Memleketimin insanları merhaba!
Bendeniz 'Sıradan İnsan' Halil Ünal.
Bundan böyle her hafta Yenigün Gazetesi'nde bu köşede sizlerle beraberim.
Duyan duymayanlara söylesin...
***
Erkeğin zavallılık vesikasıdır, kadına uyguladığı şiddet.
Bu meselenin bütüncül bir yaklaşımla, ayrıntılarına nüfuz edilerek irdelenmesi, bilhassa toplumsal öğelerle olan ilişkisinin gözardı edilmemesi gerekliliği aşikardır.
Kadının maruz kaldığı şiddet bir insanlık suçudur.
O halde konumuz yeryüzünün en tehlikeli ideolojisi; CİNSİYETÇİLİK.

Bir cinsiyeti diğerinden üstün görme aymazlığı temelinde şekillenen kirli zihinlerin hayattaki ideolojik karşılığıdır cinsiyetçilik...
Cinsiyetçiliğin temelleri ailede atılır. Hiçbir aile de yaşadığı toplumdan bağımsız düşünülemez. Her aile bir birey, her toplum bir ailedir. Dolayısıyla da her aile içinde bulunduğu toplumun bir bireyidir. Cinsiyetçilik de işte bu yönüyle toplumsal bir meseledir. Sonuçları itibariyle kişisel, nedenleriyle toplumsal bir olgudur. Zihniyetin nesilden nesile aktarımı, bu yönüyle de kültürel bir miras olma özelliği; cinsiyetçiliğin, derinliği ve kökleri olan çarpık bir düşünce sistematiği olduğunu ortaya koymaktadır.

İstisnalar vardır elbet. Ama çoğunluğumuz cinsiyetçi bir yaklaşımla büyütüldük. Bunu inkar edemeyiz. İyi niyetle şöyle bir hafızalarımızı yoklarsak , çocukluğumuzdan bugüne birçok kez cinsel ayrımcılığa tanıklık ettiğimizi anımsarız. Sadece geçmişte değil günümüzde de; aynı aile içinde bile erkek kardeşleriyle aynı haklara sahip olmadan büyüyen birçok kız çocuğunu görebiliriz. Erkek evlat sahibi olabilme hevesiyle, üç dört beş kez doğum yapmış bir kadına ''hadi bu sefer erkek olacak'' mantığıyla , kadının bedeni ve ruhi yıpranmasını hiç ama hiç önemsemeden, safi bencillikle açıklanabilecek bir düşünceyle hamile kalmasını tek taraflı beyanla işleme koyan erkeklere hiç mi şahit olmadık. Bir kız evladın bir erkek evlattan farklı olarak yapamayacağı ne olabilir ki! Namus kavramını sadece kız çocuklar üzerinden okumak, algı dünyasını bu tavırla şekillendirmek kadına yönelik şiddete giden yolu meşrulaştırmış olmuyor mu? Hayata dair olası hataları cinsel ayrımcılık başlığı altında tasnif etmek ne kadar rasyonel olabilirki!

Yazımın başlığına dönersek;
Kadına şiddet uygulayan her erkek bir kadının oğludur. Bir annenin evladıdır tıpkı fiziksel şiddet uyguladığı, katlettiği kadınında bir annenin evladı olduğu gibi. Yaman bir çelişkidir bu!

Biraz sesli düşünsek; acaba kadına yönelik şiddet sarmalının neresindedir anneler. Devletin ceza-i yaptırımına tabi olmamaları bu şiddetin paydaşı oldukları gerçeğini değiştirir mi? Merak ediyorum, iç hesaplaşmalarını yapabiliyorlar mı? ''Benim aslan oğlum yapar.'' ''Benim aslan oğlum anasını başka bir kadın için üzmez'' gibi empatiden yoksun bu ve benzeri cümleleri kurup oğlunun hayatındaki kadını zaten yönlendirilmeye açık ilkel zihinlerde ( İlkelliğin eğitimle doğrudan bir ilişkisi yoktur. Diplomalar üzerinden bir ilkellik tanımı yapmadığımı belirtmek isterim.) olası bir tehdit olarak konumlandırmış olmuyorlar mı? Bu örnekleri çoğaltmak mümkün.

Annelerin (elbette geneli için söyleyemeyiz) evlatlarını büyütürken bilerek yada bilmeyerek cinsiyetçiliğin ana parametrelerini o çocukların zihinlerine kodladıklarını söyleyebiliriz. Annelerde her birey gibi yaşadıkları toplumun bir tezahürüdür. İçinde bulundukları kültür ikliminden etkilenmeyeceklerini düşünmek iyimserlik olur.

Kadına yönelik şiddeti sadece anneler üzerinden okumak ve bu hususu sadece bu yönüyle çözümleyebilmek elbette ki mümkün olmayacaktır. Ama şunu söylemeliyiz; ''benim oğlumun canı sağ olsun'' dediğiniz noktada, başka bir canın solabileceği ihtimali unutulmamalı. Oğullarınızın algı dünyasını doğru telkinlerle şekillendirmek; hemcinsiniz olan bir kadının ''aslan oğlunuz'' tarafından olası bir şiddete maruz kalmaması adına önemlidir.