Jeopolitik olarak çok kritik bir bölgede yaşıyoruz. Gerek kültür gerek coğrafi zenginlikler açısından geçiş bölgesinde bulunan Türkiye; dünyanın önemli enerji kaynaklarına yakın, üç tarafı denizlerle çevirili, bir iç denizi ,çok sayıda akarsuyu, yedi coğrafi bölgesinde yedi ayrı iklime sahip, onlarca çeşit tarımsal ürünü ve madeni olan, zengin tarihi birikim/mirası ve yetişmiş insan gücü ile eşi/benzeri olmayan bir ülkedir.
Türkiye'nin bu atmosferdeki gerçeği ise emperyalist Batı'nın Türkiye ile yakından ilgilenmesine neden oluyor. Enerji kaynaklarından mahrum, yaşlanmış nüfusu ile Batı, güçlenen Avrasya'ya karşı güç kaybederken Avrasya'nın kilidi olan Türkiye'yi kontrol altında tutmak, onu güçsüz kılmak istiyor. Bir başka deyişle, jeopolitika uzmanlarının ortak görüşüne göre, Batı ayakta kalmak için Türkiye'yi süründürmek istiyor…
1839'da imzalanan Tanzimat Fermanı'ndan günümüze Batı, içimize yerleşerek sözde lehimize özde aleyhimize hummalı bir çalışma içerisindedir. Bu yazımızda, içimizdeki Batı'nın bize karşı uyguladığı stratejilerden bir bölümü üzerinde duracağız.
Sovyetler Birliği'nin dağılması ve Berlin Duvarı'nın yıkılması paralelinde dünyanın tek kutuplu hale dönmesini takiben Yeni Dünya Düzeni adı ile Batı'nın dünyanın %87'sini sömürmesi sürecinde Türkiye gerek uluslar arası gerek iç cephede jeopolitik stratejiler geliştiremediği için her gün güç kaybetmektedir. %87'lik grubun içinde olan ülkeler gibi Türkiye'nin de güç kaybetmesinde perde arkasında Batı vardır. Son yıllarda ise Batı perde arkasından çıkıp içimize yerleşmiştir.
Ortadoğu ve Avrasya'daki stratejik amaçlarına ulaşmak isteyen Batı kendisine bağlı bir Türkiye'yi kontrol etme/şekillendirme yolunda ülkemizi farklı sınıflara ayırmakla işe başlamıştır: 'Ümmetçiler, Sahte Milliyetçiler, Avrupa Birlikçiler, Kürtçüler, Küreselciler, Sahte Atatürkçüler, Radikal Dinciler' gündemde olan, Batı'nın desteklediği milli bilinç karşıtı yapılardır. Batı, bu ayrışma ile ülkemizin sorunlarının çözümünde tek yumruk olmasını engellemekte, Türkiye'yi her daim sorunlu bir şekilde gözetimi halinde tutmayı amaçlamaktadır. İpleri Batı'nın elinde olan adı geçen gruplar ise Her ülke meselelerine kendi sınıf menfaatleri penceresinden baktklarıı için milli bütünlükten kopuk, ne yazık ki ülkemiz Batı'nın yarı sömürgesi ne dönüşmesinde piyon olarak görev yapmaktadırlar. Batı, bu sınıfların temsilcileri kanalı ile de içimizdedir…
İçimizdeki Batı'nın diğer hamlesi ise gayrı milli sermaye, medya temsilcileri ve radikal dincileri amaçları doğrultusunda kullanmaktır. Kürselleşme hikayesi doğrultusunda Batı merkezli küresel şirketler, bizdeki gayrı milli işbirlikçi sermaye ile ticaret yaparken kendi ülkelerinin kazanç ve menfaatlerini merkeze koymakta, Türk halkını ise fakirleştirmektedir. Bu sömürü ve kandırmaca ise Türk şirketlerinin küresel pazarda iş yaparak Türk ekonomisine büyük katkılar yaptıkları yalanı ile perdelenmektedir. Dinci sermaye ve gayrı milli sermaye şahsi menfaatler paydasına el ele yol almaktadırlar. Yeni Dünya Düzeni ve Kürselleşme uygulamaları ve sahtekarlığı ile Türkiye'nin ithalatı ihracatına göre her geçen yıl artmış, yıllık açık 60 Milyar dolara yaklaşmış, dış borç 600 Milyar doları görmüş, Türkiye tarımda da dışa