1 Mayıs denince akla yıllardır aynı şeyler geliyor: emek, alın teri, mücadele, işçi ve emekçi!
Ama artık bu tanımın eksik kaldığı bir dönemdeyiz. Çünkü bugün bu ülkenin gerçeği sadece çalışanlardan ibaret değil. Artık bu kalıba yeni bir kelime eklemeden bugünü anlatmak eksik kalıyor.
O kelime: İŞSİZ.
Bir yanda sabah işe gidip akşam eve döndüğünde hâlâ ay sonunu nasıl getireceğini düşünen milyonlar var. Çalışıyor ama rahat değil. Diğer yanda ise işe gidecek bir yeri olmayan, aylarını yıllarını “acaba bir iş bulur muyum?” diye geçiren insanlar.
Üstelik çalışan olmak artık eskisi gibi bir güvence de sunmuyor. Maaş var ama yetmiyor. İş var ama gelecek kaygısı yüksek. İnsanlar çalışıyor ama çoğu zaman sadece günü kurtarıyor.
Rakamlar da bunu açıkça gösteriyor. TÜİK verilerine göre her 100 kişiden sadece yaklaşık 14’ü insanca yaşam koşullarına ulaşabiliyor. Milyonlarca insan açlık sınırının altında yaşamaya çalışıyor. Bu tabloya bakınca, meselenin sadece “çalışanların hakları” olmadığını görmek zor değil.
İşsizler açısından durum daha da çetin. Onlar için konu ücret, hak bile değil… Önce hayata karışabilmek. Bir işe girebilmek. Sabah kalkıp gidecek bir yerinin olması.
Ama bu noktada sık sık duyduğumuz klasikleşen bir cümle var:
“İş var ama çalışacak adam yok.”
Sanayiciye soruyorsun, “gaz altı kaynakçısı arıyoruz, bulamıyoruz” diyor. Ardından hemen şu lafı kolayca söylüyor: “Gençler iş beğenmiyor.”
Peki gerçekten mesele bu kadar basit mi?
İİBF mezunu bir gence “gel kaynakçı ol” deniyor. Olmayınca da “iş beğenmiyor” deniyor. Oysa o genç yıllarca başka bir alan için okumuş, başka bir meslek hayali kurmuş. Şimdi bambaşka bir işe yönelmedi diye suçlanıyor.
Burada asıl konuşulması gereken şey başka.
Eğitimle iş hayatı arasındaki kopukluk.
Bir tarafta ara eleman bulamayan sanayi, diğer tarafta okuduğu alanda iş bulamayan gençler… Bu tablo ne sadece gençlerin tercihiyle açıklanabilir ne de işverenin şikâyetiyle.
Ortada açık bir plansızlık var. Bunun en net görüldüğü yerlerden biri de Eskişehir. Her yıl binlerce genç bu şehirde okuyor, yaşıyor, bağ kuruyor. Ama mezuniyet zamanı geldiğinde önemli bir kısmı bavulunu toplayıp gidiyor. Çünkü burada kalmak çoğu zaman bir gelecek kurmak için yeterli olmuyor.
Bu sadece bireysel bir tercih değil, şehrin geleceğiyle ilgili bir mesele. Gençlerin kalmadığı yerde üretim de azalır, üretkenlik de zayıflar. O yüzden bu dönemde 1 Mayıs’a biraz daha geniş bakmak gerekiyor.Dün sadece çalışanların değil, çalışmak isteyen ama fırsat bulamayanların da günüydü.
Bu ülkede işçinin de derdi var, işsizin de, emeklinin de, öğrencinin de ve hatta iş verenin de. Kimi geçinmeye çalışıyor, kimi hayata tutunmaya, kimi ayakta kalmaya…
Ama ortada şüphe getirmeyen bir gerçek var: Bugün bu ülkenin içinde bulunduğu durumdan memnun olan hiçbir kesim yok!
Çözüm ise ortada: Doğru planlama, kaynakların doğru kullanımı ve gerçekçi bir eğitim politikası. Gençleri suçlamak yerine sistemi düzeltmek.
Yoksa konuştuğumuz şey işsizlik değil, kaybedilen bir nesil olacak…