Dün Dünya Emekçi Kadınlar Günüydü. Birçok mecrada ve alanda Kadınlar Günü olarak kutlanmaya çalışılsa da bugünü doğuran koşullar ve şartlar tamamen başkadır. Yani her önemli anma ve mücadele günlerinin içini tüketim çılgınlığına çeviren günler gibi Dünya Emekçi Kadınlar Günü de içi tamamen boşalan bir güne doğru evrilmiş durumda.

8 Mart 1857 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri'nde 40 bin dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları talebiyle greve gider. Grev yapan işçilerin içine kilitlendiği fabrikada yangın çıkar ve tam 129 kadın işçi o yangında yaşamını yitirir. 8 Mart Dünya Emekçi kadınlar Gününün doğuşu da bu emek mücadelesinin günümüze kadar yaşatılmasından ibaret. Yani 8 Mart sınıfsal bir gün ve sınıfsal bir öneme sahiptir. Kadın ve erkek arasındaki eşitsizliği ortadan kaldırmak için bir mücadele ve dayanışma günü olarak kutlanması gereken 8 Mart günü ne yazık ki 'kadınlarımız' ve 'kadınlar' diye başlayan aslında temelinde yine cinsiyet ayrımcılığını buram buram yansıtan birçok açıklamalarla kutlanıyor.

Kadının önemi diye başlayıp, kadınların yüceliğinden çıkan birçok cümle ile karşılaştık ki bu tip açıklamalar bile ataerkil yani erkek egemen bir bakış açısını yansıttığı için 'kadın algısının' bilinçaltlarımızda daha da pekişmesini sağlamaktadır.

Dolayısıyla 'kadının yüceliğini', 'kadınlarımızın toplumsal önemi'ni anlatan cümlelerin hiçbir anlamı yok, asıl anlamı olan ve önem taşıyan gerçekler kadının toplumsal yaşamdaki yeridir.

Kadın algısı sübjektif bir değer olduğu için de romantizm dolu sözcüklere yer vermeden kadının toplumdaki yerine bakmak 'o yüceliğe' verilen değeri (!) gösteriyor aslında;