Doğup büyüdüğü Dörtkonağın Turhanlı mahallesine gelin giderek amcam Salih Turhan ile hayatını birleştirdi.
Devam eden zamanda mahallemizin Rüküş yengesi yada halası olmuştu.
Kendisinden yaklaşık 8 yıl sonra mutlu bir yuva kurmuş olmalı ki kayın biraderi olan babamla amcasının kızı olan annemin evliliklerinde de etkisinin olduğunu düşünmekteyim.
Ayrı evlerde ancak aynı duyguları yaşayarak/paylaşarak geçti çocukluk ve gençlik günlerim yengemle birlikte.
Eskişehir'de ölüm haberini alınca saçlarımın dibinde ince bir sızı, geride bıraktığı uzun ve meşakkatli yıllar film şeridi gibi geçti gözlerimin önünden.
Geriye döndüm. Geçip giden yıllara, çok uzaklarda buğulu bir camın ardında kalan o çocukluk günlerime şöyle bir baktım.
Eskişehir-Ankara-Gümüşhane hattında yola revan olurken çocukluk günlerimde yengemin sevinçli, umutlu, sımsıcak bakışları/gülüşleri geliyor aklıma…O anları anmak ve anılardan medet ummaktan başka bir şey gelmiyor elimden.
Geçmişi düşündükçe kirpiklerimde titreyen gözyaşları duygularımı paramparça ediyor.
Her şey hayalimde öylesine yer etmiş ki yengemle geçen günleri anıları hatıraları tazeliyorum.
Mahallenin terzisi, doktoru, veterineri hülasa elinden her işin geldiği herkesin yardımına koştuğu Rüküş yengem…
Cömertti. Gelen misafirine o an evinde ne varsa ikram etmekten inanılmaz haz duyardı. Köyde evinin önündeki veranda da ne sohbetler yapılırdı anlatamam…!
Geçtiğimiz yaz ayında Eskişehir'e gelen Gümüşhane'deki kapı komşusunun hanemizde anlattıkları 'Rüküş yengenin evine gitsek bizi harçlık vermeden göndermezdi. Eli çok bol bir komşumuz. Çocukları çok sever' dediği hafızamda canlı durmaktadır.
Ne çabuk geçti seneler…
Günün erken vakitlerinde lakasta bahçe sulaması, kirezde, semelizada,(*) ot/ekin biçtiği günler film şeridi gibi akıyor gözlerimin önünden.!
Özellikle ayakta durmanın güç olduğu yüksek eğimli Godazli'nin(*) bayırlarında sabahtan akşama kadar kızgın güneşin altında orak ile ot biçilen günleri düşündüğümde burnumun direği sızlıyor.
Ne günlerdi.
Ot ya da ekin biçme sırası köyün en uzak noktasına geldiğindeki günleri dün gibi hatırlarım. Karşıdan köyün yaylası göründüğünde akşam olunca buraya annemle birlikte gider babaannemle vakit geçirirlerdi.
Günün yorgunluğunu yaylada atmaktı amaçları. Ancak nerede !
Kayın valideleri sabahlara kadar o yorgun bedenleri çalıştırır biriktirdiği sütlerden tereyağı yaptırdığı günler düşüyor zihnime.
Hep çalıştılar…
Dünyaya getirdiği iki evladı abim Süleyman ve ablam Sayıga için gece gündüz demeden…
Dile kolay doksan yıllık bir ömür.
Her şeyin bir sonu var…Neylersin ölüm herkesin başında.!
Tamda içinde bulunduğumuz bahar mevsiminde köyüne gidip bağ bahçe işleriyle meşgul olmak, toprağa tohum atmak varken düştü kara toprağın bağrına.
Uzun süredir sinsice ilerleyen hastalığı ileri boyuta gelerek son bir ay içinde yengemi yatağa bağlamış ve gülen yüzünü soldurmuştu.
Hastanede yoğun bakım ünitesinde yaşama veda etti. Hem de manevi iklimin yoğun yaşandığı mübarek üç aylar içinde.
Cenaze aracıyla birlikte Gümüşhane'den ayrılıp ömrünün geçtiği Dörtkonak köyüne ulaştığımızda son kez geçiyordu dar ve kıvrımlı yollardan…
Bahar mevsiminin çakılın tepesinden göz kırptığı açık ve güneşli bir günde cansız bedeni son kez geçiyordu yarı karlı, çamurlu, tozlu Dörtkonak sokaklarından…
Vedalaşıyordu adeta köyüyle/ köylüleriyle…
Ulu Caminin avlusunda namazı kılındıktan sonra dualar ve tekbirlerle aile mezarlığımıza vasiyeti üzerine hayat arkadaşı Salih amcamın yanına defnedildi.
Hem de mezarlıkta baharı müjdeleyen kuş cıvıltıları altında.
Düşünüyorum da şimdi köyde bahçenin başı öksüz. Lahana bostanı yasta. Lakas göz yaşı döküyor yokluğunda kim bilir.
Ne diyelim…
Emir mülk evinin sahibinden …Rabbim rahmet ve mağfiret eylesin.Ehli Beyt ve Hz.Fatma annemiz ahiret yolculuğunda yoldaşı olsun YENGEMİN ve tüm geçmişlerimizin.