Özcan Türkmen yazdı.
Hani gururun boyunduruğundan kurtulup 'gönül rahatlığı, en güzeli' demek, en güzeli demek geliyor içimden. Diyor demesine ama gücümü, kuvvetimi, cesaretimi süslesem de ardından ekliyor işte. Sözler hiç söylenmemişe dönüyor işte:Gereğini yapmak, gereğini vaktinde yapmak; gereği ve yeteri kadar yapmak…
Sebebiyle de sonucuyla da ilgimizin ilişiğimizin olmadığı olmayacağı konularla niye gereğinden çok ilgileniriz? Niye halimize bakmaz da bu işlerle uğraşırız? Bu işlerle uğraşa uğraşa kendi benliğimizden uzaklaştığımızın farkına niye varamayız?
Fark etmedikçe farkı görüp hissedemedikçe sıradanlaşıp kalışımıza neden yanmayız? Halimize yanmak, bu dertten kurtulmak, bu uğurda mücadele etmek varken niye 'Elin üç oğlağıyla beş keçisiyle uğraşırız?'
Güttüğümüzün üç beş keçi olduğunu bile bile dağı delen(!) ıslığımızla gurur duymanın ne alemi var şimdi.
Ne alemi var şimdi ahır sekisinde oturup da İstanbul türküsü çığırmanın?
Adabı erkanı, konuşmayı dinlemeyi, ortak kararlara varabilmeyi bilenlerle; amacı gerçekleştirecek kafa, gönül ve bileğe sahiplerle; düşündüğünü söyleyen değil söylediklerini düşündürenlerle; ağzından inanmadığı bir tek laf çıkmamışlarla, çıkmayacak olanlarla; sevenlerini, güvenenlerini, bel bağlayanlarını utandırmayacak olanlarla bir arada olmak varken tarafların hiçbirini tanımadığımız halde taraf olmanın, dahası, kraldan çok kralcı olmanın ne alemi var şimdi…
Başında da sonunda da bize zerre kadar faydası olmayan işlerle uğraşmanın 'Halimize yanmadan Hasan Dağı'na oduna gitmenin' ne alemi var şimdi?
Getireceğimiz odunun üstümüz kurutmaya yetmeyeceğini bile bile çamaşır kazanı kurmak için çabalamanın ne alemi var şimdi?
Ne Abbas'a ne Papaz'a yarayacağını hesap bile edemeden ortalığa çıkmanın ne alemi var şimdi?
Zayıf dururken; güçsüz, halsiz yanı başımızdayken elin güçlülerinin, kodamanlarının davulunu çalmanın ne alemi var şimdi?
Tercih ve cüreti karıştırıp şaşırmanın ne alemi var şimdi?
Kurtarılması gerekeni kurtarmak, düşenin elinden tutmak, yardıma muhtacın yanında olmak varken hakkı, hukuku, emeği unutup yağmacının, vurguncunun, saldırganın yanına takılmanın ne alemi var şimdi?
Kalpten kalbe gönül köprüsü oluşturmak varken ağızdan ağıza dolaşan söylentilere kulak kabartıp insanlar arasına duvar örmenin ne alemi var şimdi?
İnsanlarla bir olup güç, kuvvet, mutluluk kazanmak, onları insan olduğu için sevmek varken onları kıskanmanın, çekememenin, hatta onlara düşman olmanın ne alemi var şimdi?
Sıkışıp kaldığımız şu daracık dünyamızda süt ile süzeğin arasına girmeye çalışmanın ne alemi var şimdi?
İkide bir, aklımıza geldikçe, durup dururken ve de hiç gereği yokken ona buna saldırmanın ne alemi var şimdi?
Benzeri olmayan mutluluğu, bir daha erişilemeyecek bu hazzı doyasıya yaşamak varken belgesiz, nişansız, yadigarsız, bergüzarsız sevdaların peşinde koşmanın, kaybolup gitmenin ne alemi var şimdi?
Düşüne düşüne işi daha iyi yaparken; iyi iş yaptıkça güçlenirken, güçlenip de gücümüze güç katıp güçlendikçe dostlar meclisinde daha çok yer bulurken hoyratlığın ne alemi var şimdi?
Hiçbir an, hiçbir vakit, hiçbir zaman bu anki kadar değerli olmamışken geçmişe kahredip geleceğe isyan etmenin ne alemi var şimdi?
Anlayıp dinlemek oldukça kolay iken; anlayıp, dinleyip, danışıp, sorup soruşturup kavradıktan sonra değerlendirmek varken yanı başımızda olup bitenleri yemeyip içmeyip ele güne şavır etmenin nen alemi var şimdi? Dahası bütün bunlara olmayanları, olmamışları, olabilme ihtimali de olmayanları olmuş gibi göstermenin, olmuş gibi anlatmanın ne alemi var şimdi?
Mızrak gibi olup sessiz sakin oluvermek varken gerilmiş yay gibi durup durmanın ne alemi var şimdi?
Bizimle yoldaş olacakların, bizimle yola çıkacakların sayısını artırmak yerine içimize kapanmanın ne alemi var şimdi?
Tuz ekmek hakkını, paylaşılan hoş zamanların, söylenin güzel sözlerin hakkını tepip de yüzüstü bırakıp gitmenin ne alemi var şimdi?
Kimsenin anlamadığı, anlamak istemediği, anlayamayacağı yarım yamalak sözleri tekrarlamanın ne alemi var şimdi?
Kimsenin söyleyemeyeceği, kimsenin anlatacağı kelimeleri bulamayacağı gerçeği bildiği halde susup kalmanın ne alemi var şimdi?
Birlik olmak, beraber olmak varken ayrılıkla gayrılıkla yollar aşmaya çalışmanın ne alemi var şimdi?
Ne alemi var, dedik öylesine işte…
Olsun, ne alemi var ki…