Modern zamanların iktisat anlayışı çoğu zaman üretim ve tüketime endeksli; ötekine hayat hakkı tanımayan acımasız ve haksız rekabeti, rekabet esnasında da her türlü yola başvurmayı mübah gören bir anlayışı esas almaktadır. Bununla birlikte günümüz insanında azla yetinme duygusu ve kanaat hissi zedelenmiş, güven ve dürüstlük gibi değerler zayıflamış; zaten insanoğlunun fıtratında bulunan açgözlülük ve doyumsuzluk gibi hisleri, hırs ve tamahın da etkisiyle had safhaya ulaşmıştır. Fıtrat ile vakıaya tamamen ters düşen bu üretim-tüketim çarkında yapılacak ilk iş, ahlaki bir duruş sergilemek; israftan uzak, insaflı ve mutedil bir hayat tarzını benimsemektir. İslam’ın üretim felsefesini ve ticaret ahlakını yansıtan “Helal Kazanç, Helal Lokma” meselesi, bu anlamda Müslümanın üretim ve tüketim ahlakının olmazsa olmazıdır. Zira inanan kimse için iman, yalnızca kalpte taşınan bir inanç değil; kazancına, tüketimine ve yaşam tarzına yansıyan bir sorumluluktur. Aslında türlü nimetleri yaratıp bunlardan istifade etmeyi ve çeşitli şekillerde çoğaltabilme yeteneğini bize bahşeden Rabbimiz, burada bize bir taraftan tekvîn (yaratma) sıfatını izhar ederken, diğer taraftan teşri’ (hüküm koyma) yetkisinin de kendisinde olduğunu bizlere hatırlatmaktadır.

Kur’an ve sünnet helal kazanç ve temiz rızık konusunda açık ve net ilkeler ortaya koyar: Yalnızca gıdanın kendisinin değil, elde etme yolunun da temiz olması gerektiği (Bakara 2/168); alışveriş ve ticarette dürüstlük (Tirmizî, Büyû’ ,4); faizin haramlığı (Bakara 2/278-279); rüşvetin yasak olması (İbn Mâce, Ahkâm, 2); kumar ve benzeri yollarla kazanç sağlanmaması (Mâide 5/90-91); alkol ve uyuşturucu maddelerden gelir elde edilmemesi ve çalışma hayatında sorumlulukların yerine getirilmesi bunlardan bazılarıdır. Gıdanın kendisinin (tüketim yönüyle) helal ve temiz olması ise, içerisinde dinen haram kabul edilen herhangi bir maddenin bulunmaması anlamına gelir.

Gerçek şu ki, İslam’ın öngördüğü anlamda helal ve temiz gıdaya sadece Müslümanların değil tüm insanlığın ihtiyacı vardır. Zira bu durum gıdanın kalitesini, sağlıklı, hijyenik ve faydalı olduğu gerçeğini ortaya koyar.

Helal kazanç, emeğe, dürüstlüğe ve adalete dayanır. Buna karşılık faiz, hile, aldatma, rüşvet ve kul hakkı içeren her türlü kazanç haram kabul edilmiştir. Bu noktada mesele sadece bireysel günah değildir; aynı zamanda toplumsal bir sorumluluktur. Haram kazanç, güven duygusunu zedeler, adaleti bozar ve toplumda huzursuzluk üretir. Helal kazanç ise güveni, bereketi, sosyal dayanışmayı ve huzuru temin eder.

Allah temizdir, ancak temiz olanı kabul eder” (Müslim, Zekât, 65) hadis-i şerifi, yapılan ibadetlerin kabulü ile helal kazanç arasında doğrudan bir ilişki olduğu hakikatini söyler.

Kişi uzun yolculuk yapar, saçı başı dağınık, ellerini göğe kaldırıp dua eder; fakat onun yediği haram, içtiği haram, giydiği haram… Böyle birinin duası nasıl kabul edilir?” (Müslim, Zekât, 65) hadisi ise, helal lokmanın beden sağlığından başka, dua ve ruhî hayat gibi farklı boyutlarda tesirinin olduğunu ifade eder.

Helal lokmanın insan üzerindeki etkisi aynı zamanda ahlakidir. Helal ile beslenen bir kalp, merhamete ve doğruluğa daha yatkın olur. Buna karşılık haram lokma kalbi katılaştırır, insanı günaha daha açık hâle getirir.

Sonuç olarak; nimetlerden istifade etmenin ilahî bir yasası, nebevî bir modeli ve beşerî bir ahlakı vardır. Aslında bunlar ne sadece toplumsal kurallar ve kanunlar ile ne de emniyet gücü ve müeyyidelerle tam olarak hayata geçirilebilir. Burada Allah’a karşı kalplerde beslenen takva duygusuna sahip olmanın önemi, kendisini açıkça gösterir. Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin...” (Nisâ 4/29) ayetini zihinlere ve gönüllere yerleştirip vicdanî ve ahlaki boyutu oluşturmadan; “Helal Kazanç, Helal Lokma” konusunda haramlardan, hilelerden ve yanlışlardan emin olmak mümkün değildir.

Unutmayalım ki, insanoğlunun ilk imtihanı (helal) gıda ile olmuştur (Bakara 2/35-37). Günümüzde de gıda meselesi insanlık için önemli bir sınav olmaya devam etmektedir...

Mehmet KELEŞ

Dini İhtisas Merkezi Müdürü