Türkiye’de giderek derinleşen barınma sorunu, Eskişehir’i de çok yakından ilgilendiriyor. Ancak mesele, çoğu zaman düşünüldüğü gibi konut sayısının yetersizliği değil mevcut konuta erişimin giderek zorlaşması gibi görünüyor. Çünkü Eskişehir’de asıl soru “Yeterince ev var mı?” değil, “Bu evlere kimler ulaşabiliyor?” sorusu.

Kentteki konut stoku ve boş konut verileri, dünya standartları açısından belirgin bir konut açığına işaret etmiyor. Hatta nüfus artışı ile konut üretimindeki artış birlikte değerlendirildiğinde, yakın gelecekte konut fazlası tartışmalarının gündeme gelmesi dahi mümkün görünüyor. Eskişehir Strateji Geliştirme Ofisi’nin yapı stoku raporuna göre kentte yaklaşık 20 bin boş konut olduğu tahmin ediliyor.

Buna rağmen dar ve orta gelir grupları, gençler, öğrenciler ve yeni kurulan aileler için barınma meselesi, temel bir hak olmaktan çok ulaşılması güç bir hayal haline geliyor. Bu tablo, sorunun arz eksikliğinden çok bir erişim krizi olduğunu gösteriyor.

Yüksek kira bedelleri, uygun finansmana erişim güçlüğü, gelir düzeyinin gerilemesi, inşaat maliyetlerindeki artış ve konutun bir yatırım aracına dönüşmesi bu krizin başlıca nedenleri. Ortaya çelişkili bir tablo çıkıyor: Bir yanda boş duran binlerce konut, diğer yanda o konutlara ulaşamayan insanlar.

Geçtiğimiz dönemde Eskişehir’de TOKİ tarafından planlanan yaklaşık 6 bin konut, ilk bakışta önemli bir arz artışı gibi görünse de, meselenin çözümüne dair soru işaretleri barındırıyor. TOKİ’nin kar amacı güden satış politikası, belirsiz ödeme planları, ödedikçe borcunuzun arttığı değişken faiz sistemi ve konutların serbest piyasada alım-satıma konu olabilmesi, sosyal konut anlayışını tartışmalı hale getiriyor. Bu yönüyle model, birçok gelişmiş ülkedeki uzun vadeli, erişim odaklı sosyal konut politikalarından ayrışıyor ve barınma krizini çözmekte sınırlı kalıyor.

Bu nedenle konut meselesini yalnızca yeni üretim üzerinden tartışmak eksik kalıyor. Asıl mesele, üretilen konutların kimler için erişilebilir olduğu. Orta ve dar gelir grupları için erişilebilir finansman araçları geliştirilmesi, mevcut konutlara erişimi kolaylaştıracak mekanizmalar kurulması ve güvenli uzun vadeli kiralık sosyal konut modelleri önemli seçenekler arasında. Kooperatif ve ortak üretim temelli modeller ise Eskişehir’in geçmişte başarıyla deneyimlediği yöntemler arasında yer alıyor.

Bugün tartışılması gereken soru şu: Şehre daha fazla konut eklemek mi gerekiyor, yoksa mevcut konutu toplum için erişilebilir hale getirmek mi?

Belki de çözüm, yeni binalar inşa etmekten önce mevcut konutları insanlar için ulaşılabilir kılmaktan geçiyor. Çünkü konut sorunu bazen yapı sayısının azlığından değil, o yapıların insanlara uzaklaşmasından doğar.