bağımlı hale getirilmiştir. Küresel şirketler ve yerli işbirlikçileri zenginleşirken Türkiye ekonomisi felce uğratılmış, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve halkı borçlandırılmaktadır. Avrupa Birliği ve Amerika Türkiye'ye tarım alanında kotalar koymakta, elde ettiği tarımsal gelirin 45 Milyar EU'sunu ise çiftçilerine destek olarak her yıl vermektedir. Türk çiftçisinin ürünleri ise tarlada çürümeye bırakılmaktadır. Her geçen yıl yerli üreticinin tarımsal girdileri, dövize endeksli olduğundan, artmakta, çiftçi fakirleşmektedir. Veriler ortadadır; 15 yıl önce 1 kg buğday ile 1 Lt mazot alabilen çiftçi, bugün 7 kg buğday ile 1 Lt mazot alabilmektedir. Buğday, mercimek, sarımsak, pirinç dahil çok sayıda tarımsal ürün ithal eden bir ülkedir artık; bir zamanların Ortadoğu'nun tahıl ambarı olan Türkiye… İçimizdeki Batı, yerli işbirlikçileri ile Türkiye'yi tarımdan koparıp kendisine bağlı hale getirmektedir. Yerli işbirlikçilerden tarım ithalatçısı oldukça fazladır…
İçimizdeki Batı, medyayı da ele geçirmiştir. Emperyalist güçlerin etkisi altında olan ulusal kitle iletişim araçları, kitle iletişim araçlarının evrensel ilkelerinden ve milli bilinçten kopuk onlarca yayın ile Türk halkını uluslar arası ve milli gerçeklerden stratejik bir şekilde uzak tutmaktadır, ticari çıkarlar gereği. Türk halkı sanatsal ve toplumsal gerçeklerle hiçbir ilgisi olmayan dizi ve yarışma programları ile tüketim çılgınlığına yönlendirilmektedir; bu kanal ile yurttaş kimliği yerine tüketici kimliği model olarak sunulmaktadır halka/izleyiciye. Eğitici, bilgilendirici, kültür-sanat-bilim temalı program sayısı yok denecek kadar azdır. Haberler tek taraflı, programlar düşük içerik ve kalitededir. Halk bilinçli bir şekilde programlarla uyuşturulurken medya patronları servetlerine servet katmaktadır, İçimizdeki Batı ile…
İçimizdeki Batı'nın bir diğer stratejisi de gayrı milli ve dinci sermaye kanalı ile ulusal kültürü baltalamak, liberal ve ümmetçi anlayışı topluma hakim kılmaktır. Batı, medyayı da bu yolda kullanmayı ihmal etmemektedir.. Milli kalkınma, güçlü milli ekonomi, milli bir kültür ve vatandaş tipi İçimizdeki Batı'nın işine gelmemektedir.
1839 Tanzimat fermanı ile içimize yerleşen Batı, Cumhuriyet sonrası, özellikle sağ tandanslı hükümetlerin iktidar olduğu dönemlerde ekonomik sahada liberal, kültürel sahada emperyal, bölücülük alanında da etnik ve mezhepsel stratejiler uygulayarak ve içerideki piyonlarını besleyerek milli bütünlüğümüze ve milli ekonomimize zarar vermektedir. Bunu da ülkemizde demokrasiyi ve ekonomiyi güçlendirme yolunda müttefikimiz olduğu yalanı ile yapmaktadır.
Ne yaparsa yapsın başarılı olamayacaktır; 5 bin yıllık tarih tarihini, üretim süreçlerini, milli kalkınma hamlelerini, kendi kültürünü, sanatı/bilimi bilen, emperyalist Batı'nın sömürücü jeopolitik stratejilerini yakından takip eden, toplumsal menfaatin bireysel menfaatin önünde olduğunu şiar edinmiş, ilim/irfan ile üretebilen, toplumun sosyo-kültürel değerleri ile barışık, uluslar arası kültürle entegre olabilmiş halkın aydın çocukları her dönemde olduğu gibi bugün ve yarın da İçimizdeki Batı'yı ağır bir yenilgiye uğratacak, muhasır medeniyetlerin üzerine çıkacaktır.
Yeter ki; 'Ne mutlu Türk'üm' diyebilsin…