için kullanıldığıdır!